THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

Tanzimat Fermanı'nda neler vadediliyordu?

Hatt-ı Hümayun’da önce durum tespiti yapılıyordu: Osmanlı İmparatorluğu kuruluşundan itibaren Kur’an ve şeriata sımsıkı bağlı kaldığı için güçlü ve müreffeh olmuştu. Ancak 150 yıldan beri Kur’an ve şeriat bir kenara bırakılmış, bu yüzden de hem devlet hem de millet evvelki güç ve ihtişamını kaybetmişti. Yine de memleketin uygun mevkii, yeterli kaynakları ve halkın kabiliyeti akıllı bir şekilde yönlendirilirse, 5-10 yıl zarfında bu kötü durumdan kurtulmak mümkündü. Bunun için yapılması gereken Allah’ın yardımı ve Hazreti Peygamber’in inayetiyle yeni kanunlar çıkartmaktı.

Hatt-ı hümayunun ikinci bölümünde yeni kanunların neler olduğu ve niçin yapılacağı izah ediliyordu; Dünyada can ve namustan daha kıymetli bir şey olmadığına göre, bir kimsenin kendini tehlikede görüp, karakterinde ihanet olmasa bile bunları korumak adına devlete ve millete zarar verecek hareketlere teşebbüs etmemesi için güvenliğinin tesisi şarttı.

Kişinin devlet ve millet gayreti, vatan muhabbetiyle çalışabilmesi, daimî bir ızdırap ve endişeden kurtulması ise ancak mal güvenliğinin teminiyle mümkündü. Evvela halkın mal, can ve namus güvenliği sağlanmalıydı. Devletin, memleketin muhafazası için lüzumlu asker ve diğer masrafları, ancak halkın vergilerinden toplanan parayla karşılanabileceğine göre, bu vergi meselesine de çeki düzen verilmesi gerekliydi. Bunun için memlekete bir hayrı görülmeyen iltizamla vergi toplanması usulü
terkedilecek ve herkesten emlâk ve kudretine göre münasip bir vergi alınacak, hiç kimseden kanun harici bir şey talep edilmeyecekti.

Asker konusunda da düzenleme yapılarak nizamsızlığın önlenmesi, ticaret ve ziraatın bozulmaması için şimdiye kadar uygulanan askere alma şeklinden vazgeçilecektir. Artık lüzumu hâlinde her bölgeden nüfusuna uygun miktarda asker talep edilecek ve ömür boyu askerlik vazifesi kaldırılarak, istihdam müddeti nöbetleşe olarak dört-beş seneyle sınırlandırılacaktı. Son bölümde, bütün bu vaatlerin nasıl gerçekleştirileceği ele alınıyordu. Buna göre, artık hiç kimse yargılanmaksızın açık veya gizli surette cezalandırılmayacaktı.

Kimse kimsenin namusuna tasallut edemeyecek, herkes kendi mülkünde tam bir serbestiyetle yaşayacaktı. Müsadere uygulaması, yani devletin kişilerin malına hazine adına el koyması kaldırılacak, bu kişinin mirası varisleri tarafından tasarruf edilecekti. Verilen bütün bu haklardan müslim ve gayrimüslimler eşit bir şekilde yararlanacaktı. Can, mal ve namus güvenliği ile vergiyle ilgili bundan sonra yapılacak düzenlemeler Meclis-i Ahkâm-ı Adliye’de, askerlik hususundaki düzenlemeler ise Bâb-ı Seraskerî’de serbest bir şekilde görüşülüp, alınan kararlar padişahın tasvibinden sonra yürürlüğe girecekti.

Padişah, Hırka-i Şerif Odası’nda, bütün ulema ve vekillerin huzurunda fermanda belirtilen hususlara uyacağına yemin edecekti. Son olarak, memurların yargılanması için bir ceza kanunnamesi hazırlanacak, rüşvetin her türlüsü şiddetle cezalandırılacak, henüz maaşı olmayan memurlara yeterli miktarda maaş tahsis edilecekti.