THY- Euroleague

Osmanlı memur ve bürokratları gelirlerini nereden sağlarlardı?

Defter emini, reisülküttâp gibi bürokratların gelir kaynaklarından birisi, tasarruflarında bulunan zeametlerdir. 100-150 bin akçeye varan zeametleri olduğu görülmektedir. Bir kısım bürokratlar da ulûfe (mevacib) cinsinden gelire sahiptiler. Bürokratların asıl geliri kendi bürolarında yapılan işlemler karşılığında alınan kalem harçlarından aldıkları hisselerdi. Kendi bürolarındaki kâtiplere mahsus zeametler münhal iken yeni birine verildiğinde o büronun amiri bu timar tevcihinden pay alırdı.

Ayrıca hacegânlara, yaptıkları işler beğenilirse in’am verilirdi. Bürokratlara, padişahların tahta çıkışlarında dağıttıkları cülûs bahşişinden de verilirdi. Sadaret kethüdası, reisülküttâp gibi üst düzey bürokratlar yapılan tayinlerden “aide” ve “caize” adı altında belirli miktarlarda para alırlardı.

Başdefterdar, sadâret kethüdası, reisülküttâp, nişancı gibi büyük bürokratların yıllık gelirleri yüz binlerce akçeydi. Memurların bir kısmının birkaç çeşit geliri bulunmaktaydı. Bir kısım kâtip ve şakirdler timar veya zeamet tasarruf ederlerdi. Gedikli olanların timarları yüksek gelire sahipti.

XVII. yüzyılın başında kâtiplerin zeametlerinin 40 bin akçeden çok olmaması yönünde ferman çıkarılmışsa da daha sonraları bu miktarın üzerinde zeameti olan birçok kâtibe rastlanmaktadır. Defterhâne-i Âmire ve Divân kâtipleri timar tasarruf ederlerdi. Maliye kâtiplerine timar verilmemesi kanundu. Ancak babalarından timar kalan maliye kâtipleri, bunların gelirinden istifade ederlerdi. Kâtip ve şakirdlerin bir kısmı ise ulûfe alırlardı.

Bunlar maaşlarını üç aydan üç aya küçük ruznâmçe kaleminden alırlardı. Bazı memurların maaşları ise gümrük gelirlerinden karşılanırdı. Kâtip ve şakirdlerin timar ve ulûfeleri zamanla aldıkları terakkilerle artardı. Meselâ, Defterhâne-i Âmire’de 1664-1692 yılları arasında görev yapan Kâtip İbrahim’in ulûfesi 10 akçeden 80 akçeye yükselmiştir. Memur ve büro amirlerinin en önemli geliri ise kalemde yaptıkları işleri karşılığı aldıkları harçlar idi. Kâtipler yazdıkları tezkireler ve defterlerden çıkardıkları kayıtlar için iş sahibinden belirli bir ücret alırlardı.

Bu ücretlerin bir kısmı Hazine’ye verilir, “kâtibiyye” kısmı ise kalem kisedarı eliyle biriktirilirdi. “Orta akçesi” adı verilen bu paradan kalemin masrafları görülür, kalanı büroda hizmet eden bütün kâtiplere ve şakirdlere kisedar vasıtasıyla dağıtılırdı. Timar ve ulûfe tasarruf etmeden bürolarda çalışanların tek gelirleri kalem harçlarından aldıkları bu paylardı.