THY- Banjul

Rus Çarı Petro deli miydi?

Petro 1682 yılında tahta geçtiğinde Rusya, Avrupa siyasetinde hiçbir ağırlığı olmayan sıradan bir devletti. Onun reformları ile Rus modernleşmesi başladı. Petro dönemi milletlerin gelişiminde liderlerin oynadığı role örnek olarak gösterilir. Petro 1682’de tek başına hükümdar olmuştu.

Ancak üvey kız kardeşi Sofiya’nın, o dönemin sürekli ordusu olan Strelitzleri ayaklandırmasıyla tahtı hem bedenen hem de aklen sakat olan kardeşi İvan ile paylaşmak zorunda kaldı. İvan birinci çar, Petro ikinci çar, Sofya da naibe ilan edildi. Ülkeyi Sofiya idare ediyordu.

Petro ve annesi Nataliya Narıyşkin’i başkent yakınlarındaki Preobrajenskoye köyüne sürdü. Petro bu dönemde Latince, Almanca, Felemenkçe öğrendi. Rusya’ya gelen Avrupalılarla yakınlık kurarak uygarlıkları hakkında bilgi sahibi oldu. En büyük tutkusu denizcilikti. Çocukluğunda kayıklardan oluşan bir filo kurmuştu ve bunlara Peresvavl Gölü üzerinde manevralar yaptırtırdı.

1689’da Petro’dan tamamen kurtulmak isteyen Sofiya ve yandaşlarının hazırladığı komplonun başarısız olmasıyla tahtı üzerindeki gölge kalktı. 1697’de 270 kişilik bir toplulukla kendisini gizleyerek Avrupa’ya gitti. Almanya ve Hollanda’yı gezdi. Amsterdam ve Zaandam tersanelerinde birkaç ay kaldı.

Buralarda bir isçi gibi çalıştı. Avrupa’da kaldığı sürece gördüğü herşeyi inceledi. Örnek modeller hazırlattı. Cevdet Paşa, onun Avrupa’da kalmasını “Büyük Petro Avrupa’yı gören, orada yaşayan, ilim ve fenni orada öğrenen bir adamdı. Bizimkilerin böyle bir gezme ve görme imkânı olmadığı için tecrübesizliklerimiz oldu” sözleriyle değerlendirir.

Petro’dan önce düzenli bir Rus ordusu yoktu. Soyluların beslediği askerler, Kazaklar, Strelitz muhafızları ve ordunun yarısını meydana getiren yabancı paralı askerler Rus ordusunu oluşturuyordu. Rusya’nın ilk millî ordusu onun zamanında kuruldu. Askerliği zorunlu hale getirerek, paralı askerlere olan ihtiyacın ortadan kalkmasını sağladı. Ateşli silahların kullanılmasını yaygınlaştırdı, askerî eğitime önem verdi.

Kara ordusunda ve donanmada ağır silahları kullanacak insanların eğitimi için akademiler kurdu. Daha önce Rusya’nın Baltık Denizi’nde ve Karadeniz’de limanı olmadığı için donanması da yoktu. İlk Rus donanmasını kurdu ve ülkesinin denizlerde de bir güç olarak boy göstermesini sağladı. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki yeniçerilere benzeyen ve yapılacak işleri engelleyen Strelitzleri ortadan kaldırdı.

Petro’nun iktidarının ilk yılları Rusya’nın ekonomik açıdan en geri olduğu döneme rastlamıştı. Bu durumu düzeltmek için geniş çaplı bir reform hareketi başlattı. Kentlerin gelişmesini sağlamak için tüccar ve zanaatkarlara kendi belediyelerini kurma imkanını sağladı. Bunun yanında sanayinin gelişmesi için çabaladı. Petro'dan önce Rusya’da sanayi fazla gelişmemişti ve olanlar da yabancılar tarafından işletiliyordu. En önemli sanayi sektörlerini devlet tekeline alan Petro, sübvansiyonlarla yeni sektörlerin de doğmasını sağladı.

Tahta çıktığında 21 olan mal çeşidi öldüğünde 200’e çıkmıştı. Ülkesinin dış ticaret hacmini yedi kat artırdı, toprak mülkiyetini yeniden düzenledi ve serflerin sanayi işlerinde çalışmalarını sağladı. Rus takvimini Avrupa’nın kullandığı takvime uygun hale getirdi. Slav alfabesini modernleştirdi. İlk Rus gazetesi Vedemosti’yi yayınlattı. 1724 yılında Petersburg Bilim ve Sanat Akademisi’ni kurdu. Eğitim sistemini laikleştirdi, Avrupa’ya çok sayıda öğrenci gönderdi, soylular dışındakilere eğitim olanakları sağladı. Batı dillerinde yayımlanan kitapları Rusça’ya çevirtti. Kiliseyi bir devlet dairesi statüsüne soktu. Dünyadaki bütün Ortodoksları Rus Ortodoks Kilise’sine bağlamaya gayret etti. Moskova’nın yerini alacak Petersburg kentini kurdu.

Bütün bunlara bakıldığında Petro'nun ''Deli'' olması mümkün değildir. Ülkemizde tarih derslerinde ''Deli'' olarak anlatılan Rus Çarı I. Pyotr Aleksiyeviç, tüm dünyada ''Büyük'' Petro olarak bilinmektedir. Döneminin Osmanlı kaynaklarında da kendisinden ''Koca'' ve ''Akbıyık'' Petro olarak söz edilirdi. Öte yandan I. Petro, fiziki yapısıyla devasa bir insandı. 2 metreyi geçen boyuyla bu ünvanı fiziksel olarak da hak ediyordu ancak onu tüm dünyanın ''büyük'' olarak tanıması yaptığı işlerin büyüklüğündendir.