THY - Orta Avrupa Eylül

Osmanlı zamanında hacca nasıl gidilirdi?

Osmanlı zamanında İstanbul’dan hacca, kara veya deniz yolu ile gidilirdi. Hac yolculuğu o dönemlerde oldukça meşakkatli ve uzun sürmekteydi. İstanbul’dan hacca gidiş-dönüş yaklaşık dokuz ay sürmekte olup, bir sürü tehlike altında gerçekleşirdi. Hacılar bazen müstakil yolculuk yapmaktaysalar da, genellikle büyük kervanlarla ulaşım sağlanırdı. Üsküdar’dan törenle hareket eden hac kervanları, yaklaşık iki ayda Kahire veya Şam’a varırlardı.

Bu iki şehirde hazırlanan, 40-50 bin kişiden oluşan hac kervanları Emir-i Hac adı verilen görevlinin idaresinde ve askeri birliklerin koruması altında Haremeyn’e hareket ederdi. Osmanlı padişahlarının en önemli görevlerinden birisi, yolculuk sırasında hacıların güvenliğini sağlamaktı.

Kervanların yol boyunca güvenliğini sağlamak için askeri tedbirler yeterli olmadığından, bedevilere hac kervanlarına saldırmamaları için surre adı verilen para dağıtılırdı. Çölde eşkıyalık yapan bedevilere hediyeler verilmek suretiyle,
fazla bir kuvvet bulundurulmadan hac yolu emniyeti ve Osmanlı İmparatorluğu’nun o topraklardaki meşruiyeti sağlanmıştır.

Bedevilere yapılacak ödeme geciktiğinde hac kervanlarına saldırılar başlardı. Bedevilerin 1757’de hacdan dönen Şam kervanına yaptıkları saldırı birçok hacının ölümüne sebep olmuştur. Yolculuk sırasındaki en önemli meselelerden birisi de, kervanlara yeterli sayıda deve temin edebilmekti. Çeşitli Arap kabilelerinden develer kiralanır veya satın alınırdı. III. Murad zamanında Şam kervanının deve ihtiyacını karşılamak için bir vakıf dahi kurulmuştu. Her hacı adayı kendi ihtiyacını kendisi karşılamakla yükümlü iken, fakir olanlara devlet yardım ederdi.

Kervanda görevli asker ve memurların da ihtiyaçları devlet hazinesinden karşılanırdı. Fakir hacılara her mola yerinde padişah adına sıcak yemek verilir, nakit ihtiyacı olanlara para dağıtılırdı. Güçsüz hacıları taşımak için deve tahsis edilirdi. Fakir hacıların ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuş vakıflar vardı. Bu hacılar önceleri devlet eliyle Haremeyn’deki hanlara yerleştirilirdi. II. Abdülhamid döneminde ise Mekke’de bulunan fakir hacılar için büyük bir misafirhâae inşa ettirildi. Hacdan dönüş yolculukları da kervanla olurdu.

Dönüş yolculuğu için gerekli olan yiyecek, mola yerlerini korumak için yapılmış kalelerde saklanırdı. Hac kervanları çok renkli olurdu. Kervanla beraber giden kahveci, şerbetçi esnafı hacı kafilesinin önüne geçerek, çalı çırpı ile ateş yakarak seyyar dükkânlarını açarlardı. Hacı kervanındaki ehl-i keyfler, at, katır ve develerinden inerek, kahve ve şerbetlerini içerlerdi. Hac yolculuğu esnasında ölenlerin malları, vekil tayin etmişlerse vekillerine, etmemişlerse aynı köy veya kasabadan olan hemşerisine verilirdi.

Eğer hemşerisi bulunamamışsa devlet hazinesine kalırdı. Hacı adaylarının hac görevlerini rahatça yerine getirdiklerine dair İstanbul’a müjdeciler gelir, ayrıca Mekke şerifi de durumu beyan eden bir mektubu padişaha gönderirdi. Hacıların karşılanışları da yolculuğa çıkışları gibi büyük törenlerle olurdu.