THY - TR Çıkışlı Güney Avrupa Kasım

Osmanlı bürokratları nasıl yetişiyordu?

Büro amirlerine hace (Hoca) adı verilirdi. Bu isim memuriyete yeni girenlere bir nevi “hocalık” yapmaları dolayısıyla kullanılmıştır. Yetişmek üzere büroya gelen memur adayları bir hacegâna veya kıdemli bir kâtibe intisap ederdi. Hacegân ise usta olmanın yanısıra kendisine itaat edilmesi gereken bir kişi idi. Meslekte ilerlemenin olduğu gibi, mesleki bilgiyi kısa yoldan elde etmenin de bir yolu idi.

XVI. yüzyıl sonuna kadar belli başlı bürokratlar başdefterdar, orta defterdar, küçük defterdar, nişancı, defter emini ve reisülküttâptan oluşurken, bu dönemden itibaren bürokrasinin büyümesi ve uzmanlaşmasına paralel olarak birçok yeni kalemler ve bunların amirliği ihdas edilmiştir. Bilhassa Maliye’de durum bu şekildedir. Başlangıçta devletin bütün malî işleri tek bir büro hâlinde Hazine-i Âmire’nin (Defterdarlık) çatısı altında, alt bürolara bölünmeden yürütülürken, XVI. yüzyıl sonlarından itibaren işlerin yoğunlaşmasına paralel olarak başmuhasebeci, Anadolu muhasebecisi, küçük ruznâmeci, mevkufatçı, cizye muhasebecisi gibi birçok yeni hacegânlık ortaya çıkmıştır.

Osmanlı bürokrasisinde memuriyetler tarihi süreç içerisinde devrin ihtiyaçlarına binaen ihdas edilmiştir. Başlangıçta birçok vazife nişancı ve defterdarın uhdesindeyken, devletin büyümesine paralel olarak işlerin çoğalması ile birlikte, o işlerin yürütülmesi için yeni memuriyetler kurulmuştur. XVIII. yüzyılda hacegân sayısı 50 civarındadır. Hacegân-ı divân-ı hümâyûn kendi arasında dört sınıftı. Birinci sınıf hacegâna “menasıb-ı sitte” denilir ve bunlar üç defterdar, nişancı, reisülküttâp ve defter emininden oluşurdu.

Büro amirlerinin en önemli görevi, emri altındaki kâtip ve şakirdlere nezaret ederek, büronun rutin işlerinin yapılmasını sağlamaktı. Kalem görevlilerinin tayin ve azillerinde asıl söz sahibi olan büro amirleriydi. Büronun amiri alınacak elemanın kabiliyetini imtihan ettikten sonra göreve alınması gerçekleşirdi. Maliye’de ise eleman alınması başdefterdarın arzına bağlıydı. Büro personelinin işe devamları, amirleri olan hacegân tarafından kontrol edilirdi. Görevini aksatan veya gelmeyenler hacegânın arzı ile kalemden (bürodan) uzaklaştırılırdı.

Memurların dairede kanunlarda belirtilen kıyafetleri giymeleri de hacegân tarafından sağlanırdı. Memurların büronun evrakı üzerinde hata ve suistimal yapıp yapmadıkları da hacegân tarafından teftiş edilir ve hatası varsa onun arzı ile kalemden uzaklaştırılırdı. Memurların terfileri ve maaşlarında artış yapılması da büro amirinin söz sahibi olduğu konulardandı. Bir büroya müteallik bütün işler hacegânın sorumluluğu ve denetimi altında yapılırdı.

Kalemde yapılacak yeni bir düzenleme, personel alımında görülen eksiklikler, dairenin işlerinde meydana gelen aksaklıklar ve yeni uygulamalar, büronun gelirlerini, kesintisiz olarak toplanması ve bu gelirlerden o kaleme düşen kısmın kanuna uygun bölüşümü gibi hususlar hacegân vasıtasıyla halledilirdi. Hacegânların kendi bürolarına ait görevlerinin yanısıra, zaman zaman devletin ihtiyaç duyması hâlinde ek görevler deruhte ettikleri de görülmektedir. Vergi toplarlar, askerî vazifeler üstlenirler, teftişlerde görevlendirilirlerdi.

Hacegânlığa tayin edilecek şahıslarda aranan hususiyetler, teorikte dürüst, kitabet, defter usulleri ve kanunlara vâkıf ve tecrübeli olma özelliklerini taşıyor olmalarıydı. Nitekim XVII. yüzyıl ortalarında defter eminliğine getirilen Ebubekir Sıdkı Efendi’nin tayini “... ehl-i kalem ve müstakim ve dindar olmağla emanet-i mezbure müşarünileyhe verilmek buyuruldu” şeklinde zikredilmektedir.

Özellikle timar sistemini kontrol eden Defterhâne-i Âmire’nin amirliği olan defter eminliği gibi önemli memuriyetlere tayinlere çok dikkat edilirdi. Kanunî’nin sadrazamı Lütfü Paşa, “hata yapılması durumunda, defter emininin vaziyeti “kanun değildir” diye arz etmesi gerektiğini, bu hususun gayet önemli olduğu için de sadrazamın hata yapması hâlinde, defter emininin “kanun budur” diyecek derecede “ihtiyar ve kanunşinas” kimseler olması gerektiğini belirtmektedir.