THY- Noukşot

Yavuz Sultan Selim'in sirpençe hikayesi nedir?

Sirpençe, Osmanlı padişahlarından olan Yavuz Sultan Selim'in ölümüne sebep olmasıyla bilinmektedir. Vücut üzerinde birden fazla kan çıbanının meydana gelerek yayılması sonucu ortaya çıkan mikrobik bir hastalık türüdür. Bu rahatsızlık kendisini şiddetli ağrı, ateş, titreme, halsizlik ve baş ağrısı gibi belirtiler ile gösterir.

Şirpençe nasıl geçer?

Şirpençe, zamanla iyileşen bir rahatsızlıktır. Ancak bazı durumlarda hastalık ilerleyerek hayati tehlikelere yol açabilmektedir. Bu nedenle kısa sürede geçmeyen ve ağır bir hal alan şirpençe tedavisi için uzman bir hekime başvurulması gereklidir.

Hastalığının iyileştirilmesi için yapılan ilk uygulama çıbanın üzerindeki kabuğu kaldırmaktır. Kabuk kaldırıldıktan sonra cerahatlenme geçene kadar antiseptik sıvılarla pansuman yapılır. Bunun yanında kişiye antibiyotik tedavisi uygulanır.

Sirpençenin ortaya çıkmasındaki başlıca sebepler nelerdir?

Sirpençe, genel olarak sağlık şartlarının bozukluğu, giysi tahrişleri, fiziksel yıpranma, akne, dermatit, permisyöz, anemi ve çeşitli sağlık sorunları sebebiyle ortaya çıkmaktadır. Bu hastalık genellikle yaşlılarda, hasta insanlarda, bağışıklık sistemi güçlü olmayan kişilerde ve diyabeti olan erkeklerde kendisini gösterir.

Sirpençenin belirtileri nelerdir?

- Şiddetli ağrı

- Yüksek ateş

- Titreme

- Halsizlik

- Baş ağrısı

Yavuz Sultan Selim'in sirpençe hikayesi

Yavuz Sultan Selim Belgrat üzerine yürümek için Edirne’ye yaklaştığı sırada başında ve sırtında bir ağrı hissetdi. Daha sonra başına ağır gelen sarığını çıkardı. Bu duruma Hasan Can şaka yapmış, padişahın “Bu dünya iki sultana az!” dediğini hatırlatıp “Meğer hünkarım dünyaya sığmayan kafa, bir sarığa sığarmış,” dedi.

Sultan bu şakaya karşılık vermeyince de Hasan Can bir dertleri olup olmadığını sordu. Padişah, sırtında bir çıban olduğunu, azıcık acıdığını ve ellerini yıkayıp bunu sıkmasını söyledi. Bunun üzerine Hasan Can sultana bunun sıkılmaması gerektiğini, bir hekime gösterilmesinin iyi olacağını söyledi.

Fakat padişah çıbanı küçümseyerek sıkılmasını emretti. Hatta demiş ki “Sen bizi çelebi mi bilirsin ki bir çıban için hekime müracaat edelim?” Daha sonra Edirne hamamına varıp çıbanı sıktırtmış. Meğer çıban habis (kötü, illet) imiş. Ağrısı ve etkisi bedene yayılmış. Bu sefer de hekimler çare bulamamışlar.

Sultan ateşler içerisinde yanmaya başlamış. Bunu yoldaşlarına, askerlerine duyurmasınlar diye nedimlerine tembih etmiş. O haliyle atına binip ordunun önüne düşmüş. Bir vakitler babasıyla mücadeleye giriştiği Rumeli yollarında, Uğraş Deresi yakınında artık Poyraz’ın sırtında duramaz olmuş. Ertesi gün ateşi artmış ve mecalden düşmüş. Halkın anlattığına göre bir ara Hasan Can’a sormuş:

- Hasan can, Halimiz nicedür.?

- Devletlûm, Allah ile olma zamanıdır.”

- Bre, sen bizi bunca zamandır kiminle bilirdin? Var şimdi vezirimiz Piri’yi çağırıver Ahir ömrümüz de söyleyeceklerimiz vardır.

- Hasan can veziri çağırtmış. Oğlu Süleyman’ın tahta çıkarılmak üzere İstanbul’a davetini emretmişler. Sonra da hekim Ahi Çelebi’ye sormuş:

- Bre Ahi! Nedir bu illet, doğru söyle, zinhar saklama!”

- Devasızdır hünkarım, adına şir-pençe derler.

- Şirpençe ha!”

- Evet hünkârım, çıbanın adı şir-pençe.”

- Allahu Ekber. Şimdi çekilesiz. Hasan Can sen yanımda kal.”

- Bak a Hasan Can! Şahit olasın ki babamızın hakkını öderiz. Burada karşısına dikilmiş tahtını istemiştim. Sonra İstanbul’da öfkeme kapılıp göğsünden elimle ittirmiştim. O da bana

- İlahi oğul! Beni berbat edip tahtımdan ettin. Dilerim Allah’tan, sen de genç yaşında berbat olup şir-i pençelere elinde gidesin!” demişti.

- Ben bu Şirpençeyi hep aslanpençesi veya pençesi aslan gibi olan biri diye düşünürdüm ve yıllardır aklımdan çıkarmak isterdim ama yüreğimin bir köşesinde acısını hep duyardım. Sekiz yıllık Saltanatım da durmadan çabalamam bu yüzdendi. Genç iken çok iş yapabilmek içindi. Allah bana küffar ile savaşmayı ve zaferleri nasip etsin diye hep dualar ettim ama işte bak tam küffar üzerine giderken baba ahına uğradık. Hem de adıyla sanıyla şir-pençelere uğradık. Mecaz, hakikat oldu. Allah beni affetsin”

Bunun üzerine Hasan Can, sultana abdest aldırıp başucunda Yasin-i Şerif okumaya başladı.
Hasan Can surenin bir yerinde hata yapınca ölüm döşeğindeki padişah, Ey Hasan Can ayeti baştan al yanlış okudun diyecek kadar şuurlu bir sultandı.

Yasin Suresi'ndeki zalike taktirul azizil alim (İşte bu aziz olan Allah’ın takdiridir.) ayeti bittiği an Yavuz Sultan Selim Han ruhunu teslim etmiştir.