THY - Yeni Havalimanı Promosyon - Ankara

Kanuni Sultan Süleyman iki oğlunu neden öldürttü?

Kanuni Sultan Süleyman döneminin en acıklı yönü iki oğlunu öldürtmesidir. Kanuni’den sonra tahta kendi oğullarının geçmesini isteyen Hürrem Sultan, padişahın büyük oğlu Mustafa’yı, Rüstem Paşa’nın yardımı ile gözden düşürdü.

Kanuni’yi, Mustafa’nın tahtta gözü olduğuna inandırdı. Bunun üzerine padişah oğlunu 1553 İran seferi sırasında öldürttü. Bu olay ülke genelinde büyük hoşnutsuzluğa sebep oldu. Askerin tepkisi üzerine Veziriazam Rüstem Paşa görevden alındı. Şehzade Mustafa adına birçok mersiye yazıldı. Bunların en meşhuru padişahı suçlayan Taşlıcalı Yahya’nın mersiyesidir.

Meded, meded bu cihânın yıkıldı bir yanı

Ecel celâlîleri aldı Mustafa Hân’ı.

Dolundu mihr-i cemâli, bozuldu erkânı,

Vebâle koydular âl ile Âl-i Osmân’ı.

Geçerler idi geçende o merd-i meydânı

Felek o cânibe döndürdü şâh-ı devrânı.

Yalancının kuru bühtânı, buğz-ı pinhânı,

Akıtdı yaşımızı, yakdı nâr-ı hicrânı.

Cinâyet etmedi cânî gibi ânın canı,

Boğuldu seyl-i belâya, dağıldı erkânı.

N’olaydı görmiye idi bu mâcerâyı gözüm

Yazıklar âna, revâ görmedi bu râyı gözüm.

Donandı aklar ile nûrdan minâre dönüb

Küşâde-hâtır idi, şevk ile nehâre dönüb.

Göründü halka draht-i şükûfe-dârâ dönüb

Yürüdü kolları yanınca lale-zâra dönüb.

Dururdu Şâh-ı cihân hiddet ile nâra dönüb

Otağ haymeleri karlu kûhsâra dönüb.

Müzeyyen idi, bedenlerle ak hisâra dönüb.

El öpmeğe yürüdü, mihr-i bî-karâra dönüb.

Vücûd iline akın saldı akdı eşk-i revân

Eyâ, serîr-i sa’âdetde Pâdişâh-ı zemân.

O cân-i âdemiyân oldı hâk ile yeksân

Diri kala ne revâdır fesâd iden şeytân?

Nesîm-i subh gibi yirde koyma âhımızı,

Hakaret eylediler nesl-i Pâdişâhımızı.

Bir iki şerr ü fesâd ehli nitekim şemşîr

Bir iki nâme-i tezvîri kıldı katline tîr.

Gelür ezelde mukadder olan, kalîl ü kesîr,

Hezâr Kayser’in ola libâs-ı ömrü kasîr.

Eceldir âdeme derbend-i teng ü târ u ‘asîr,

Zarûridir buna uğrar eğer cevân ile pîr.

Bu vâkı’a olamaz halka kâbil-i ta’bîr,

Ki erdeşir-i vilâyetde ola ‘âdet-i şîr.

Bunun gibi işi kim gördü, kim işitdi ‘aceb

Ki oğluna kıya bir server-i Ömer-meşreb?

Ferîd-i ‘âlem idi, âlim idi, a’lem idi,

Muhammed ümmetine mevti mevt-i ‘âlem idi.

Ziyâde mâtem idi, hayli emr-i mu’zam idi,

Salâh ü zühdü kavî, i’tikadı muhkem idi.

Meş’âyih ile musâhib, ricâle hem-dem idi,

Kerâmet ile kerîmü’l-hisâl âdem idi.

Nücûm gibi cihân-dîde vü mükerrem idi,

Vücûdu muhteşem ü şevketi mu’azzam idi.

Tevâzu’ ile selâmında hod müsellem idi,

‘Aceb o bedr-i tamâmın ne ‘âdeti kem idi?

Hayiflar oldu ana, iftirâ ile gitdi

Huzûr-ı Hakka du’â vü senâ ile gitdi.

Sipihrin âyinesinde göründü rûy-ı fenâ

Kodu bu kesret-i dünyâyı, itdi ‘azm-i bekâ.

Garîbler gibi gitdi o yollara tenhâ,

Çekildi ‘âlem-i belâya hemçü mürğ-i hümâ.

Hakîkaten sebeb-i ref’et oldı düşman ana,

Nasîb olmasa ta’n mı bu cîfe-i dünyâ?

Hayat-ı bâkiye irişdi rûhu ey Yahyâ!

Şefîki rûh-ı Muhammed, refîki zât-ı

Hudâ. Enîsi gâib erenler, celîsi ehl-i sefâ,

Ziyâde ide yaşım gibi rahmetin mevlâ.

İlâhi! Cennet-i firdevs ana durağ olsun,

Nizâm-ı ‘âlem olan Pâdişah sağ olsun!

Şehzade Mustafa ölümünden sonra arkasından en az beş kişi ben Şehzade Mustafa’yım diye isyan çıkardı. Şehzadenin katlinden kısa bir süre sonra Varna’nın üst kısmındaki Dobruca’da ortaya çıkan bir kişi sultanın kaçmayı başaran oğlu olduğunu iddia etmişti. Şehzadeye benzerliği ve cesareti ile çevresine Rumeli eyaletlerinden 14 bin sipahiyi toplamayı başardı.

Niğbolu ve Silistre taraflarında bulunan Şeyh Bedreddin’in yolunu izleyen dervişler de, Düzme Mustafa’nın davasını desteklediler. Sokollu Mehmed Paşa ve Pertev Paşa yeniçeriler ile üzerine yürüdüler. Padişahın yaklaştığı, Sokollu komutasında kuvvetlerin de üzerlerine geldiğini haber alınca asiler arasında ihtilaf çıktı. Birbirleriyle mücadele ederken yetişen birlikler Düzme Mustafa’yı yakaladı.

Düzme Mustafa ve ileri gelen adamları İstanbul’da çengele geçirilerek öldürüldü. O sırada Edirne’de bulunan Şehzade Bayezid’in isyanı bastırmakta ağır davranması, isyanın onun tertiplediği dedikodularının çıkmasına sebep oldu. Bu durum, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğluna olan güvenini sarstı. Ancak Kanuni oğlunu affederek Kütahya valiliğine gönderdi. 1550’li yılların sonlarına doğru ise Kanuni iyice yaşlanmıştı ve seferlere çıkamıyordu. Saltanatına karşı hoşnutsuzluk iyice artmıştı. Hayatta iki oğlu vardı; Kütahya sancakbeyi Şehzâde Bâyezid ve Manisa Sancakbeyi Şehzâde Selim. Şehzâde Bayezid kendini zevk ü sefaya düşkün kardeşinden daha üstün ve tahtın varisi olarak görüyordu.

Kanuni iki şehzade arasında çekişmenin arttığını görünce, onların sancaklarını değiştirdi. Selim’i Konya’ya, Bayezid’i ise Amasya’ya tayin etti. İsteksiz olarak Amasya’ya gelen Şehzade Bayezid burada asker toplayıp, kardeşinin üzerine yürüdü. Onun bu hareketi Osmanlı hükümeti tarafından isyan olarak algılandı ve katline fetva verildi. Mağlup olup İran’a kaçan Bayezid, burada teslim alınarak 1562 yılında dört oğlu ile birlikte öldürüldü.

Şehzade Bayezid olayı, Anadolu’da yeniçerilerin muhafız olarak kullanılması ve şehzadelerden sadece en büyüğüne sancak verilmesi gibi idari değişikliklerin yapılmasına sebep oldu. Şehzade Bayezid ile babasının aralarında şiirle kurulan iletişim oldukça ilginçtir. Bayezid şu şiirle babasından af dilemişti:

Ey serâser âleme sultan Süleymanum baba,

Tende canum canımın içinde cananum baba,

Bâyezıdına kıyar mısın benüm canum baba?

Bî-günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba.

Enbiyâ-ı ser-defter, ya’ni ki Âdem hakkiyçün,

Hem dahi Musa ile İsa vü Meryem hakkiyçün,

Kâinatun serveri, ol ruh-i a’zâm hakkiyçün,

Bî-günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba.

Sanki Mecnunam, bana dağlar başı oldu durak,

Ayrılub bi’l-cümle mal ü mülkden düşdüm ırak,

Dökerüm gözyaşunu “Vâ-hasretâ dâdü’l-fırak”

Bî-günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba.

Kim sana arzeyleye hâlim eyâ Şah-ı kerim?

Anadan, kardaşlarumdan ayrılub kaldum yetim,

Yok benüm bir zerre isyanum, sana Hakdur ‘allîm,

Bî-günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba.

Bir nice masumum olduğun şehâ bilmez misin,

Anlarun kanuna girmekden hazer kılmaz mısın?

Yoksa ben kulunla Hak dergâhına varmaz mısın?

Bî-günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba.

Hak teala kim cihanun Şahı itmüşdür seni,

Öldürüb ben kulunu, güldürme şahım düşmeni,

Gözlerüm nuru ogullarumdan ayırma beni,

Bî-günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba.

Tutalum, iki elüm başdan başa kanda ola,

Bu meseldür söylenür kim, “Kul günah itse n’ola”

Bâyezidün suçunu bağışla, kıyma bu kula,

Bî-günahım, Hak bilür, devletlü sultanum baba

ŞAHİ

Kanunî oğlunun af dileyen bu şiirine, bir şiirle cevap vermiştir;

Ey-demâdem, mazhar-ı tuğyan u isyanum oğul!

Takmıyan boynuna hergiz tavk-ı fermanum oğul,

Ben kıyar mıydım sana ey Bâyezid Han’um oğul,

Bî-günahım dime bari, tevbe kıl canum oğul.

Enbiyâ vü evliyâ ervâh-ı a’zam hakkiyçün,

Nuh u İbrahim ü Musa ibn Meryem hakkiyçün,

Hatem-i âsâr-ı nübüvvet Fahr-i Âlem hakkiyçün,

Bî-günahım dime bari, tevbe kıl canum oğul.

Âdem adın itmiyen Mecnuna durak,

Kurb-i ta’atden kaçanlar daima düşer ırak,

Ta’n değildür dir isen “Vâ hasretâ dâdü’l-fırak”,

Bî-günahım dime bari, tevbe kıl canum oğul.

Neş’et-i Hakdur übüvvet, râm olan olur kerim,

“Lâ-tekul üf’ kavlini inkâr iden kalur yetim,

Ta’ate isyana âlimdir hudavend-i kerim,

Bî-günahım dime bari, tevbe kıl canum oğul.

Rahm ü şefkat zîb-i iman olduğun bilmez misin?

Ya, dem-i masumu dökmekden hazer kılmaz mısın?

Abd-i âzâd ile Hak dergâhına varmaz mısın?

Bî-günahım dime bari, tevbe kıl canum oğul.

Hak, reâyâ-yi mu’tie râ’î itmişdür beni,

İsterüm mağlub idem ağnâma zi’eb-i düşmeni,

Hâşâ’llâh öldürürsem bî-günah nâgâh seni,

Bî-günahım dime bari, tevbe kıl canum oğul.

Tutalum iki elün başdan başa kanda ola,

Çünki istiğfar idersün, biz de afv itsek n’ola?

Bâyezidüm, suçunu bağuşlarum gelsen yola,

Bî-günahım dime bari, tevbe kıl canum oğul.

MUHİBBİ