THY - TR Çıkışlı DAB

Enderun Mektebi nedir?

Enderun-ı Hümayun, Osmanlı Devleti'nin kudretini muhafaza etmek için niteklikli insan yetiştirmek amacıyla kurulmuş bir eğitim kurumudur. Bu okulun öğrencileri acemi oğlanlar arasında seçilirdi.

Enderun-ı Hümayun Sultan II. Murat zamanında kurulup, çeşitli değişikliklere uğramakla birlikte Osmanlı Devleti'nin son zamanlarına kadar (1908) varlığını sürdüren bir saray okuludur. Hristiyan ailelerden devşirilen çocuklardan zeki ve maharetli olanları saraya alınarak özel bir şekilde yetiştirilirlerdi.

Mektep 18. yüzyılda sistemle birlikte bozulmaya başlamış ve 1908 İkinci Meşrutiyet'in ilanını takip eden günlerde tamamen kapatılmıştır. İstanbul’un alınmasından sonra Fatih Sultan Mehmet Topkapı Sarayı'nı yaptırdı. Dört tarafı surlarla çevrili bu saray; değirmenleri, fırınları, bostanları, silah depoları, koğuşları ve mescitleriyle adeta bir kasabaydı.

Mutfaklarında günde yirmi bin kişiye yemek dağıtılıyordu. Fatih, Osmanlı Devleti'nin teşkilatını temelleştirirken, Enderun’u da sağlam esaslara oturttu. Meşhur kanunnamesinde Enderun için bazı maddeler koydu. Enderun, Fatih’in büyütmesiyle de kalmadı. Osmanlı sınırları büyüdükçe buna paralel olarak saray teşkilatı da genişletildi.

Sarayın Enderun halkını, devşirme denilen bazı Hıristiyan tebaa çocukları veya savaşlarda esir alınıp yetiştirilen gençler meydana getirmekteydi. Bunlar devşirme kanununa göre 8 ila 18 yaşları arasında toplanıp önce Edirne Sarayı, Galata Sarayı, İbrahim Paşa sarayı gibi saraylarda tahsil ettirilip, Türk-İslam adet ve geleneklerine göre yetiştirilirdi.

Bu saraylarda eğitim gören içoğlanlarından başarılı olanları, belli aralıklarla çıkma denilen usul ile ihtiyaca göre Enderun mektebine alınır, diğerleri ise kapıkulu süvari bölüklerine gönderilirdi.

Enderun mektebinde, içoğlanları (Gılaman-ı Enderun) altı odaya ayrılmışlardı. Bu altı oda şunlardır:

1) Büyük ve küçük odalar

2) Doğancı koğuşu

3) Seferli odası

4) Kiler

5) Hazine odası

6) Has oda

Topkapı Sarayı içoğlanları dolamalı ve kaftanlı olarak iki sınıfa ayrılıyordu. Büyük ve küçük oda gılmanlarına, dolama giydiklerinden dolayı dolamalı, seferli, kiler, hazine ve has oda gılmanlarına da kaftan giydikleri için kaftanlı denilirdi.

Enderun mektebinde ilk müfredat programı; Kuran-ı Kerim, ilm-i hal, tecvit gibi sadece dini bilgileri öğreten derslerden ibaretti. İkinci Murad zamanında müfredat programları geliştirilip; tefsir, hadis, fıkıh, ferâiz, şiir ve inşa, hey’et, hendese, coğrafya, ilm-i kelam, mantık, meani, bedi ve beyan ile hikmet dersleri verilmeye başlandı.

Enderun mekteplerine alınan içoğlanları öncelikle buradaki hazırlık sınıfları olan küçük ve büyük oda gılmanları arasına katılırlardı. Buradaki okuma-yazma, özellikle Kur’an-ı Kerim tahsiliyle ilgili derslerdi. Buradan doğancı koğuşuna geçen içoğlanları eğitim ve öğretime devam ederlerdi. Doğancı koğuşunun 1675’te kaldırılmasından sonra yüksek tahsilin ilk basamağı seferli odası oldu.

Enderun mektebinde asıl eğitimin başladığı bu odada tetimme medreselerine denk bir eğitim gören içoğlanları, dersleri dışında farsça okumak ve en az bir zanaat, sanat veya fenle ilgilenmek zorundaydı. Bunlar dışında ata binmek, iyi silah kullanmak isteyenler, iyi bir silahşör olarak yetiştirilirlerdi. Güzel yazı (hüsn-i hat), cilt sanatı, tezhib, tasvir, mimari gibi sanatları öğrenmek isteyenler, şiir, edebiyat ve tıp, matematik, hendese gibi bilimlere ilgi duyanlar da ilgilendikleri alanlarda sarayda görevli bilginlere veya ehl-i hıref-i hassa (sarayda bulunan mesleğinde ehil sanat erbâbı) üstatlarına devam ederlerdi.

Bunlar için zamanın en büyük sanatkar ve bilim adamları görevlendirilirdi. Saray-ı Hümayun hocaları ünvanını alan bu üstatlar, haftada bir defa Enderun mektebine gelirler, öğrenciler tarafından karşılandıktan sonra da o günkü konuyu işlemeye başlarlardı. İçoğlanları, aldıkları bu dersle yetinmezler, kendilerinden eski olan oda kıdemlilerinin çevrelerinde dört-altı kişilik gruplar meydana getirerek, kendi kendilerine küme çalışmalarına devam ederlerdi.

Böylece 7-8 yıllık bir eğitim ve öğretimi bitiren delikanlılar ya bir üst sınıfa geçerler, ya bir saray görevine tayin edilirler veya uygun bir subaylıkla saray dışına verilirlerdi. Daha sonra sırasıyla kiler ve hazine odasında eğitim gören gılaman-ı enderun en son has oda denilen bölüme gelirlerdi.

Has odadakiler Enderun mektebinin elit (en yüksek) kısmı idiler. Genç olmalarına rağmen büyük bir mevkiye sahip olurlardı. Burada bulunanlara dönemin en yüksek eğitimi ve öğretimi verilirdi. Buradaki eğitimin ana hedefi elemanları idarecilik yönünden yetiştirmekti. Has odalılar eski ve acemiliklerine göre dış hizmete çıkarılırlardı. Eğer eskilerden ise müteferrikacılık, acemi ise çaşnigirlikle çıkardı. Has odalıların sancak beyliği ile çıktıkları da görülürdü.

Enderun’a ait bütün odaların ve koğuşların harfi harfine tatbik edilen nizamnameleri vardı. Tertip ve tanzim edilmemiş, kendi halinde bırakılmış hiçbir şey yoktu. Koğuşlarda disiplin son derece sıkıydı. Yatılıp kalkılacak ve dinlenilecek zamanlar da dakika şaşmazdı. Has odalılar hariç, diğer daire mensupları güneşin doğmasından iki saat önce kalkarlardı.

Kalkış ve yatış saatleri güneşin doğuş ve yatsı namazının vaktine göre devamlı değişirdi. Yatsı namazı cemaatle kılındıktan sonra hemen yatılırdı. Bu esaslar doğrultusunda kurulup teşkilatlanan Enderun-ı Hümayun mektebi, kuruluşundan itibaren devletin bütün büyük siyasi ve askeri memurlarını yetiştirdi. Bu memurlar, mektepten aldıkları terbiyenin mükemmelliği sayesinde, osmanlı devletine sadakat ve hamiyyetleriyle hizmet ettiler.

Diğer taraftan Enderun-ı Hümayun devletin günlük hayatının en canlı alanıydı. Aağalar kapısı önündeki mermer sütunlarla çevrili revakta Cülus-ı Hümayun, ayak divanı, bayramlaşma gibi merasimler veya olağanüstü toplantılar yapılırdı. Savaşlarda Sancak-ı Şerif bu kapı önüne dikilirdi. Babüssaade’nin iki kapısı arasında kapıağası dairesi yer alırdı. Burada, iç kapıdan girilince tam karşıda arz odası ve onun arkasında II. Selim zamanında yaptırılan 12 sütunlu mermer havuz yerine III. Ahmed tarafından yaptırılan kütüphane yer almaktadır.

Enderun-ı Hümayun'da ayrıca hazine-i hümayun (iç hazine, enderun hazinesi), kiler-i hassa, hazine kethüdası dairesi, hazine koğuşu, hırka-i saadet ve mukaddes emanetleri ihtiva eden has oda, enderun ağaları mescidi, padişahın özel mutfağı (kuşhane) bulunmaktadır. Enderun bölümünde IV. Murad'ın yaptırdığı Bağdat, Revan ve Kara Mustafa Paşa köşkü ile mecidiye kasrı da yer almaktadır.

Saray teşkilatının kurulduğu ilk zamanlarda Enderun ricalinin en büyüğü kapıağasıydı. Sonraları babüssaade ağası ünvanını alan bu memur, topyekün Enderun memuriyetinin amiriydi. Maiyetinde kapıoğlanı ismiyle otuz-kırk kişi bulunurdu. Bunlardan; miftah ağası, peşkir ağası, şerbet ağası, ibrik ağası diğerlerinin büyüklerindendi ve doğrudan baş ağanın maiyeti sayılırlardı. Kapıağası her zaman padişaha refakat ederdi. Yalnız padişah seferde ve avda bulunduğu zaman yanında bulunmaz, sarayın muhafazası hizmetini ifa ederdi. Taşra hizmetine verilip saray dışına çıkarıldığı zaman, Mısır valiliğince (16. asır sonlarında) gönderilirdi.

Enderun ağalarının ikincisi hasodabaşıydı. Padişahın en yakın hizmetini görenler bunun emrindeydi. Emri altında hasoda gılmanı ismi verilen içoğlanları vardı. Has odabaşı da daima padişahla beraber bulunurdu. Saraydaki emanat-ı mukaddesenin muhafazası da has odaya aitti.

Ayrıca hırka-i saadetin huzurunda Kur’an-ı Kerim okurlardı. Silahdar Ağa, has oda ağalarının ikincisiydi. Sarayda padişaha ait kılıç, tüfenk, ok, yay, zırh gibi eşyaları bu ağa muhafaza ederdi. Has oda ağalarının üçüncüsü olan çuhadâr ağa, alaylarda ata binerek pâdişahın gerisinde gider ve yağmurluğunu taşırdı.

Has odanın dördüncü ağası olan rikabdar ile has oda ağalarının sonuncusu olan tülbend gulamının vazifesi, padişahın hususi eşyalarını taşımak ve hizmetini görmekti. Bu ağalar ve emrindekiler üzerlerine düşen hizmetleri görürlerken, eğitimlerini de aksatmadan devam ettirirlerdi. Bu ağalar saray içi terfilerde sıraya göre birbirilerinin yerine terfi ederler, saray dışına çıktıklarında da vezir payesini alırlardı.

Enderun ağalarının üçüncüsü aynı zamanda hazine-i hümayun görevlilerinin reisi olan hazinedarbaşıydı. Kilercibaşı Enderun ağalarının dördüncüsüydü. Padişah yemek yerken hizmet-i hümayunda bulunur, kilercilere nezaretlerle beraber sofra edevatını muhafaza ederdi.

Beşincisi sarayağasıydı. Sarayağası, Enderun-ı Hümayun namını alan, has oda, hazine, kiler ve seferci odası, doğancı koğuşu ile büyük ve küçük odaların muhafazasına nezaret ederdi. Maiyetinde yine ağalardan kırk nefer bulunurdu.

Enderunda çok sıkı bir intizam vardı. Kıdemli olmak büyük bir meziyet teşkil ederdi ve her ağa kendinden eski olana hürmet etmek mecburiyetindeydi. Kanun küçük bir ihmalkarlığa bile yer vermeden tatbik olunur, en küçük bir disiplinsizliği görülen derhal saray dışına çıkarılırdı. Enderun halkı gün doğmadan önce kalkar, abdest alıp topluca sabah namazını kılardı. Padişah da ekseriya sabah namazını Enderun camiinde eda ederdi. Enderunda; kuşlukta, ikindide ve yatsıdan sonra olmak üzere günde üç defa yemek verilirdi. Bu yemekler, ilk zamanlar iki kap iken, zamanla dörde, sonra da altıya çıkmıştı.

Enderunluların elbiseleri hünkar tarafından tedarik edilirdi. Ağalar, başlarına som sırma takke ve takkenin altına iç fesi giyerlerdi. İki kollarının yanından enlice siyah kadifeden zülüf denen uzun birer alamet sallandırırlardı. Üstlerine, mevsime göre kaftan ve altlarına entari giyer, bellerine ağır sırma işlemeli, kapaklı kemer takarlardı. Padişahla dışarı çıktıklarında kavuk giyerler ve bellerine lahuri şal sararlardı. Eskiler mücevherli bıçak ve hançer takarlardı.

Osmanlı'nın kuruluş ve yükselme dönemlerinde hakiki bir mektep vazifesi gören Enderun’da, 60 sadrazam, 3 şeyhülislam, 25 kaptan paşa yetişmiştir.

Osmanlı orduları Viyana’ya kadar gelince, Avrupa devletleri korku ve telaşa kapıldılar. İslamiyet Avrupa’ya yayılıyor, Hristiyanlık yok oluyor diye şaşkına döndüler. Osmanlı akınlarını durdurmak için çareler aradılar, çok uğraştılar. sonunda İstanbul’da bulunan ingiliz sefiri haberi gece yarısı şifre ile bildirdi. Şifresinde; ''Buldum, buldum, osmanlıları zaferden zafere ulaştıran sebebi ve bunları durdurmanın çaresini buldum.'' diyor ve bulduğu çareleri şöyle anlatıyordu:

''Osmanlılar, aldıkları esirlere hiç kötülük yapmıyor, kardeş gibi davranıyorlar. hangi milletten, hangi dinden olursa olsun, küçük çocukların zekâlarını ölçüyorlar. keskin zekâlı çocuklar, seçilerek saraydaki (enderun) denilen mekteplerde, değerli öğretmenler, tarafından okutuluyor, islâm bilgileri, islâm ahlâkı, fen, kültür dersleri verilerek, kuvvetli, başarılı müslüman olarak yetiştiriliyorlar. Osmanlı ordularını zaferden zafere ulaştıran değerli kumandanlar, sokullular ve köprülüler gibi seçkin siyâset ve idâre adamları, hep böyle yetiştirilen keskin zekalı çocuklardı. Osmanlı akınlarını durdurmak için, bu Enderûn mekteplerini ve bunların kolları olan medreseleri yıkmak, osmanlıları fende geri bırakmak lazımdır.''

Devşirme usulünün kalkmasından sonra, Enderun’a köleler alınmaya başlandı. Ancak birçok vezir, asilzade ve tüccar, şeref bulmak düşüncesi ile çocuklarını Enderun’da okutabilmek için köle diye saraya satıyorlardı. Bu durum anlaşılınca padişahlar, zadegan takımından gençlerin Enderun'a kaydedilmesini emrettiler.

II. Mahmud, yeniçerilerin kaldırılmasıyla başlanan ıslahat sırasında, Enderun’da da hayli değişiklik yaptı. Enderun-ı Hümayun nezareti namıyla bir nezaret teşkil olundu. Ayrıca Mabeyn-i Hümayun müşirliği ihdas edildi. Sultan Abdülmecid Han zamanında Dolmabahçe Sarayı'na nakledilen Enderun’un eski vaziyeti gevşemeye ve bozulmaya başladı. Mabeyn, Enderun’dan ayrıldı. Enderun müstahdeminin eski terakki yolları kapandı. Tanzimat ile mekteplerden fen dersleri kaldırıldı.

Enderunlar değerini kaybedince, Sultan II. Abdülhamid Han, dönemin şartlarına uygun orta dereceleri mektepler ve fakülteler açmıştır.