THY- Banjul

Trablusgarp Savaşı öncesi Osmanlı'nın durumu nasıldı?

Osmanlı Devleti'nin zayıflamasıyla 1700’lü yıllardan itibaren Trablusgarp üzerindeki etkisinin azalması üzerine, her ne kadar Osmanlı vilayeti olsa da, idareyi ellerine geçiren Dayı’lar (yerel yöneticiler), giderek daha bağımsız hareket etmeye ve hesap vermeden kararlar almaya, dolayısıyla Osmanlı’nın idari otoritesini sarsmaya başlamışlardı.

Öyle ki bu yerel yönetimler, diğer devletlerle antlaşmalar yapabiliyor ve siyasi kararlar verebilir duruma gelmişlerdi. Bu durum, 1835 yılına kadar devam etti. 1835 yılında, Trablusgarp bölgesi, merkezi yönetime bağlanarak kontrol altına alındı ve idare, yerel beylikler olan Dayı’lardan alındı.

Osmanlı Devleti, Trablusgarp’ı tekrar merkezi yönetim altına alarak 1900’lü yıllara kadar bölgenin hakimiyetini elinde tuttu. Ancak 1900’lü yıllarda giderek zayıflayan ve çöküş sürecine giren Osmanlı Devleti'nin toprakları, İtalya, İngiltere ve Fransa tarafından paylaşılmaya başlanınca, Trablusgarp’ı pay olarak alan İtalya, bölge üzerindeki niyetini açıkça ortaya koymaya başladı.

İtalya, sömürge haline getirmek istediği Trablusgarp üzerindeki emellerini insani nedenlere bağlayarak Osmanlı’nın bu bölgeyi ihmal ettiğini, burada yaşayan tüccar İtalyanlara kötü muameleler edildiğini ve bölgenin medenileştirilmesi gerektiğini iddia ederek taarruz hazırlıklarına başladı. Elbette, İtalya’nın Trablusgarp üzerindeki amaçlarının asıl nedeni hammadde temini ve Akdeniz üzerindeki deniz ticaretinin aktörü olma gayesiydi.

Osmanlı, içinde bulunduğu zor durum sebebiyle bu bölgeyi koruyabilecek donanma ve askeri güce sahip değildi. Bu sebeple İtalyanlar, Trablusgarp’ı işgal etmek için müttefikleriyle paylaşım esaslarını kendi aralarında anlaşmaya başlamışlardı bile. Fransa, İngiltere ve İtalya arasında yapılan antlaşmalara göre İtalya, işgal öncesi Trablusgarp ve Bingazi bölgelerinde serbest hareket edebilecekti.

Dönemin Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit, İtalya’nın Trablusgarp üzerindeki emellerini önlemek için birçok tedbir almış, siyasi ve askeri manevralarla süreci mümkün olduğu kadar uzatmıştır. Zira İtalya, müttefikleriyle anlaşmasına rağmen Abdülhamit döneminde İtalya’ya saldırmaya cesaret edememiştir. İtalya’nın Trablusgarp ve Bingazi üzerine saldırabilmeleri ancak II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesiyle mümkün olabilmiştir.

II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesinden sonra sadrazamlığa getirilen Hakkı Paşa, Trablusgarp üzerinde akıl almaz politikalar yürüterek İtalyanların işlerini kolaylaştırmıştı. Önce Trablusgarp’ta bulunan tümeni Yemen’e sevk edip mühimmatlarını da, defaatle ihtar edilmesine rağmen İstanbul’a getirtti. Hakkı Paşa’nın bu eylemiyle Trablusgarp tam anlamıyla savunmasız kalıyordu.

İtalya artık Trablusgarp için daha cesur adımlar atıyordu. 14 Şubat 1910’da Avrupa devletleri ile yaptığı antlaşmalara dayanarak Akdeniz’deki kuvvet dengesi bakımından Trablusgarp bölgesinin önemi hasebiyle Trablusgarp ve Bingazi’de imtiyazlar talep etmeye başladı. İtalya’nın bu kabul edilemez teklifi, Osmanlı Hariciye Nazırı Rıfat Paşa tarafından reddedilmişti ancak İtalya, Trablusgarp üzerindeki emellerinden vazgeçmedi.

23 Eylül 1911’de, Osmanlı’ya ilk notasını göndererek ittihat ve Terakki Partisinin, Trablusgarp ve Bingazi’de yaşayan İtalyanlar aleyhine tahrik edici faaliyetler yürüttüğünü belirterek işgal için politik ön hazırlıklarını yapmaya başladı. Sonrasında da kabul edilemez teklif ve anlamsız gerekçelerle Osmanlı üzerine siyasi baskılar uyguladılar.

İlerleyen zamanlarda, işgal için başlatılan siyasi ön hazırlıklar tamamlandı ve İtalya, 28 Eylül 1911’de Osmanlı Devletine ültimatom göndererek 24 saat içerisinde Trablus ve Bingazi’nin tahliye edilerek teslim edilmesini ve vergi verilmesi istedi. Hariciye nazırı Hakkı Paşa, 29 Eylül 1911’de verdiği cevapta; Osmanlı’nın toprak bütünlüğünün tanınması şartıyla bölgede iktisadi ve kısmen de olsa siyasi imtiyazlar verilebileceğini kabul ettiğini bildirdi. Elbette bu cevap İtalya’nın isteklerini karşılamıyordu. İtalya, aynı gün, bir ültimatom daha göndererek Osmanlı Devletine savaş ilan ettiğini bildirdi ve Trablusgarp Savaşı resmen ve fiilen başlamış oldu. (29 Eylül 1911)