THY- Euroleague

Türkü tadında dış politika!.

27 Eylül 2017 Çarşamba

“Sonda söyleyeceğimizi baştan söyleyelim: Türkiye’nin hiçbir zaman tekemmül ettirilmiş bir “Türkmenler Dosyası” olmadı” diyordu Mehmet Emin Kazcı ağabey, 17 Temmuz 2003 tarihli Vakit’teki yazısında.

Sonra da, Türk Halkı’nın;

“Irak’ta “Türkmenler” diye “birilerinin” yaşadığından 1991 Körfez Krizi sırasında, Turgut Özal’ın gayretleri sayesinde haberdar olduğunu” söylüyordu.

Çünkü Türkiye’nin Özal’dan önce “Türkmenler” diye bir sorunu yoktu.

Hatta!

Irak’ta ne kadar Türkmen yaşadığı hakkında bir fikri dahi yoktu.

1957 yılında yapılan nüfus sayımında Türkmenlerin Irak nüfusunun yüzde 9’unu oluşturduğu biliniyordu, bilinmesine de…

O kadarcık Türkmenden, Irak’ın ne 1925 ne de 1958 tarihli anayasalarında bahsedilmişti.

Esamisi okunmayan Türkmen kardeşlerimiz; baskılar, sistematik kıyımlar, zorbalıklarla mücadele ediyordu..

Bir kısmı bu baskılara dayanamayıp asimile olmuş, özbenliğini kaybetmiş…

Direnip aslını muhafaza edenler ise, maruz kaldıkları zulümleri;

“Kerküğün zindanına attılar beni” türküsü benzeri türkülerle ölümsüzleştiriyordu.

Evet!

Bu “mazlumlar sürüsü” orada sessiz sedasız bir vazifeyi ifa ediyorlardı.

Vazifeleri;

“Atalarından kalan toprakları muhafaza etmekti.”

“Pes etmek, isyan etmek” Kerküklü Türkmenlerin kitabında yazmıyordu.

Geriye bu destansı hayatı dizelere dökmek kalıyordu…

Hiçbir suçu, günahı olmayan bu mazlumlar;

“Elbette bir gün güler bize seneler” diye umutla kendilerine “gülecek” o günün gelmesini bekliyordu.

*

İşte böyle bir bekleyiş sırasında, Türkiye Cumhuriyeti’nin 6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün yolu Kerkük’e düşer.

“Edebiyatımızın güleryüzü” adlı kitapta anlatılan bu tirajikomik anı şöyledir:

“1976, Nisan ayının son günleridir.

Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk bir resmi ziyaret için Irak’a gider. Türkmenler, Korutürk’e eşi benzeri zor bulunur bir karşılama töreni tertip ederler. Bir grup Türkmen ziyaretin anısına ellerindeki tabloyu;

“Türkiye Cumhurbaşkanına Türkmenlerin hediyesi” olarak sunmak isterler. Tablodaki Arapça yazıyı gören Korutürk telaşlanır ve yüzü asılır.

Yanındaki büyükelçimize;

“Ya bu tablo da nerden çıktı? Biz laik bir ülkeyiz. Şimdi onda ayet falan yazılıdır. Kendimize sıkıntı çıkarmayalım” der.

Korutürk’ün kulağına eğilen elçimiz;

“Efendim telaşa mahal yok. O levhada ünlü bir Kerkük türkümüzün nakaratı yazılıdır” der ve Cumhurbaşkanımız hediyeyi kabul eder.”

Korutürk’e hediye edilen tabloda şu sözler yazılıdır:

“Hoş geldin

Sefa geldin hoş geldin

Ne men öldüm kurtuldum

Ne sen imana geldin.”

*

Cumhurbaşkanı Korutürk’ün istemeyerek aldığı tablo ile nihayete eren “ziyaret” Bağdat hükümetini korkutur. Törene katılan binlerce Türkmen gözaltına alınır.

Türkmenler’in bu derece büyük bir “karşılama töreni” tertip etmelerinden sonra ilçe olan “Tikrit” ile “Selahattin” alelacele il yapılır. Türkmenlerin toprakları zorla kamulaştırılır, dernekleri kapatılır, değerli kitaplarına el konulur, vs..

*

Tüm bu yaşananlar hediye “levha”da yazan türkünün nakaratını daha anlamlı kılmaktadır.

Zira;

Ne Türkmenler ölüp kurtulabilir,

Ne de Türkiye imana gelip, kardeşlerine yardım elini uzatır!

Sınırları dışında olup biten bunca zulme kayıtsız kalabilen bir Türkiye, acaba;

“Cihanda Sulh”u, “susarak” mı sağlamaya çalışıyordu, anlamış değilim!..

*

Birileri bundan rahatsız olsa da, çok şükür o “acz dolu günler” geride kaldı. “Fırat Kalkanı” esasında bu bir asırlık vurdumduymazlığın, nemelazımcılığın perdesini yırtıp attı.

Artık pısırık bir ülke hiç değiliz..

Doğru iş yapana, “doğrusun”

Yanlışa sapana, “yanlış yoldasın” diyebildiğimiz bir noktadayız.

*

Bu sebepledir ki;

Barzani’nin yaptığı “sözde referandum”la alakalı tavrımızı açık açık ortaya koyduk.

Dışişleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu,

6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün hediyelerini dahi kabul etmek istemediği Türkmen kardeşlerimize yönelik “olası bir fiili müdahale” durumunda,

“askeri operasyon hemen olur" dedi.

*

Çavuşoğlu’ndan sonra en güzel beyanat hiç kuşkusuz 12.Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi.

Bugüne kadar yaşadıkları tüm acıları, kederleri, zulümleri “türkü”lerle ifade eden Türkmen kardeşlerimize, kendisi de bir türkünün sözleri ile mukabelede bulundu.

Cumhurbaşkanımız;

“Kuzey Irak’ta ve Suriye’de birden fazla terör devleti kurulmasına izin vermeyeceklerini” belirterek;

Bunun “kuru bir rüya” olduğunu ve bu rüyayı görenlerin de kâbusları olacağımızı;

“Bir gece ansızın gelebiliriz” dizesiyle dile getirdi.

Kuşkusuz, Cumhurbaşkanımızın bir türküden yaptığı bu alıntı, bundan 40-50 yıl önce Türkiye’ye;

“Ne men öldüm kurtuldum, Ne sen imana geldin” diye yine bir türkü ile sitem eden Türkmen kardeşlerimize en iyi mesajdı diye, düşünüyorum..

*

Son olarak;

İşimizin türkülere kalması garip ama yine de insan,

“Türkü tadında” gelişmeler olsun istiyor!..

YORUM YAZ