“Savaş Zirvesi”ne Karayolları ile DSİ’yi çağırmayacaktık!

12 Ekim 2017 Perşembe

Mesud Barzani, sözde bağımsızlık referandumundan sonra yaptığı ilk söyleşisinde, hayalini kurduğu her şeyin gerçekleştiğini belirterek; "Artık ölebilirim" dedi.

Çok garip?!..

Zira eskiden, sırf Barzani’nin hayali gerçekleşsin diye ölür-öldürülürdü insanlar.

Mesela,

24 Ocak1993 günü arabasına konulan bombanın patlaması soncu hayatını kaybeden Uğur Mumcu‘nun, “Barzani”ni yüzünden öldürüldüğü söylenir.

Mumcu’nun “Barzani-Mossad ilişkisi”ni deşifre eden bir yazısından 17 gün sonra suikasta uğraması bu tezi oldukça desteklemektedir.

*

“Uğur Mumcu’nun katili” iftirası yüzünden haksız yere uzun yıllar cezaevinde yatan gazeteci Mehmet Ali Tekin’in, FETÖ’nün “Selam Tevhit Kumpası” mağduru olması…

Kuzey Irak’ta bulunan 36 FETÖ okuluna, Barzani’nin dokunmaması…

FETÖ ile Barzani arasında bir illiyet bağı olduğunu apaçık ortaya koyuyor.

*

MOSSAD ve FETÖ ile iş tutan Barzani’nin CIA ile aynı yatağa girmesi haliyle kaçınılmaz oluyor.

Zaten Barzani’de, CIA ile alenen iş tutmakta bir beis görmemiş.

Fakat ne hikmetse bu iş birliği dışarıya genelde “anlaşmazlık” olarak yansıtılmış.

CIA;

“Barzani’yle görüşüyoruz ama anlaşamıyoruz” dedikçe, Barzani hep daha fazla büyümüş…

Mesela;

2002 yılının Nisan ayında, Almanya’nın başkenti Berlin’de, gizli bir mekânda, Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) lideri Mesut Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Celal Talabani ve sürgündeki 20 kadar Iraklı hukukçu, CIA ve ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle bir araya gelmişler ve dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in o yılın sonuna kadar devrilmesini kararlaştırmışlar. 

Nasıl olduysa, herkesten gizlenen bu toplantıyı dünyaya, Londra’da Arapça yayınlanan Suudi “Eş Şark El Avsat gazetesi’ duyurmuş.

Fakat o da ne?

The Guardian, Suudi Eş Şark El Avsat gazetesinin haberinden kısa bir süre sonra toplantının Almanya’da değil, ABD’nin Virgina eyaletine bağlı Williamsburg'daki 'Perry' adlı CIA kampında yapıldığını ortayaçıkardı.

CIA’ya ait bu kampa;

Yabancı liderlerin, asilerin, teröristlerin ve ajanların “vizesiz” girip-çıkması ve gayrı resmi toplantıların burada düzenlenmesinden dolayı “çiftlik” deniliyormuş.

The Guardian’ın haberine göre;

ABD’nin Irak’taki uşakları Barzani ve Talabani mahut toplantıda, Erbil ve Süleymaniye'de kurulacak CIA istasyonları için güya Amerika’nın ödemeyi düşündüğünden çok daha fazla para istemiş...

Dünyayı sömürmeye alışkın olan ABD’nin istihbarat servisi CIA, hazırlıksız yakalandığı fazla para talebini “güven eksikliği” diye algılamış, söz konusu toplantının başarısızlıkla sonuçlandığını açıklamıştı.

Allah’tan toplantı başarısız olmuş, düşünsenize, bir de başarılı geçse ne olurdu kim bilir?

Zira,

“Almanya’da yapıldı” denilerek hedef saptırılmaya çalışılan sözüm ona “sır toplantı”dan birkaç ay sonra, en son 1996’da toplanan Kürt Parlamentosu, 6 yıllık aranın ardından Erbil'de toplanarak;

“parlamento başkanlığı” ve “federe devlet başbakanı” seçimlerini yaptı.

Merhum Necmettin Erbakan idaresindeki Türkiye Cumhuriyeti devletinden çekindikleri için bir türlü toplanma cesareti gösteremeyerek, 6 yıldır atıl vaziyette bekleyen Kürt Parlamentosu bir anda “işlerlik” kazandı ve çalışmaya başladı.

Kürt Parlamentosu’na ilk kutlama mesajı gönderen ise dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell oldu.

Eski Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand'ın eşi Danielle Mitterrand’ın  “onur konuğu” olduğu toplantıda, Barzani bir konuşma yaparak;

Ecevit başbakanlığındaki Türkiye'ye "Tehlikeli değiliz" mesajı gönderdi.

*

Kürt Parlamentosu’ndaki bu ani toplantının ardından Türkiye derhal teyakkuza geçmiş, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı'nda “acil” kodlu zirveler yapılıyor, takınılacak tavır, alınacak tedbirler belirlenmeye çalışılıyordu.

Dönemin “kartel” gazeteleri durumun ciddiyetini hükümetten önce idrak etmiş;

“Kürt devleti fiilen kuruldu”, “Bunun adı bal gibi devlet”, “Kürdistan alarmı”, “Kürt devletine adım adım” şeklinde manşetler atadursun…

Hükümet;

Başbakan Ecevit’in müsteşarı Füsun Koroğlu riyasetinde, Başbakanlık'ta adeta dalga geçer gibi "Savaş Zirvesi" düzenliyor, toplantıya;

“TEAŞ, TEDAŞ, Karayolları, Afet İşleri ve DSİ”nin üst düzey yöneticilerini çağırıyordu.

Ayrıca, olası bir gelişmeye karşı hazırlıklı olabilmek için Kızılay Başkanı ile Sivil Savunma Genel Müdürü de toplantıdaki yerini alıyordu.

Belli ki;

Kuzey Irak’taki bu gelişme Türkiye’de “deprem etkisi” yaratmış...

Yürümekten bile aciz bir başbakan olan Ecevit’in müsteşarı;

sınırımızdaki “Korsan Devlet” tehdidini, “Doğal Afet” olarak tanımlıyordu.

Aksi halde,

Karayolları, Afet İşleri ve DSİ” gibi kurumların idarecileri ne diye çağırılsın ki?

*

Garabet, “Savaş Zirvesi”yle kalsa gene iyi…

Aynı gün, Çankaya Köşkü'nde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığında yapılan ve yalnızca “Irak'taki gelişmeler”in görüşüldüğü ikinci zirveye ise Başbakan Bülent Ecevit ve bazı bürokratlar katılırken,

Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ile koalisyonun diğer ortağı ve o sırada İstanbul’da olan Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’nin katılmamasıydı.

Belli ki, Sezer ve Ecevit telaştan, koalisyon ortağı olan iki lideri çağırmayı unutmuştu.

*

Koalisyon ortaklarının bir araya gelmemesi…

TEAŞ, TEDAŞ, Karayolları, Afet İşleri ve DSİ gibi kurumların yöneticileriyle yapılan “Savaş Zirvesi” Barzani’yi korkutmamış olmalı ki;

Türkiye tavır koyana kadar, Barzani kendi anayasasını yazmıştı bile.

*

Bu “oldu-bitti”den sonra Türkiye’yi teselli etmek;

“Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulması ihtimali bulunmadığını, dolayısıyla Türkiye'nin kaygılanmasına gerek olmadığını” söyleyen, ABD Savunma Bakanlığı Başdanışmanı Richard Perle’e düşmüştü.

Sonuç malum!

Biz kaygılanmadıkça, Barzani referanduma giden yolda emin adımlarla ilerledi ve bugünlere gelmiş olduk.

Evet!

Yazıdan da anlaşıldığı gibi;

Irak Kürt Bölgesi Lideri Mesut Barzani’nin “hayalim” dediği 25 Eylül’deki korsan referandumunun temeli, CIA’nın organize ettiği “vizesiz” bir ABD ziyaretinde atılmış.

*

Kim bilir, “28 Şubat” adlı “irtica kılıflı” o meş’um darbe süreci yaşanmasaydı..

Milletin oylarıyla seçilenler iktidardan alaşağı edilmeseydi…

Hükümeti elde bulunduranların katılması gereken “savaş zirvesi”ne;

TEAŞ, TEDAŞ, Karayolları, Afet İşleri ve DSİ gibi kurumların atanmış bürokratları katılmasaydı…

Başımızda “Yunan şiiri” yazan Bülent Ecevit gibi bir lider yerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi, bu ülkenin destanını yazan biri olsaydı…

Barzani, 25 Eylül’deki korsan referandumu hayal bile etmeyecekti.

*

Hadi diyelim tüm bunlar olupbitti…

Sırf bir şiir okuduğu için meclise giremeyen Recep Tayyip Erdoğan’ın ısrarına rağmen, devşirme Ak Partililer yüzünden kabul edilmeyen “1 Mart Tezkeresi” geçse, yine bunlar olmayacaktı.

*

Türkiye olarak karşı karşıya kaldığımız bu sorun;

“Dışarıda yangın varken, evine kapanıp saç taramayı” tercih eden eski Türkiye kalıntısı basiretsiz siyasetçilerin mirası.

Eminim, Ekim 2002 yılında, Türkiye’de bugünkü gibi; milletin oylarıyla iktidara gelmiş, gücünü bu ülkenin ordusundan, polisinden, köylüsünden, kentlisinden alan Recep Tayyip Erdoğan gibi bir liderimiz olsaydı,

Barzani bugün, Namık Kemal’in “hayal” kurmak ile ilgili sözlerini ezberliyordu.

  • AhmetAhmet6 gün önce
    1 mart tezkeresi geçseydi Türk Ordu'su fetö marifetiyle rezil olurdu.
  • QardaşQardaş9 gün önce
    Kurtuluş islamda, kendimize çeki düzen verip Allah'ın ipine sıkı sarılırsak hiçbir şeytan bize etki edemez.
  • İsmail Erİsmail Er9 gün önce
    Süper bir yazı.yazıklar olsun,bizden gözüküp bizleri hançerleyenlere ve onların taiflerine!şükür ki,başımızda bizden birileri varda,içimizde gönlümüzde rahat