Roma’dan Kemal’e; pek bir şey değişmemiş!..

19 Kasım 2017 Pazar

Ünlü Fransız tarihçi Fustel de Coulanges, 1864’te yazdığı ve antik Yunan kentleri ile Roma’nın siyaset yöntemlerini incelediği “La Cite Antique”(Antik Kent) adlı eserinde;

“Vatan’ın; sade bir kuru toprak parçası demek olmadığını, ferdi o toprağa bağlayan birçok manevi bağlardan oluştuğunu ve bu yüzden bir Romalıya verilecek en büyük cezanın onu bu nimetlerden bir anda koparan ‘sürgün cezası’nın olduğunu” belirtir.

Fustel;

Vatan sevgisinin yerini, siyasi ve maddi menfaatlere bırakmasını, Roma’nın yıkılışının en önemli nedenlerinden sayar ve onların sonunu getiren yeni “vatanperverlik” anlayışını şu sözlerle özetler:

“Vatandaşlar artık memleketlerine muvakkaten(geçici bir süreliğine) hâkim olmuş siyasi bir rejimi ne kadar seviyorlar ise vatanlarını da işte ancak o kadar seviyorlardı.(Ak Parti gitsin de isterse ülke batsın diyenleri kast ediyor sanki) Memleketin kanunlarını beğenmeyen bir kimsenin kalbinde vatana karşı hiçbir rabıta (bağ) kalmazdı. Herkes kendi fikrini vatanından daha mukaddes bildiği için mensup olduğu zümrenin zaferini vatanın şan ve şerefinden üstün tutmaya başlamıştı. Anayurtlarının siyasi müesseselerini beğenmeyenler, istedikleri müesseselerin bulunduğu memleketleri tercih ettikleri için öyle yerlere hicret(!)(FETÖ’cülerin firara ‘hicret’ demesi gibi) etmekte hiç tereddüt etmezlerdi. İşin bu derecesi ile kendi vatanı aleyhine silah çekme derecesi arasında pek fazla bir mesafe kalmamış demekti. Nihayet herhangi bir siyasi partiyi iş başına getirmek için düşmanla el birliği edilmeye başlandı.”(*)

*

Şaka gibi değil mi?

157 yıl önce kaleme alınan ve geçmişte imparatorluklarını yıkıma götüren Romalıların “vatan mefhumunu” özetleyen bu satırlar, günümüzde iktidarı ele geçirmek isteyenlerin dış güçlere ülkemize müdahale etmeleri için “gel-gel” yapanları tarif ediyor sanki..

Hele mahut satırların yazarının Fransız olması olayı daha da ibretlik hale getiriyor.

Zira;

“herhangi bir siyasi partiyi iş başına getirmek için düşmanla el birliği edilmeye başlandı” diyen Fransız tarihçi Fustel’in ülkesinde, yani Fransa’nın Strazburg şehrinde, geçtiğimiz hafta;

Avrupa Konseyi Dünya Demokrasi Forumu düzenlenmişti. Foruma katılan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland ile görüşmüştü. Görüşme sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Kemal Bey, “demokrasi kültürü için ne kadar önemli bir kent olduğunu” belirttikten sonra "Strazburg'da kendini evinde hissettiğini” belirtmişti. Akabinde ise; Avrupa Konseyi’ni “kendi sorunlarımızı rahatlıkla tartışabileceğimiz bir mecra olarak görüyoruz” demişti. Tam da, Türkiye'nin Avrupa Konseyi'ne büyük donör olarak kalmayı sürdürmeyeceğini açıkladığını öğrendiği sırada söylüyordu Kemal Bey bu sözleri.

*

Bulduğu her fırsatta Türkiye’yi yabancılara şikâyet eden Kılıçdaroğlu’nun, çok değil henüz bir asır önce ülkemizi işgale kast eden Fransızların bir kentinde, kendini “evinde hissetmesi” aslında anlaşılmayacak bir durum değil.

Fakat,

Birlikte basın toplantısı düzenlediği Norveçli Thorbjorn Jagland’ın değil de,  Kemal Bey’in kendini “Strazburg’da evinde hissetmesi” insanın zoruna gidiyor.

Öyle ya!..

Madem bir şey hissedilecek, neden ikisi birden hissetmiyor?

Tamam..

“Kemal Kılıçdaroğlu, Strazburg’da konuşma yaptığı binanın hemen önünde çadır kuran PKK’lı “arkadaş”larını gördüğü için kendini evinde hissetmiş olabilir” diyebilirsiniz.

“Kemal Bey içeride konuşurken, dışarıdan gelen “biji apo” tezahüratları onu gaza getirmiş olabilir” diyebilirsiniz.

Bu yüzden de;

“Kemal Bey Strazburg’da kendini evinde hissetmeyecek de nerede hissedecek?” diye sormakta haklısınız..

 *

Ayrıca,

Casusluk firarisi Can Dündar’ın Paris Belediyesi tarafından “Paris Şehri Onur Madalyası” ile ödüllendirilmesi…

PKK/PYD temsilcilerinin Elysee Sarayı’na davet edilip, Fransa Cumhurbaşkanı tarafından özel olarak ağırlanması da Kemal Bey’e; “evinde”ymiş gibi hissetmesini kolaylaştırmıştır, amma!…

*

Ben, bu hissiyatın asıl nedeninin;

Kemal Bey’in; “kendi sorunlarımızı rahatlıkla tartışabileceğimiz bir mecra” sözlerinde gizli olduğunu düşünüyorum.

Zira!

Türk milletinin kendisine iktidarı asla teslim etmeyeceğini bilen Kılıçdaroğlu, emeline ulaşmanın tek yolunun, Avrupalı dostlarının vereceği destekten geçtiğini biliyor. En azından buna kendini inandırmış durumda.

Eh!

Bu tür davetlerde kulağına hoş gelen sözleri duyduğundan olsa gerek, Kemal Bey de bir anda kendini evindeymiş gibi hissediyor, zahar?

 

*

Casus Can Dündar..

Çadırcı PKK’lılar…

FETÖ’cü alçaklar…

Ve, her ne kadar Türkiye düşmanı varsa; kendilerini oralarda istedikleri gibi evinde hissetmekte özgürler.

Kemal Bey de bunlara dahil!..

*

Fakat biz;

Misafirliğe gittiğinde dahi yatağını yadırgayıp sabaha kadar uyuyamayan Türk Milleti:

Bizim tek evimiz, tek vatanımız var, o da Türkiye’dir!

Biz başkasının evinde, yurdunda kendimizi gurbette hissederiz. O yüzdendir ki, vatandaşlık alsalar dahi yüreği bizimle atan oralardaki kardeşlerimizi, hala “gurbetçi” diye isimlendiririz.

Kanuni’nin yarım bıraktığı işi tamamlayana kadar da oradaki kardeşlerimiz “gurbetçi”, o topraklar da bizim için “gurbet eli” olarak kalmaya devam edecektir.

Bilmem anlatabildim mi?

***

Not:

(Bu yazı için esin kaynağım, tarihçi İsmail Hami Danişmed’in 1956’da kaleme aldığı “Vatan Meselesi” başlıklı makalesidir. Kendisini rahmetle anıyorum.)

  • Iphoneden gönderildiIphoneden gönderildi1 ay önce
    İnşallah yazar Arnavut değildir.