Heyhat! Serdengeçti’yi yazmak bana mı kaldı?!

11 Kasım 2017 Cumartesi

Dün 10 Kasım’dı...

Eh!..

"10 Kasım" denildiğinde hiç kuşkusuz akla gelen ilk şey "Atatürk'ün ölüm yıldönümü"dür...

Gördüğüm kadarıyla bu yıl “anma etkinlikleri”ne ilgi oldukça yoğundu… En fazla ilgiyi ise “elit” Ak Partililer gösterdi.

İmla hatalarıyla yazılmış “Anıtkabir’e Otobüs Kaldırma” afişleri şimdiden “2017’ye damga vuran olay” olarak hafızalara kazındı bile. Kolay kolay silineceğini de sanmıyorum.

“Atatürk’e hakaret” iftirasıyla yargılanıp beraat etmiş biri olarak “anma törenleri”ne katılıp-katılmadığımı merak eden varsa..

Peşinen söyleyeyim;

Katılmadım!..

Fakat 10 Kasım’ı da boş geçirmedim.

Ben de; 1983'te, bundan 34 yıl önce aramızdan ayrılan Osman Yüksel Serdengeçti'yi hayırla yâd ederek değerlendirdim bu 10 Kasım’ı.

15 yıl boyunca sadece bir tespihin taneleri kadar, yani 33 sayı çıkardığı Serdengeçti dergisinin kapağına; “Hakk’a Tapar – Halkı Tutar” yazan…

Yazılarıyla, yaşantısıyla ve özellikle de esprili kişiliğiyle tarihe damgasını vuran, eşsiz bir Mümin ve münevver olan Osman Yüksel de ziyadesiyle hak ediyordu anılmayı, dün.

Halkın çoğunluğunun Atatürk’ü andığı bir günde, bu fakirin, Osman Yüksel Serdengeçti’yi tazimle yâd etmesi eminim kimseyi ırgalamayacaktır.

*

İsterseniz önce kısaca Serdengeçti’nin biyografisine göz atalım:

“1917'de Akseki'de doğan Serdengeçti’nin asıl adı Osman Zeki Yüksel'dir...

Ünlü âlim Ahmet Hamdi Akseki ile aynı aileye mensuptur.

Serdengeçti dergisinde “Serdengeçti” imzasıyla çıkan yazılarından dolayı bu soyadla tanındı. Ankara'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde 2. sınıf öğrencisi iken Mayıs 1944'te meydana gelen olaylara karıştığı için öğrenimi yarıda kaldı. Serbest bırakılınca fakülteye başvurarak öğrenimine devam etmek istediyse de kendisine izin verilmedi. Bunun üzerine Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'e hitaben, "Yüksek makamın alçak vekiline" sözleriyle başlayan bir dilekçe yazdı. Osman Yüksel, yeniden hapishaneye gönderildi. Hapisten çıkınca Serdengeçti dergisini çıkarmaya başladı. Pek çok sayısı toplatılan bu dergide çıkan yazıları nedeniyle hakkında çok sayıda dava açıldı ve sık sık tutuklanıp serbest bırakıldı.

AP listesinden Antalya milletvekili seçilerek, parlamentoda görev yaptı.

"Batılılaşmayı protesto" için Meclis'e, kravatsız geldiğinden; "Kravatsız milletvekili" olarak da ün kazandı.”

İla ahiri…

*

Malumunuz gazetemiz Yeni Akit, her yıl vefatının seneyi devriyesinde, üstat Osman Yüksel’i birinci sayfadan kesintisiz anmayı sürdürmekte.

Fakat eskiden yalnız haberle yetinilmez, yazarlarımız da Serdengeçti hakkında özlem dolu yazılar yazardı.

Merhum Hasan Karakaya, Abdürrahim Karakoç ve Hüseyin Üzmez, Serdengeçti’yi en iyi anlatan isimlerdi.

Onlar ebediyete irtihal edince, Serdengeçti’den bahsedecek pek kimse kalmadı.

İstedim ki;

“Şu gök kubbe altında bir gün yerle bir olmayacak hangi yuva, yıkılmayacak hangi saadet var” sözünü biraz daha erteleyeyim. Haddim olmayarak üstat Osman Yüksel Serdengeçti’den naçizane ben bahsedeyim. Lütfen kusurlarımı mazur görün!..

*

Öncelikte itiraf etmeliyim ki; Akit’te çalışmadan önce Osman Yüksel Serdengeçti’yi pek tanımıyordum. Her 10 Kasım’da birinci sayfadan verdiğimiz haberi de Kemalistlere karşı yapılmış bir “gıcıklık” sanıyordum. Fakat Serdengeçti’yi tanıdıkça yanıldığımı, onu yalnız 10 Kasımlarda değil, sık sık hatırlamamız, yazılarından ve kitaplarından faydalanmamız gerektiğini ziyadesiyle anladım.

Zira Serdengeçti;

Yazarlığının ve şairliğinin yanında, “Hak yolu”nun da “bağrı yanık” bir yolcusuydu.

Öyle ki;

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin, “o yazıları yazan sen misin?” sualinden sonra, “Bir oğlum olsa adını Osman koyardım” iltifatına bile mazhar olmuştu.

*

Osman Yüksel yalnızca yazar ve şair değildi, serde nüktedanlık da vardı. Serdengeçti’de kaleme aldığı “Gülünç Hakikatler” o kadar beğenilmişti ki, kitap bile olmuşlardı.

Bir ara mizah gazetesi çıkarmaya teşebbüs etse de, yurdun her bir yerini saran CHP zulmünden dolayı gazetesine "Bağrıyanık" ismini layık gördü. Maddi imkânsızlıklardan dolayı “Bağrıyanık”ı tek sayı çıkartınca da..

Agâh Oktay Güneri’nin de dediği gibi;

Osman Yüksel’e “espri” olarak “10 Kasım’da ölmek” kısmet oldu.

*

Serdengeçti istikametini;

"Bizim yolculuğumuz ebedî bir yolculuk... Bizler ebedî yolcularız!.. Önü sonu olmayanın, bitmeyenin, tükenmeyenin, göçmeyenin, çökmeyenin yolundayız... Hak yolunda bağrıyanık yolcularız... Biz bu yolda cefayı sefa, mihneti nimet bilen insanlarız... Bu yol, çetin bir yoldur... Bu yol sürülerin aktığı, vasıtaların rüzgâr gibi gelip geçtiği asfalt yollardan değildir. Bu yol kıldan ince, kılıçtan keskindir. Öyle her kişinin kârı değildir bu yolda yürümek... Er kişinin kârıdır. Bizler er kişileriz..."  sözleriyle çizmişti.

Yolu ne kadar çetin olsa da hayal kurmaktan da geri durmadı.

Serdengeçti dergisinin ilk sayısında yazdığı;

“Belki istediğimiz, özlediğimiz bu âlem bize yıldızlar kadar uzaktır. Fakat uzaktır diye bizi yıldızlara bakmaktan, onlardan nûr, ilham almaktan kim men edebilir?” sözleriyle imanlı gençlere güzel günleri işaret etmişti.

Evet!..

Osman Yüksel yarı tok yarı aç geziyor, kazandığı kısıtlı parayı da burs vererek öğrencilerin eğitimine katkı sunuyordu.

Çünkü o; yeni bir nesil, imanlı bir gençlik istiyordu.

Bu isteğini de;

“Bir âlem özlüyorum ki; orada gençler, orada delikanlılar, deli denizler gibi dalgalanıp coşanlar, mukaddes bir davanın peşinden koşanlar olsunlar. Alemlerin rabbine inansınlar!..” sözleriyle kağıda döküyordu.

*

Asrilikten, batı özentisi gençlikten ise hiç hazzetmiyordu.

“Ağızları rakı, ayakları ter, donları pislik kokan gençler; böyle gençler yok bizim âlemimizde” diyerek onları “korkunç bir yıkımın” habercisi olarak görüyordu.

 “Bir Fakültenin iç yüzü” başlıklı yazısında; Dil Tarih Coğrafya Fakültesinin kantininde, kızlı-erkekli öğrenciler arasında geçen +18’lik muhabbetleri ve onların okudukları muzır neşriyatları sansürsüz yayımlayarak, gençler arasında başlayan çürümeyi dile getirmişti…

İşin trajikomik yanı ise;

Serdengeçti bu iktibas yüzünden “muzır neşriyat yayımlamak”la suçlanmıştı.

*

Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti “yerli” ve “milli”ydi. Ayakkabılarını ve elbiselerini hep Sümerbank’tan alırdı.

*

Bütün maddi imkânsızlıklara rağmen 33 sayı çıkardığı ve satış rekorları kırdığı Serdengeçti dergisine hiç ilan almadı.

İlan uğruna gazete ve dergi çıkaranlara; “İlana ilanı aşk edenler” derdi.

*

Serdengeçti’nin en belirgin özelliği ise, iflah olmaz bir CHP muhalifi olmasıydı.  “1965 seçimlerinde Antalya Milletvekili olarak girdiği parlamentoda, çok yakından tanıdığı bir milletvekilini kürsüde namus ve şerefi üzerine yemin ederken görünce oturduğu yerden bağırarak;

“Sen onları seçim meydanlarında harcadın da geldin buraya!.. Olmayan şeyin üzerine yemin edilir mi? Sende namus ve şeref mi kaldı ki üzerine and içiyorsun?” demiş ve daha ilk günde Meclisi karıştırmıştı.

*

Osman Yüksel Serdengeçti ayrıca; “İki İsmet’ten çok çektim;

Biri hürriyetimden etti, öteki zürriyetimden!” dermiş.

Birinci İsmet olan eşinden bir çocuğu olmuş fakat çok yaşamadan ölmüş. Bir daha da hiç çocukları olmamış.

İkinci İsmet ise;

“Çok çektiği” ve onun yüzünden bir türlü “hapis”lerden kurtulamadığı CHP’lilerin “Millî Şef”i İsmet İnönü’ymüş.

*

Üstat Serdengeçti;

1953 yılında, İstanbul’un Fethinin 500 yıldönümü münasebetiyle yazdığı “Ayasofya”nın müze yapılması nedeniyle yazdığı yazısından dolayı Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmış. Duruşmada yaptığı savunmada sarf ettiği;

“Savcılık bu davayı yanlış yere getirmiş. Dosyayı Yunanistan’a gönderseydi daha iyi etmiş olurdu” diyerek, Ayasofya’nın müze olarak kalmasının Yunanlıları mutlu edeceğini ima ederek hakkında açılan davanın beraatla noktalanmasını sağlamış.

*

Osman Yüksel Serdengeçti ömrünün son günlerinde yakalandığı Parkinson hastalığıyla bile dalga geçebilmiş;

“Başbuğ Türkeş ‘Titre ve kendine dön’ dedi, biz başladık titremeye” diyerek, nüktedanlığını ahir ömründe dahi sergileyebilmiş, nadide bir şahsiyet, yüce bir insandı.

*

Böyle bir insanı değil 10 Kasım’da, her gün hayırla yâd etsek az gelir. Rabbim rahmetiyle muamelede bulunsun. Mekanı cennet olsun!..

  • Akıncı Akıncı 9 gün önce
    İmanlı, yürekli bir münevverimiz... Allah rahmet etsin...