“Gülün ne menem bir çiçek olduğunu bilir misiniz?!..”

21 Ekim 2017 Cumartesi

Bir haftadır hastanede yaşam mücadelesi veren Deniz Baykal, FETÖ’nün kurduğu kaset kumpasının ardından;

“Pensilvanya’dan gelen mesajı samimi buluyorum” diyerek istifa etmişti CHP Genel Başkanlığından.

Baykal’ın istifasından bir hafta sonra, dönemin CHP Genel Sekreteri Önder Sav;

“Bundan sonra kim aday olursa olsun benim tavrım hiç değişmez” diyerek 53 yıllık dostluğu bir çırpıda bitirmiş, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan yana saf tutmuştu.

O dönem CHP Genel Başkan Yardımcısı olan Yılmaz Ateş, yaşananları;

''Önder Sav darbesi'' olarak isimlendirmişti.

Dönemin CHP sözcüsü Mustafa Özyürek yaptığı açıklamada, Sav'ın “Genel Sekreterlik görevinden istifa etmesi gerektiğini” söylemiş…

Sav'ın yanıtı ise; “Özyürek'in haddi değildir" olmuştu.

Tüm bu tartışmalar sırasında CHP’de göz gözü görmezken, eski Genel Başkanlardan Altan Öymen yaşananları “normale doğru gidiş” olarak değerlendirmişti.

Evet..

Dışarıdan bakıldığında “anormal” görünse de, CHP’de yaşanan bu süreç Öymen’in de dediği gibi; “normalleşme süreci”ydi..

Aksi halde,

Kurultay öncesi gözyaşları eşliğinde Baykal’a “geri dön” çağrısı yapan 77 il başkanının,

Kurultaydan bir gün sonra “tornistan” yapıp bu kez Baykal’ı “geri dönme” diye ikaz etmelerinin başka bir izahı olamazdı.

Bu ikaz yüzünden olmalıydı ki;

ufak tefek imalar hariç, Baykal bir daha Genel Başkanlık konusunu hiç açmadı.

*

Evet!..

Yukarıda anlattığım süreç, FETÖ’nün kirli bir kaset kumpasından sonra gelişmiş olsa da, “istifa”ların parti içinde nasıl sıkıntılar vücuda getirdiğini gözler önüne sermesi bakımından önemli.

İstifa;

makam ve mevkileri terk etmek demek!

Yani,

“Bıraksan dert, bırakmazsan başka bir dert!”

Hangisinin daha zor olduğuna Zeki Müren de karar verememiş olmalı ki;

“Gitmek mi zor, kalmak mı?” diye sormuştu bir şarkısında…

Sorusunun cevabını buldu mu? bilinmez ama bu dünyanın gelip-geçici olduğunu,

bir gün tüm mevki ve makamları arkamızda bırakıp gideceğimizi hayatıyla tecrübe etti.

*

CHP’dekine benzemese de, şu sıralar Ak Parti’de çetin bir “Belediye Başkanları istifa” süreci yaşanıyor.

Kadir Topbaş’ın istifasıyla başlayan söz konusu süreç, parti tarafından istifası istenen üç belediye başkanında tıkanmış görünüyor.

Gitmek zor gelmiş olmalı ki, belediye başkanları;

İşimizin başındayız. Görevimize devam ediyoruz” diyerek şimdilik istifaya karşı direniyorlar.

İstifalar gerçekleşmeyince de “normalleşme süreci” sekteye uğruyor.

Öyle ya da böyle süreç muhakkak tamamlanacak.

Fakat istifalar geciktikçe konu sarpa sarıyor, daha da içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Bu nedenle;

Gün geçmiyor ki ortaya yeni iddialar, yeni tezviratlar, yeni dedikodular atılmasın.

Dün, sosyal medyada yayımlanan bazı fotoğraf karelerinden kimileri ezoterik mesajlar çıkarmakla meşgulken, kimileri de isim vererek bazı üst düzey Ak Partililerin, mahut başkanlara;

İstifa etmeyin” talimatı verdiğini iddia etti…

Eğer bu iddialar doğru ise;

Ak Parti’de kutuplaşmaların, tartışmaların ve fikir ayrılıklarının yaşanacağı muhakkak…

Yaşanması muhtemel bu çekişmelerden kimin galip çıkacağını kestirmek zor olmasa da;

“metal yorgunluğu” diye başlayan bu sürecin, partideki “İngiliz anahtarları”nı temizlemeye kadar uzanma ihtimali var.

Bu ihtimal tehlikeli olmaktan ziyade,

“Kör istedi bir göz, Allah verdi iki göz” denilecek türden bir gelişme olur.

Zira Ak Parti’yi,

“2019 Yerel Seçimler”inden evvel, 2018’in Eylül ayında yapılacak “6. Olağan Kongre” bekliyor.

*

İddia edildiği gibi birileri sahiden Gökçek, Altepe ve Uğur’a “istifa etmeyin” demişse…

Bu kişilerin 2018 Eylül ayı ile ilgili plan yapmadığını iddia etmek safdillik olur.

Bakın daha şimdiden,

“Erdoğan Ak Parti’de ‘tek adam’ oluyor. Kendinden başka bir güç odağı istemiyor. Güvendiği isimlerden kendine sadık bir kadro oluşturuyor” tezviratları dolaşıma sokuldu bile!

*

İsterseniz biraz da,

Gökçek, Altepe ve Uğur’a “istifa etmeyin” dediği iddia edilen isimlerden bahsedelim:

O isimleri kısaca “Ak Parti'nin Gülleri" diye tanımlamak mümkün…

İçlerinden biri, bir zamanlar “devlet bakanı” olarak gittiği Amerika'da;

"Siz bizim seçimden önce söylediklerimize bakmayın, iktidara gelince yaptıklarımıza bakın!" demişti de, Amerikalılar bu lafa anlam veremediklerinden dolayı kızmış, ardından ise alay etmişlerdi.

O da kendisini savunmak için;

"Bu doğaldır!.. Türk stili politikadır" demişti.

*

Ak Parti’deki “dava şuuru”nu ve “kardeşlik hukuku”nu yakinen bilen biri olarak, normalde “istifa etmeyin”  iddiasını ciddiye almaz, gülüp geçerdim.

Fakat birkaç gündür “istifa edecekleri” izlenimi veren 3 başkanın birden bire “ayak diremesi” ve “görevimizin başındayız” demesi bende

“acaba?” sorusuna neden oldu.

“Acaba” dedim, onlar da “üst akıl”ları gibi;

"Siz bizim elimiz zayıfken söylediklerimize bakmayın, parti içinden destek gelince yaptıklarımıza bakın!" demiş olabilirler mi?

Öyle ya,

Ne oldu da birden bire “direnmeye” başladılar?

*

Tüm bu “isyan” ve “ayak diremeler”;

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın parti içindeki “lider”liğini sorgulamaya açmak ve 2018’in Eylül ayında yapılacak “Ak Parti 6. Olağan Kongresi”nde ikinci bir “aday” çıkarmak içinse…

Üzülerek ifade etmeliyim ki;

"Gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz" diyenler maalesef bir kez daha haklı çıkacaklar!..

*

Tabi bu arada;

“istifa”larla başlayan karanlık süreç aydınlanana kadar, Ak Partililerin canını “gül”lerin dikenleri acıtmaya devam edecek!

  • A Aksoy A Aksoy 1 ay önce
    Gūlūn ömrū genelde kısa olur .Suyu vermez isen buruşur suratı daneleri Gūneşi görmez ise boynu būkūlūr gadalarıBiz ne gūller gördūkhepsiçarçöp olduAma dalında kalanlar biraz daha uzun ömūrlū ve gūl kokularıyla daha çok dayandılar zebil olmaktansa doğallığıyla hep sevildiler ....