Çocuklar bu rezaletin neresine gülsün?!..

23 Eylül 2017 Cumartesi

TEOG’un kaldırılması, Barzani’nin 25 Eylül’de yapacağı referandum, İBB Başkanı Kadir Topbaş’ın istifası, dün yapılan kritik MGK toplantısı, bugün Meclis’te görüşülecek Irak ve Suriye tezkeresi ve kaporası ödenen S-400 füzeleri…

Türkiye’nin “gerçek gündemi” bunlar sanıyordum ama yanılmışım...

Meğer ülkenin tek gündemi;

Gülben Ergen’in evli bir adamla yaşadığı iddia edilen “aşk(!)mış..

Tartışmalar öyle-böyle değil…

Resmen ortalık toz-duman olmuş da bir tek benim haberim yokmuş.

Hâlbuki ben,

Gülben Ergen’i spiker eşi ile umrede sanıyordum.

Meğer hanımefendi bizim mütedeyyin spikerden boşanmış üstüne bir de adı evli bir işadamıyla aşk dedikodularına karışmış.

Dedikodular bununla sınırlı kalsa iyi…

Ergen’in yeni sevgilisi olduğu iddia edilen adam evli çıkınca, tartışmalara;

Eskiden benzer durumlar yaşayarak sevgililerini Gülben Ergen’e kaptıran bazı kadınlar da karışmış.

Dün bir tanesi canlı yayında ağlayarak;

"Gülben, benim sevdiğim adamı elimden aldı. Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük ...(nokta nokta nokta)"  diyerek, Ergen’i “yuva yıkan kadın” ilan ediyordu.

Bir diğeri de;

Geçtiğimiz hafta, organ bağışı hakkında farkındalık oluşturmak için tüm organlarını bağışlayan Gülben Ergen’in;

“Ar damarını da bağışlayıp bağışlamadığını” sorguluyordu.

*

Gördünüz değil mi gündem nasıl oluyormuş?

Vallahi dün öyle hararetli tartışıyorlardı ki, bir an;

“Barzani’nin referandumu… ABD’nin YPG’ye verdiği silahları… Arakanda akan Müslümanların kanı…Kritik MGK… Tümü aklımdan silinmiş gitmiş…

*

Tam sıkılmış, kanal değiştiriyordum ki birden aklıma;

tartışmanın odağındaki isim olan Gülben Ergen’in;

Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayıyla bu ülkenin istikbali olan 0-6 yaş grubundaki “Çocuklar Gülsün Diye” para toplayarak, ülkenin muhtelif şehirlerine “anaokulları” yaptırdığı kampanyası geldi.

Düşünsenize!..

Ülkenin istikbali olan çocuklarımız için gece-gündüz, dağ-bayır demeden koşturup, anaokulları yaptıran iyilik meleği(!), başka bir kadın tarafından;

“Benim sevdiğim adamı elimden aldı. Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük …” şeklinde, ağır bir suçla itham ediliyor…

Bir baba olarak baktım ki tartışmalar beni de ilgilendiriyor.

Böylece benim de bir numaralı gündemim bu tartışma oluverdi.

*

Bilindiği gibi;

Gülben Ergen’in biri antik Helen tanrılarından birinin ismini taşıyan üç erkek çocuğu var.

Ergen, çocuklarının babası dansçı Mustafa Erdoğan ile evli olduğu sıralar, eşi ve üç çocuğu ile çizdiği mutlu aile tablosundan hareketle, 0-6 yaş grubundaki çocukların okul öncesi eğitimine dikkat çekmek ve Anadolu’nun muhtelif yerlerindeki fakir çocuklar için iki arkadaşıyla birlikte anaokulu yaptırmak maksadıyla bir kampanya başlatmıştı. İletişimci Feride Edige ve Elvan Oktar, Ergen’in yol arkadaşlarıydı. Tanınırlığı nedeniyle kampanyanın yüzü olmak haliyle Ergen’e kalmıştı.

Milli Eğitim Bakanlığı ve Dernekler Dairesi Başkanlığı’ndan “olur” alan Ergen ve arkadaşları;

"Çocuklar Gülsün Diye'' adını verdikleri projeleri kapsamında ilk anaokulunu aynı yıl (2010’da)  memleketim olan Tokat’ta açtılar.

Fakir çocuklar için “anasınıfı” açılması alışılmışın dışında bir şeydi ve kulağa hoş geliyordu.

Kimileri bunu “alçak gönüllü” bir eğitim kampanyası olarak kutsuyor…

Kimileri de Ergen’i “azize” ilan ediyordu.

“Azize”den kastım, bazıları ona ahir zaman “Türkan Saylan”ı demeye başlamıştı.

Nasıl bir “azize”ye benzetildiğini siz anladınız!..

*

Ergen, “Çocuklar Gülsün Diye” kampanyası hakkındaki hislerini şöyle dile getirmişti;

 “Önce yürekleri eğitmek... Zira Aristo’nun dediği gibi: Yüreği eğitmeden beyni eğiten bir eğitim eğitim değildir.”

Türkan Saylan’a benzetilen Ergen’in, “beyin”den evvel minik çocukların “yürek”lerini öncelemesi;

esasında projenin “sanatçı duyarlılığı” ile izah edilemeyecek kadar planlı olduğunun..

 Kim bilir belki de;

“Dindar Gençlik” muhayyilesine karşı bir “ön alma” girişimi olduğunun dışa vurumuydu.

Fakat kampanyayı, mutlu bir evliliği olan üç çocuk annesi bir sanatçı, hem de 44 kişinin katledildiği Mardin Bilge Köyü’nün öksüz çocuklarını hediyelerle ziyaret etikten sonra başlatınca, kimse arka planda neler olup-bittiğini sorgulama ihtiyacı hissetmedi.

Mesela, Ergen kalkıp;

“Yurdun ücra köşelerine anaokulları yaptırmak istiyorum” dediğinde,

dönemin Milli Eğitim Bakanı Çubukçu, ona itiraz ederek;

“Geldiğimizde 417 olan anaokulu sayısını 2010 itibariyle bin 248'e yükselttik, bir ihtiyaç olursa biz hallederiz. Siz zahmet buyurmayın” demedi.

Veya Ergen,  para toplamak için Dernekler Dairesi Başkanlığı’ndan izin istediğinde, kimse ona;

“Paranız varsa kendi okulunuzu kendiniz yaptırın, yoksa, devlet dururken yardım toplamak size mi kalmış?” demedi, diyemedi.

Ergen de baktı ki para oluk oluk akıyor…

“6 değil 66 okul açmak istiyorum” diye hedef güncelledi.

Bu kampanyanın uzun vadeli olacağına o kadar inanmıştı ki;

“Ben şu anki gücümle köylerde iki odalı anasınıfları yapabiliyorum. Atlas, Ares ve Güney’i ise zıpkın gibi olduklarında annelerinin başlattığı bu işin başında, deli gibi Türkiye’nin her yerine koşarken, ilkokul, lise, üniversiteler yaptırırken hayal ediyorum” demekten kendini alamamıştı.

Öyle de oldu…

O açıklamanın üzerinden, kendisine ait iki yuvayı yıkıp, şimdi de başkasının yuvasını yıkmakla suçlanmasına rağmen, geldiğimiz noktada,

3 kişiyle çıktığı yolda, 5 yılda Türkiye genelinde 35 anaokulu açtı.

Bu muazzam bir rakam…

Düşünsenize, milyonlarca insan Gülben Ergen’in o okulları kendi imkânlarıyla yaptırdığını sanıyor.

Binlerce çocuk da Gülben Ablasının yaptırdığı o okullarda ilk kez eğitimle tanıştığına inanıyor.

Böyle bir hayırsever(!)e “azize” denmez de ne denir?

*

Peki, ilk ve ortaöğretimde “derslik” ihtiyacı varken, Gülben Ergen neden vakitlerinin çoğunu anaokullarında oyunla geçiren ve daha sonra derslere adaptasyon sorunu yaşayan “0-6 yaş grubunu” kendine hedef belirlemiş olabilir?

Gelin bu sorunun da cevabını Ergen’in açıklamasından öğrenelim:

“0-6 yaş arası edinilen bütün eğitimler karakterimizin yüzde 70’ini oluşturuyor. Bütün başarılarımız, başarısızlarımız, iyiliklerimiz, kötülüklerimiz bu yaşta bize aşılanmış.”

Gördünüz değil mi?

Karakterimizin %70’i o yaşta oluşuyormuş.

*

Bu durumda,

Aldığı yasal izinlerle para toplayarak yaptırdığı anaokullarda eğitime başlayan minik öğrencilerin, Gülben Ergen’le aynı karaktere sahip olma ihtimali %70’miş.

Bu korkunç bir rakam.

*

Peki, çocuklarımızın Gülben Ergen’e benzemesinin ne sakıncası olabilir?

Yukarıda sözü edilen, evli bir işadamıyla gönül ilişkisi olduğu iddiası ne derece doğrudur bilinmez ama, Ergen ismi şimdiden “yuva yıkan kadın”a çıkmış biri.

Dahası!..

Gezi Kalkışmasında, sosyal paylaşım sitesi twitter’dan;

“Mesele ağaçlar değil.. Ülke birikmiş tüm isyanlarını dışa vuruyor!” diyen de kendisiydi…

“MİT Tırları ihaneti” yüzünden “casusluk”la suçlandığı için Almanya’ya kaçan John Dündar’a, Altın Kelebek ödül töreninde “selam” yollayan da, bizzat o’ydu.

*

Tüm bu maddeler alt alta sıralandığında, karakterinin %70’nin şekilleneceği Gülben Ergen’e ait bir anaokulunda çocuğunuzun eğitim hayatının başlamasını ister miydiniz? diye sorsam…

Sanırım aradığım cevabı bulmuş olurum!..

*

Velhasıl..

Sayın Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri, hazır eğitimdeki bazı yanlışları düzeltmeye TEOG’dan başladılar..

Bi zahmet;

Annelerini huzurevlerine kapatıp, kendi ceplerinden de tek kuruş harcamadan başkalarından topladıkları yardım paralarıyla okullar yaptıran, bu sayede de kendilerine “azizelik” payesi verilenlerle de ilgilensinler..

Öyle ya,

Madem Milli Eğitimde reform yapılıyor…

Bari tam yapılsın!..

  • Süleyman Sırrı DinçerSüleyman Sırrı Dinçer2 ay önce
    SanatçıkelimesiHİÇbu kadar UCUZLAMAMIŞTI.Günümüzde müthiş bir erezyon yaşanıyor, fırtınalar bitince ortalık normale dönünceELİMİZDEKAÇ TANE SAĞLAM AİLE , HALA İFFET NAMUS AHLAK KELİMELERİNE İNAN KAÇ İNSAN kalmış olacak.. Dünyada butür kişilere SANATÇIDENMİYOR.. EĞLENDİRİCİ anlamınagelen HER ÜLKEde karşılığı olan kelimekullanılıyor. Önce SANATÇI KELİMESİNİKURTARALIM diyorum. Tarihimizdeki gerçek SANATÇILARIN ruhlarını şad edelim. Itriler ,Dede Efendiler, 3. Selimler,Sadettin KaynaklarHat,Tezhip Sanatçılarımızvb.... Saygılar Selamlar.