“Beyoğlu’nu geri alacağız!” dansı...

04 Ağustos 2017 Cuma

2006 yılında Üsküdar Belediyesi’nin parklarda uyguladığı içki yasağını, yine Üsküdar Sahili’nde “zom” olana kadar şarap içerek protesto eden Cumhuriyet gazetesinin müteveffa yazarıDeniz Som, başörtülü bacılarımıza;

“kafalarışekerleme paketi gibi”demiş ve onları“ikinci sınıf insanlar”ilan ederek aklınca tahkir etmişti.

Bu tip laikçi ayyaşların başta başörtülüler olmak üzere biz muhafazakârlara “ikinci sınıf insan” muamelesi yapması inanın zorumuza gitmiyordu.

Fakat!..

Başörtülü oldukları gerekçesiyle okuldan atılan bacılarımızın doğru dürüst bir iş bulamamaları veya bulsalar dahi üç kuruş paraya talim etmeye mecbur bırakılmaları“ikinci sınıf insan muamelesi”nin pratiğe dökülmüş haliydi. Bu durum ise bizleri oldukça incitiyordu.

Hele bir de  “İkinci eş olma” konusu var ki o bahsi değil açmak düşünmek bile istemiyorum.

Bu bahsettiğim olaylar, 90’lı yılların sonunda başlayarak daha dün diyebileceğimiz tarihlere kadar sürdü.

“Hiçbir zulüm sonsuza dek sürmez” derler.

Hamdolsun o günler geride kaldı ve köprünün altından çok sular aktı...

Başörtüsü gündemdeki yerini hala korusa da; önce okullarda, sonra kamu kurumlarında, mecliste, derken emniyette ve bu yıl itibariyle TSK’da uygulanan yasaklar birer birer kalktı. Kişisel olarak bayanların çalışmasına karşı olsam da, başörtülüler artık her yerdeler.

Özgürlük Türkiye ile sınırlı kalmadı.

Mesela,

Yıllar önce tıp fakültesinde talebe iken uğradığı haksızlığın giderilmesi için AİHM’e başvuran ve aleyhinde karar verilen AK Parti Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta, başörtülü bir halde AİHM’de görev yapacak hâkimlerin seçiminde oy kullandı.

Bu muazzam bir gelişmeydi.

Böyle büyük bir gelişme de malumunuz geçtiğimiz günlerde yaşandı.

Ahir ömründe erkeklere dinçlik ve gençlik aşılayan “Androjen” isimli hormon verilerek başbakanlık koltuğunda doktor yardımıyla tutunmaya çalışan “Karaoğlan”  nam zat Bülent Ecevit döneminde önce meclisten, ardından da vatandaşlıktan çıkarılan Merve Kavakçı, 3 Temmuz’da Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden T.C. vatandaşlığına kabul edildi. Akabinde, Dışişleri Bakanlığı'nın “yaz dönemi kararnamesi”yle  Kuala Lumpur Büyükelçiliğine atandı.

Merve Hanım bu atamayla, “başörtülü ilk büyükelçi”payesinin de sahibi oldu.

Allah utandırmasın!..

 

*

Geriye dönüp baktığımızda, “28 Şubat”ın o kara günlerinden başlayarak bugüne değin geçen süre zarfında yaşanan değişimin büyüklüğü karşısında “Yüce Mevla”ya ne kadar şükretsek az…

“İkna odalarından tutun da okullardan atılmaya, İkinci eş olma tekliflerinden, üç-beş kuruşa tezgâhtarlık yapma”ya zulmün her nevine maruz kalan başörtülü bacılarımız artık kendilerine her türlü makam ve mevkide yer bulabiliyorlar.

Olması gereken de bu zaten.

Fakat bu durum;

Kendilerini bu ülkenin “asli unsurları” olarak gören bir takıp kendini bilmezleri fena halde rahatsız ediyor.

Özgürlüklerin bu denli yayılmasından dolayı kendilerini;

“ötekileştirilmiş, dışlanmış” hissediyorlar.

Bu halet-i ruhiye içinde, kendini bilmez birinin yaptığı en adi bir taşkınlığı anında memleket meselesi haline getiriyorlar.

Mini etek giyerek yaptıkları“kıyafetime karışma” safsatası da böyle bir psikozun dışa vurumu.

Eteklerini giyip eylemlerini yapabildiklerine göre karışan kimsenin olmadığını da idrak etmişlerdir umarım.

*

Kurtların puslu havayı sevdiği gibi,

Aydın Doğan’ın poşetlik gazetesi Posta’nın hafta sonu eklerinden sorumlu yöneticisi de böyle bir ortamda, sokak ortasında birkaç kızla birlikte dans ettiği bir video paylaşarak,

“Beyoğlu’nu geri alacağız!” demiş…

Anlaşılan “hazımsızlık” evresinden “başkaldırı” evresine geçişin hazırlıkları başlamış.

Hareketliliğin“yatay arzuların dikey ifadesi” olarak nitelendirilen “dans”la başlamış olması ise, doğrusu bana çok şaşırtıcı gelmedi.

Zira, CHP’li bir vekil de,

Mersin’de vahşice katledilen Özgecan’ı dansla anmıştı. Demek ki bu kafa dans ederek harekete geçiyor.

Allah akıl fikir versin!..

 

*

Peki, durup dururken “yönetici” düzey(!)indeki bir gazetecinin;

“Beyoğlu’nu geri alacağız!”sözlerinden ne anlamalıyız?..

Hanımefendi muhtemelen,16 Nisan’da malum koalisyonun aldığı%49”luk oya göndermede bulunmuş..

“Göbektir, kalçadır, gerdan kırmadır” her türlü numarayı yaparak “iktidara yürüyoruz” mesajını veriyor.

“Beyoğlu”nun ismini anmasını ise, yeniden kendi “ideolojik teritoryaliteleri”ni oluşturmak istediklerine yorabiliriz.

*

Tabi karşı mahallede “iktidar hazırlıkları” güle-oynaya sürerken, bizler de birbirimizin arkasından çukur kazmakla meşgulüz.

30 yıl evvel maddi olarak kaybeden tarafta olsak da, manevi olarak kazanıyor, iktidara bileniyorduk.

Şimdilerde ise rehavetin nirvanasına ulaşmak üzereyiz.

Bir de o eksi “hassasiyet”lerimiz kalmadı..

Maalesef onları da kaybettik!,,

Mesela,

Tesettür kıyafeti satan mağazalarda tam boy ve geniş kesim bir pardösü bulmak neredeyse mümkün değil. Yada bulana kadar mağaza mağaza dolaşmaktan ayaklarımızın altı su topluyor. Mağazaların müşterilerine sunduğu seçenekler ise ya “ara boy” veya “kap” denilen acayip ve tesettürle hiç alakası olmayan kıyafetler.

Kıyafette asrileşen kızlarımız, flörtte de pek geri kalmıyorlar.

Daha önceleri,

"Biz hangi ara bu hale geldik?" diye sormuş fakat bir cevap alamamıştım.

Bazıları bu durumdan erkekleri sorumlu tutmuştu.

Öyle ya,

Müslüman erkeklerde başı açık kızlarla evlenmek bir ara moda bile olmuştu.

İsim de verebilirim ama haddime değil.

Bizim kızlar da bekâr kalacak değil ya. İşin kolayına başvurup açılıp saçıldılar.

*

Acele edip bu kötü gidişe bir son veremezsek yarın iş işten geçmiş olacak.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 5. Başbakanı CHP'li Şükrü Saraçoğlu;

“İslam’ı unutturmak için bize 30 yıl yeter” demişti, tek parti diktasında.

Geçen son 15 yılın ardından dönüp geriye bıraktığımızda, Şükrü Saraçoğlu’nun pek de haksız olmadığını görüyoruz.

Zira Müslümanlar olarak bizler, muhafazakâr bir iktidarda bile bu kadar yozlaşabiliyor ve değerlerimizden bu kadar uzaklaşabiliyorsak…

Maazallah CHP zihniyeti iktidara gelse halimiz ne olurdu?

*

Sizi bilmem ama ben ciddi ciddi endişeleniyorum.

Çok değil daha 16 Nisan’da kaybettik, sahillerinde bizleri protesto etmek için içki içip “zom” olanlar karşısında, Üsküdar’ı.

Hele,

FETÖ’cülerin darbe girişimine kalkıştıkları Ankara ve İstanbul’a ne demeli?!..

15 Temmuz’da “Ya Allah Bismillah” nidalarının yükseldiği bu iki şehirden “Hayır”çıkması sizce normal mi?

*

Bana göre 16 Nisan, yaşanabilecek bir hezimetten önce biz muhafazakârlara vurulmuş bir “şefkat tokadı”ydı.

Eğer titreyip kendimize gelmezsek, 2019'da gelmesi muhtemel yumruk bizleri yere serecektir.

Lütfen kendimize çekidüzen verelim.

Silkinip ayağa kalkalım.

Çünkü zaman;

tesettürlü kızların pantolonlarının daraldığı gibi daralıyor…

Çünkü zaman;

Müslüman gençlerin paçalarının kısaldığı gibi kısalıyor…

*

Onlar 2019’de muhtemel bir zaferden olukça umutlular..

Öyle olmasa, “ortada fol yok, yumurta yok”ken;

“Beyoğlu’nu geri alacağız!” diye sokakta göbek atmazlardı!..

 

 

 

 

 

YORUM YAZ