“Yazmasan ölür müsün?”

13 Mart 2019 Çarşamba

Yirmili yaşlarda iken kendimi “şair” sanırdım. Bir gün yazdıklarımı gerçek bir şaire götürdüm. Koca bir kâğıt tomarını eline tutuşturdum. Evirdi-çevirdi, baktı, okudu ve geri uzattı: “Yazmasan ölür müsün?” diye sordu.

“Yoo” dedim, şaşkın-şapıldak…

“O zaman yazma” dedi, “oku!”

Ve ilk âyetin neden “Oku” olduğunu anlattı. Okumanın sadece şiir yahut kitap okumakla sınırlı olmadığını, hayatı okumak olduğunu, okumaktan kavramaya, kavramaktan idrak etmeye, ondan sonra da yaşamaya geçildiğini çok sonra anladım.

Hâlbuki o gün şairin benden korktuğunu, korktuğu için de yetişmemi istemediğini düşünmüştüm. Zavallı ben!

Geçmişte çektiklerimi unutmadığım için, genç yazarlara mümkün mertebe “el verme”ye çalışırım. Bu şekilde edebiyat dünyamıza kazandırdığım yazarlar olmuştur. Tabii yazdıklarını okumak için harcadığım zamana acıdığım da olur…

Zaman zaman yazma hevesli gençlerle karşılaşırım. Romanlarından, şiirlerinden, hikâyelerinden bahseder, kimsenin ellerinden tutmadığından, yol vermediğinden yakınırlar.

Bunlardan biri geçenlerde ziyaretime geldi. On civarında dosyayı masama bırakırken: “Romanlarım” dedi, “ama hepsi bu kadar değil,yirmi romanım var, kimse elimden tutmadığı için yayınlatamıyorum.”

Resmen, “Elimden tut, yazdıklarımı yayınlat” diyordu. Öteden beri gençlere kıyamam. Çünkü vaktiyle ben de az yayınevi dolaşmadım. Kimisi kaybetti dosyamı, kimisi okuma tenezzülünde bile bulunmadı, kimisi ise beni kabul dahi etmedi. 

Karşımdaki delikanlı henüz on dokuzunda idi. Bir yaşında yazmaya başlasa, her yıla bir kitap düşer…

Yazmaya başlayabilmesi için en az on beş yaşında olması gerektiğine göre, her yıl beş roman yazmış demektir ki, bu “vehbî” ilimlere mazhar olanlarda bile görülebilen bir hız değil.

İlkokuldan sonra okumamış. İlhamen yazıyormuş. Özel bir “yetenek”miş. Bir kitabını bastırırsam, görecekmişim. Roman filan da okumazmış, sadece yazarmış. Çünkü “Allah vergisi” bir kabiliyeti varmış.

Şöyle bir karıştırdım onun “roman” dediği dosyaları, ne giriş var, ne cümle var, ne tasvir var, ne diyalog: Çalakalem karalamalar…

Ben dosyalarda dolaşırken, o beni çok sevdiğini, çok takdir ettiğini anlatıyordu. Teşekkür ettim ve ne iş yaptığını sordum. Ayakkabıcı kalfasıymış. Aklıma meşhur Fransız şair Voltaire’le (1694-1778) şair olma heveslisi ayakkabıcı komşusu geldi. 

Şairin çevresi, gördüğü saygı ve ilgi her nasılsa ayakkabıcı komşusunu kıskandırmış: “Ben de şiir yazacağım, ben de Voltair gibi saygın bir şair olacağım” diyerek kaleme-kâğıda sarılmış… 

Günlerce, aylarca yazmış, sonra da yazdıklarını Voltair’e götürmüş:

“Artık ben de sizin gibi şairim Üstad, şiirlerime bakar mısınız?”

Şair, “komşu hatırı” demiş, almış ayakkabıcının elinden kâğıt tomarını, başlamış okumaya. Ama okuduklarının iler-tutar yanı yok. Ayakkabıcı komşusunun “şiir” dediği şey, abuk-sabuk karalamalardan ibaret…

Önüne bir kâğıt çekmiş ve üstüne tek cümle yazıp önüne koymuş:

“Sen sadece ve yalnızca ayakkabı yap komşu!”

Tabii bu hikâyeyi gence anlatmadım. Sadece yazdıklarını yayınlamak için acele etmemesini, yazarken sabırlı olmasını, her kelime üzerine düşünmesini, sağlam kurgu yapmasını, bol kitap okumasını tavsiye ettim.

Dinlemedi tabii. Kendine göre bir yayınevi bulup yayınladı? Kitabı çok sattı. Meşhur oldu. 

Kitap fuarlarında zaman zaman görüyorum. Bazen gözlerimiz buluşuyor: “Ne haber?” der gibi bakıyor, “Yardım etmedin, ama bak meşhur oldum, fuarlarda en çok ben kitap imzalıyorum!”

Bilmiyor ki, imzaladıkları hâlâ “kitap” değil! 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • TaceddinTaceddin3 ay önce
    Yoksa o adam Yılmaz ÖZDİL mi?:)
  • Bunları dediğiniz için o da hışımla yayımlatmışBunları dediğiniz için o da hışımla yayımlatmış3 ay önce
    Siz böyle dediğiniz için, o da yayın evi bulup yayımlatmış, bundan sonra yazar bulmaya gerek yok demiş bence.Bunun yerine ona gerçekte ne gerekiyorsa onu verseydiniz, onu başarabilmeye çabalardı. Kelam bilgisi olabilir ancak kelam ederken
  • birisibirisi3 ay önce
    yazarların ders verdiği yazı atelyeleri tavsiye ederdim ben olsam. orada bir yol haritası bulabilirdi kendisine. yine de şanslıymış kitabı basıldığına göre bir yol gösteren bulmuş kendine. ben de istiyorum da nasıl bir şey çıkar bilemiyorum. o çok erkenciymiş ben de sanırım çok geç kaldım. burada solcu bir kitapçının iyi yürekli amcası var o destek olacağını söyledi. dindarlara gitmem yolu çok kapatıyorlar.sosyal medyada takipçi de gerekiyor demişti biri amaona hiç sıcak bakmıyorum. ya meşhur olacaksın ya da iyi bir yayınevi arkanda duracak. en çok gazetecilerin şansı var.
  • NecmettinNecmettin3 ay önce
    Hocam Mesnevî de geçen kabak hikayesinden dolayı çok eleştiriliyor ben anlamış değilim bu konuda bir yazı yazar mısınız
  • erginergin3 ay önce
    Ben ,yazılanlarda yazılarda işin biçimsel,şekli yönüne bakmam.Benim için aslolan anlatılanın gerçeğe,doğruya ne kadar uygun ve insanlara iletmeye çalıştığı mesaj nedir,insanlara neyi empoze etmeye çalışıyor buna bakar bunuönemserim. Öyle bazı anlı şanlı, göklere çıkarılan roman ve hikayeler var ki hiç te bu övgülere, burağbete layık olmayan romanlar.....
  • MirayMiray3 ay önce
    Okumak anlamak ve tefekkür etmek,nereden geldiğini ve nereye geldiğini düşünmek,şu yalan ve yaşlı dünyaya aldanıp gitmemek helalinden çalışıp helalinden yemek israftan kaçınmak her işte tutarlı ve sabırlı olmak gerek,Dünyanın fani ve ölümünde ani olduğunu unutmamak...
  • ademadem3 ay önce
    İslam toplumlarında dinin ilahi ve evrensel amaçları dışında, siyasi iktidar kavgalarında destekleyici bir unsur olarak kullanılmasının tarihi çok eskidir ve İslam’ın ilk nesillerine kadar uzanmaktadır. İslam tarihinde ilk büyük kavga, sünnetin ruhuna fazla itibar etmeyen Muaviye ile İslam’ın evrensel mesajını esas alan Hz. Ali arasında yaşanmıştır. Bu kavganın acı sonuçları, bugün bile hâlâ Müslümanlar arasında derin kırılmaların yaşanmasına vesile olmaktadır.Bugün başta Türkiye olmak üzere İslam dünyasının önemli bir bölümünde yöneticiler siyasal meşruiyetlerini İslam ya da İslam’ın farklı yorumlarını benimsemiş bulunan tarikatlar üzerinden sağlamaktadırlar.Dinin araç olarak kullanılmasının ahlaki olmadığı şeklindeki bir hassasiyetin altını çizerken bir gerçeği de ifade etmekte yarar var; gerek Batı, gerekse Müslüman dünyada toplumların ve devletlerin dini dışlayarak salt seküler bir devlet projesi üretmek mümkün değildir. Yaşadığımız reel dünyadaki örnekler de göstermektedir ki, her iki dünyada da ahlaki ve dünyevi kalkınmanın gerisinde her zaman dinin motivasyonu var olmuştur.
  • OkurOkur3 ay önce
    Keşke adamı dinleseymisiniz
  • Ali beyAli bey3 ay önce
    Yavuz Hocam, memeleketin okuma ve yazma kalitesini ne güzel anlatmışsınız. Ellerinize sağlık.
  • SeriSeri3 ay önce
    Kıskançlık çok kötü bir şey.
  • Xguvruidchk5dXguvruidchk5d3 ay önce
    Sayin Bahadiroglu :Bugunku köse yaziniz elbet birşeyler anlatmak iletmek maksadiyla yazildi,olmasi gerktigi gibi..Yalniz amaçsiz gibi görunen bu yazi,genelden ziyade özele hitab maksati ile yazıldığı izlenimi birakiyor.Genel, yazilmasinda maksat bulamadigi için alakasizdir,rahattir.Ozelde rahattir emin oldugu kavramlar vardir.Belki zanlardan sanilardan arinmistir,belki hayati başla bir frekansta yaşiyordur.Dolayisi ile yazanda rahattir. Her insan mümin yaptiklarindan sorumludur. Kendine verilen nimetten, mal mülk evlâteş zekasır gizli bilgiden de... Artik yazami yorum,yorumu meçhullü yorum.Lockedclosed...unknown..
  • MünirMünir3 ay önce
    Okuyucu kitlesinde bir sıkıntı var.
  • Pazarlama teknik ve yöntemleri:Pazarlama teknik ve yöntemleri:3 ay önce
    Tersi de var; iyi bir şair olan Necip Fazıl' ı da bir kısım müslümanlara öyle bir sundular ki: Necip Fazıl onlar tarafından; "ulemâdan bir zat" olarak algılandı yarım yüzyıldan bu yana! Şimdi de hiç bir İslami altyapı ve birikimi olmadan islami cenahda yer alan ve hakaiki imaniye derslerinde yer alamayan Ismet Özel' e aynısını yapıyorlar; şair ya! Neredeyse fıkıhtan, akaidden ve kelamdan bile soracaklar muhtereme ha!

Günün Özeti