THY- Euroleague

Türkiye’yi “Noel Baba”lar işgal etti!

30 Aralık 2017 Cumartesi

Göre göre kanıksadık, alıştık; alışıp kanıksadığımız için yadırgamaz, yargılamaz olduk, ama Türkiye her yılbaşı öncesinde “yabancı güçler” tarafından cebren ve hile ile işgal edilir...

Acayip kıyafetleri, acayip hohlamalarıyla caddeleri, sokakları, bulvarları, meydanları, mağazaları, alışveriş merkezlerini doldurur, etrafta özgürce cirit atmaya başlarlar... 

“Siz de nereden çıktınız, bizim kültürümüzde ‘Noel Baba’ diye bir şey yok” deseniz yadırganır, hattâ “mürteci-gerici” diye damgalanırsınız!

En azından, “âdettir canım ne var bunda?” derler. “Âdettir” diye hiçbir Hristiyanın Müslüman ritüellerini benimsediğini kimse gösteremez, ama Müslümanlar Hıristiyan ritüellerini can-ı gönülden benimseyip yaşar.

Oysa inanç manzumemizin içinde böyle bir yapı yoktur!

Kadim kültürümüzde de böyle bir âdet yoktur!..

Ne İslâm öncesi, ne İslâm sonrası Türklerin ibadetlerinde, toylarında, eğlencelerinde, hayallerinde böyle bir figür yer almamış, bozulma dönemimize kadar hiçbir Türk, acayip kıyafetler giyip “Hoh hoh hooo” diye dolanmamıştır.

Âdetler ya dine ya da geleneklere dayanır: Noel Baba hangi dinin, hangi geleneğin ürünüdür?

Üzerlerinde kırmızı bir elbise, başlarında kırmızı bir başlık, ayaklarında kırmızı pabuçlar, suratlarında bir yastıklık pamuktan sakallarla “Hoh hoh hooo” diye dolanan Noel Babalar hangi dini, hangi geleneği temsil ediyor? 

Hıristiyanlığı... Peki, biz Müslüman değil miyiz?

Rahmetli Ahmet Kabaklı, yabanın içimize soktuğu Noel Baba figürünü yerlileştirmek için çok çabalardı...

“O aslında Nail Baba’dır, Anadolu’da yaşamıştır” türünden yazılar yazar, konuşmalar yapardı. Ama tutmadı... 

Bir ara da Noel Baba’nın yerine Nasreddin Hoca figürü konmaya çalışıldı; kabul görmedi...

Çünkü biz bizden olanı kabullenmeye istekli bir millet değiliz. Daha ziyade Avrupalı olanı tercih ederiz. Yani bir anlamda emperyalizmin gönüllü tutkunlarıyız. Zihinsel işgale çanak tutmaya bayılırız. Biraz şuur yahu!

İnanmadığımız halde, çocuklarımıza yalan üstüne yalan söyleyerek inandırmaya çalışırız ki, Noel Baba geyiklerine binip bulutların üstüne çıkacak, binlerce kilometre yol alarak gelecek ve bacamızdan içeri girecek, hediyeler bırakacak...

Bunun tek şartı var: Kirli çorapları yıkayıp salonun bir yerlerine, tercihan (eğer varsa) şöminenin önüne asmak...

Şömine yoksa dert değil, sobanın önü yahut radyatörün üstü de olabilir. Noel Baba onca çorabı ne yapar bilemem, ama sanırım bu Batı kültürünün bir yansımasıdır: Ne de olsa Batılı karakter almadan vermeyi bilmez.

Bu oyuna bayılırız. Bizim bir oyuna bayılmamız için mutlaka “yaban” olması gerekir. Birbirimizin kültürlerine dönüp bakmazken, Avrupa kültürüne kapılarımızı sonuna kadar açık tutarız.

Çürük-çarık, abuk-sabuk malları, Avrupa etiketi taşıması kaydıyla “kaliteli” sayarız. Bu yüzden açıkgöz üreticilerimiz, öz be öz “Türk Malı”na yabancı etiket yapıştırıp piyasaya sürer. O bile ilgi görür. Avrupa koksun da isterse leş gibi çorap koksun!

Yabancılaşma öylesine moda haline geldi ki, kırk yıl hatırı olan meşhur kahvemiz bile “cafe” oldu. Aşhane yerine önce “lokanta” geldi, kesmedi, ardından “lokanta”larımız “Restaurant”laştı. Hastane yerine “Hospital”, havaalanı yerine “Airport”, canım mektup yerine “mail”...

Bizden olana itibar yok: Dolayısıyla “Nail Baba”ya da yok, Nasreddin Hoca’ya da!..

Aşağılık duygusu hayata böyle komik unsurlarıyla birlikte yansıyor işte. 

 

YORUM YAZ