Tarihimizle övünmeyelim mi?

12 Aralık 2017 Salı

Tarihle övünmemeliymişiz... Neden?.. Amerika bile olmayan tarihini inşa etmek için çoğu ipsiz birer serseri olan sığır çobanlarını (kovboylar) kahramanlaştırdı...

Topraklarını (emek ve emeklerini) korumaktan başka suçları olmayan Kızılderilileri “haksız” ve “suçlu”,  Kızılderililerin yüzyıllardan beri yaşadıkları toprakları silah zoruyla işgal eden beyazları (Amerikalıları) ise “haklı” ve “mazlum” yaptı (Aynı oyun son olarak Irak’ın işgalinde oynandı. Şimdi Suriye’de oynanıyor)…

Fransızlar, yıllarca işgalleri altında inim inim inlettikleri Cezayirli çocuklara, atalarının “uzun boylu, sarı saçlı, mavi gözlü Galyalı yiğitler” olduğu yalanını okuttular. İşin tuhafı buna dünyayı bile inandırmaya çalıştılar...

Bu konuda başka örnekler de var, ama gereksiz. Kısaca görünen şudur: Topluluklar ancak tarihi köklerinde “millet” olabilirler! Ve tarihi olgularda ancak kendilerini bulabilirler. Aksi takdirde yürekler kurumaya başlar.

Tarihimizi yokluğa mahkûm etmek isteyenler, galiba yüreklerimizi kurutmaya çalışıyorlar. Siz kendi varlığınızı tarihsel boyutlarıyla bulunduğunuz topraklarda inşa etmezseniz, başkaları topraklarınıza göz diker...

Nitekim bazılarının tarihten günü ayırma aymazlığı “müttefik”lerimizin iştahını kabarttı. Yunanistan, uzun zamandır hem Bizans’ı, hem de Pontus’u diriltme çabasında: Olayı yeni nesillere de mal edip canlı tutmak için şiirler ve efsaneler uyduruyor. İstanbul’u merkez alan “Büyük Yunanistan” hayali, Karadeniz’de Trabzon’a kadar iniyor.

Ermenistan, Anadolu’nun doğusunu apararak “Büyük Ermenistan” olmaya çabalıyor. Bunu “soykırım” yalanlarıyla besleyip “tarihsel dinamik” olarak kullanıyor.

İsrail’in “Arz-ı Mev’ud”u (vaadedilmiş topraklar) bir yandan Tarsus’u, öte yandan Urfa’yı kapsıyor! PKK-YPG-PYD ittifakı, ABD’yi de arkasına alarak “Büyük Kürdistan” hayali kuruyor!..

Bulunduğumuz coğrafyada rüyası, hayali, emeli, hedefi; kısaca ütopyası olmayan tek millet, maalesef biziz! Yıllar yılı “Misak-ı Milli sınırları”nı dahi telaffuz etmedik. “Laiklik” kavgalarında kendimizi tükettik. 

Kimi entellerimiz de gayesizliğimize tuz-biber ekercesine tarihi karalıyor. Hâlbuki tarihsizlik talihsizliktir. Tarihten kopmuşsanız, geleceğe ulaşamazsınız.

Şimdi söyler misiniz lütfen: Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” tavsiyesine harfiyen uyan Osman Gazi’nin insan eksenli devlet yapılanmasıyla övünmeyeceğiz de, insanımızı tümüyle sınırlayan yasakçılığımızla mı övüneceğiz?..

Yıldırım Bayezid’in şahitliğini reddeden Bursa Kadısı Molla Fenari ile, Yavuz Paşidah’a, “Hükmü çiğnersen billahi hâlline fetva verir, ümmeti senin gibi hüküm dinlemez bir padişahın şerrinden kurtarırım!” diyen Şeyhülislâm Zembilli ile övünmeyeceğiz de; “Siz emredin Paşam, biz kitabına uydururuz!” diyen darbe şakşakçısı sözde hukukçularla mı övüneceğiz?

Fatih Sultan Mehmed’e, “Ayağa kalk, hasmınla yüzleşeceksin” emrini veren ilk İstanbul Kadısı Sarı Hızır Çelebi ile övünmeyeceğiz de, “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor” diyen Yassıada yargıcıyla mı övüneceğiz? 

Ayasofya Kilisesi’ni “şehid hakkı” olarak camiye dönüştüren şuurla övünmeyeceğiz de, onu kimliksizliğine mahkûm etmekle mi övüneceğiz?..

Fatih’in Bizans halkına inanç, ibadet, kıyafet, seyahat ve ticaret özgürlüğü tanıyan “Amanname”siyle övünmeyeceğiz de, kendi insanının bile kılık kıyafet tercihine saygı duymayan dayatmacılığımızla mı övüneceğiz?..

Yavuz’un gösterişten uzak sadeliğiyle, Kanuni’nin hazineyi tepeleme altınla doldurmasıyla, Sultan Dördüncü Murad’ın siyasete bulaşmış orduyu kışlasına döndürüp eğittikten sonra Bağdat Fatihi yapmasıyla övünmeyeceğiz de, demokrasiye müdahalelerle,  yasaklarla, yasakçılarla, insan hakları ihlalleriyle, nihayet Türkiye’yi sürekli dış dünyaya jurnalleyen vatan hainleriyle mi övüneceğiz?

Tüm tarih bizimdir. Övünülmesi gereken bölümleriyle övünür, ibret almamız gerektiğinde ibret alırız... 

Bizi ancak yüreği ve mayası bizden olanlar anlar... 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

    Günün Özeti