Takvim ve saat devrimimiz!

03 Ocak 2018 Çarşamba

Selçuklularve Osmanlılar,diğer Müslüman milletler gibi “Hicri Takvim” kullanırlardı. Bu, Âlişan Efendimiz’in, 622’de Mekke’den Medine’ye göç ettiği tarihi, zamanın (yılın da tabii) başlangıcı olarak kabul eden bir zaman sistemiydi.

Bu sisteme Sultan I. Mahmud döneminde yeni bir şekil verilerek “RumiTakvim” (Anadolu Takvimi) dendi ve mali konularda yakın zamana kadar kullanıldı.

Rumi Takvim de tıpkı Hicri Takvim gibi “güneş yılı” esasına dayanıyordu. Bu itibarla köklü bir değişiklik yoktu.

Köklü değişiklik 01 Ocak 1926’da yapıldı: Yeni takvim ve saat sistemi yürürlüğe kondu. Başka bir deyişle, bu tarihte “Takvim ve Saat Devrimi” gerçekleştirildi…

Gerekçe hep aynı idi: “Uygar milletler gibi olmak…” 

Yani Avrupa’ya benzemek…

Benzedik mi, benzedik! Bu benzerliğimiz sebebiyle Avrupa bizi kendinden saydı mı? Saymadı. Peki, o zaman neden benzedik?

Şaka gibi, ama zamanında “Takvim Devrimi” de diğer devrimler kadar önemsenmişti. Uğruna kavgalar verilmiş, sert tartışmalar yapılmıştı...

Şimdi tuhaf duruyor ya, “Takvim Devrimi”ni savunan milletvekilleri, bu sayede “uygar milletlere katılacağımızı” savunmuşlardı.

Sonunda devrim gerçekleşti. Âlişan Efendimiz’in Mekke’den Medine’ye hicretini esas alan “Hicri Takvim” bırakıldı, yerine “Gregoryan stili Miladi Takvim” kabul edildi. 

Saatler de “Alaturka”dan(Türk usulü) “Alafranga”ya (Frenk usulü) çevrildi. Gün batımına (akşam ezanına) ayarlanan saatler, artık Batı’ya ayarlanacaktı! 

Bu sadece bir “saat ayarı” değildi, çünkü bu “ayarlama” ile zamanın ibadetle irtibatı kopmuştu. Eski saate göre her akşam 12.00’de okunan akşam ezanı artık muhtelif saatlerde okunacaktı.

Zamanın namazla irtibatı kopmuştu!

Ayrı süreçte ay isimleri de değişecek, muharrem, cemaziyülevvel, cemaziyülahır, safer, rebiyülevvel, rebiyülahır, recep, şaban, ramazan, şevval, zilkade, zilhicce diye saya geldiğimiz ay isimleri ocak, şubat, mart,nisan vesaire şekline girip anlamsızlaşacaktı...

“Ay isimleri” deyip geçerken, bazı ayların Kur’an’da, bazılarının hadislerde defalarca zikredildiğini unutuyoruz. Yani ayların dinle irtibatı var. Muharrem, Recep, Şaban, Ramazan dediğinizde, bunları özellikleriyle hatırlarsınız. Meselâ Hicri Takvimde Ramazan hep ramazanda gelir. Oruç hatırlanır. Muharrem de, Recep de, Şaban da böyledir.

Açıkçası zamanın dinle irtibatı kesildi!“Avrupalılaşma-uygarlaşma” isteğimiz de yarım kaldı. Yakın tarih boyunca (teey Tanzimat öncesinden) her toplumsal değişimin önüne koyduğumuz “Avrupalılaşma”, Avrupalılar tarafından dikkate alınmadı. Avrupa’nın sınırını Meriç’ten çizip bizi sınırdışı ettiler. Avrupa Birliği’ne filan da almıyorlar. Biz ise hâlâ çabalayıp duruyoruz. 

Önce saltanat ve hilafeti kaldırıp rejimlerini, sonrasında alfabelerini, kılık kıyafetlerini, müziklerini kabul ettik...

Yetmedi: Dini kimliğimizle ve milli varlığımızla yüzyıllar boyu örtüşüp bütünleşmiş dua içeren selamımızı terk edip “İyi sabahlar” anlamındaki Fransızca “bonjoure”un(bonjuğ) tercümesi olan “günaydın”ı selam yaptık.

İşe yaramadı: Hep ötekileştirildik. Derken, envaı çeşit ayak oyunlarıysa savaş açtılar. Biz güneyimizde Avrupa (ve tabii ki Amerika) ile savaşıyoruz!

Bilin bakalım: Biz bu işi neden yaptık? 

 

YORUM YAZ