“Şöhret âfettir”!

06 Kasım 2017 Pazartesi

Ne zamandır, uyuşturucu bağımlısı şöhretler resm-i geçidine bakıp bakıp iç çekiyor, her seferinde meşhur atasözünü mırıldanıyorum: “Şöhret âfettir!”

Sevgili psikiyatrist dostum (ve Tv. Net’ten meslekdaşım) Mustafa Ulusoy, “Şöhret insanı bir yanılsama içine hapseder” diyor, “özel olma duygusu uyandırır. Sanki hayat onlara dokunmayacaktır. İnsanlardan akıp gelen ilgi ile öylesine aldatıcıdır ki... Çok geçmeden her ünlü her insan gibi varoluşun temel acılarıyla yüzleşir: Fanilik, yalnızlık, anlam sorunu... Yıldızların kalbi en yalnız, en üşüyen kalplerdir. Boşluğun ayazıyla üşüyen ruhlar için haz verici maddeler son bir umut kırıntısıdır. Tanınmanın zirvesinde başkaca tüm umutlar hayatın eteklerinde kalmıştır ve bir ünlü için zirveden aşağıya inmek ölümden beterdir.” 

Bu kez “Zirveden aşağıya inmek” sözüne takıyorum…

“Ölümden beter” sözü de cabası…

Hem “yıldız”sınız, bir yıldız olarak yaldızlı bir hayat yaşıyorsunuz, bunu dışa vurmak için kameralara gülücükler dağıtıyorsunuz, ama aynalar karşısında ağlıyorsunuz…

Çünkü aynalara iç dünyanız yansıyor…

Ve de korkularınız…

“Ölümden beter” kaygılarınız…

“Ya şöhretim sönerse…”

“Ya alkışlar biterse…”

“Ya çevrem boşalırsa…”

“Unutulursam…”

Hiç öne çıkmayanın, yani “yıldız” filan olmayanın böyle kaygıları da olmuyor… O zaman acaba “sıradan” olmak, “yıldız” olmaktan daha mı iyi? Bunu yıldızlara sorsanız eminim “hayır” diyecekler… Ama bir de “sönmüş yıldız”lara sorun bakalım, onlar ne diyor?

“Şöhret” yüzünden mahvolmuş isimler uçuşuyor kafamda… Acıyorum! Yine aklıma düşüyor o meşhur söz: “Şöhret âfettir!”

Şöhret”e kavuşmak için niye bin takla attıklarını anlamaya çalışıyorum.

***

Bir sürü şarkıcımız, bir sürü güzellik kraliçemiz, bir sürü mankenimiz, bir sürü oyuncumuz, bir sürü köşe yazarımız, şovmenimiz, büyücümüz, falcımız, medyumumuz var…

Bu ülkede doğru düzgün bilim adamı, sanat adamı, siyaset adamı, diplomat, yani “işe yarar adam” fazla yetişmiyor, ama ıvır-zıvır şöhret bolluğundan da geçilmiyor. 

Çünkü hiçbir şey bilmeden şöhret olunup çuvalla para kazanılan tek ülke bizim ülkemiz…

Hiçbir şey olamazsanız (şansınız da biraz yaver giderse), “şarkıcı” filan olursunuz!

Türkiye’de “şarkıcı”  olmanın “sanatçı” olmak anlamına gelmediğini, bunun için makam, usul nota bilmek gerekmediğini, sadece “albüm” yapacak bir dayı ile televizyona çıkaracak “televole”ci bulmanın yeterli olduğunu herkes biliyor.

Biz “Ciguli”ler üretmiş, gelişi güzel tepinmeyi “modern dans” sayan “çağdaş dansör”ler türetmiş, hiçbir şey bilmemenin yanı sıra, ayrıca okuma yazma da bilmeyen nice “vatan evlâdı”“star=yıldız” yapmış kahraman bir milletiz! 

Bizde iyi ses olmanın, konservatuar bitirmenin, nota, makam ve usul-erkan bilmenin anlamı yoktur; hatta “kültürsüzlük” kültüründen gelme köşe tutucular,  böyleleriyle ya “mektepli” diye, ya da “entel” diye dalga geçerler…

Bizde eğitimsizlik başta olmak üzere her türlü uygunsuzluk ve duygusuzluk “geçer akçe”dir…

Şimdi gelelim, her şeye rağmen, “Şöhret olmak isteyenlere tüyolar” bölümüne…

* Hiçbir konuda kesinlikle hiçbir şey bilmeyeceksiniz, tüm mevzularda “tam takır kuru bakır” cahil olacaksınız!..

* Türkçe’yi mutlaka bozuk bir şiveyle konuşacaksınız (şiveniz bozuk değilse şöhret uğruna bozacaksınız)…

* Herkese kaba davranacak, insanlara tepeden bakıp “köle” muamelesi yapacaksınız!..

* Nerede olursanız olun şımarık tavırlarla bağırıp çığıracaksınız…

* Kaba-sabalığınızı her fırsatta göstereceksiniz!..

* Mutlak surette görgüsüz olacaksınız!..

* Kültür bahsi açıldığında, gülüp geçeceksiniz; Cumhurbaşkanı’nın adı dâhil, memleket meseleleri konusunda “boş teneke” tadı vereceksiniz…

* Ama mutlaka “çevreci” takılacaksınız… “Küresel ısınma” ve “sera etkisi” üstüne abuk-sabuk lâflar edeceksiniz…

* Sokak çocuklarına karşı duyarsız, sokak köpeklerine karşı son derece duyarlı olacaksınız…

* Kadınsanız aşırı derecede açılıp saçılacaksınız… Bunun sebebi sorulduğunda papağan gibi aynı cümleyi tekrarlayacaksınız: “Ne yaptımsa sanat için yaptım efeeem!”

* Her hafta sonu “sevgili”nizden ayrılıp, her hafta başı yeni bir “sevgili” bulacaksınız!..

* Sık sık evlenip boşanacaksınız!..

* Her alanda ve anlamda mafya ile işbirliği yapacaksınız!.. Mafya babalarının cenazelerine katılacaksınız, katılamazsanız gösterişli çelenkler göndereceksiniz (böylece herkes arkanızın ne kadar “sağlam” olduğunu anlayıp sizden korkacak)!..

* Erkek, ya da kadın fark etmez; mutlaka göğüs-bağır açık gezeceksiniz!..

* Magazincilere kızar gibi yapacaksınız, ama tırnağınızı keserken bile onları haberdar edeceksiniz.

* Bir yerlerde gayrimeşru bir çocuk bulunduracaksınız!..

Bunları yaptığınız takdirde meşhur olmanız işten bile değildir! Meşhur olduktan sonra ise “delidir, ne yapsa yeridir” anlayışı devreye girer ki, bir avuç aklı başında insan dışında hiç kimse, hiçbir hareketinizi kınamaz, hiçbir şey için kusurunuza bakmaz!

Bakan da zaten sizin umurunuzda olmaz.

“Entel gevezelik” der geçersiniz…

“Kıskanıyor” der dudak bükersiniz…

“Yahu bu insan gençliğimize kötü örnek oluyor” diye feryat edenlere inat bir şarkı daha yaparsınız:

“Hele beniii yaktı yaktııı kavurduuuu, anam anaaam…

“Kavurdu daaaa yâdellere savurduuu, anam anaaam…”

Bu da olmazsa bir çiğköfte partisi verir, baktınız yine olmuyor, sizi eleştireni bacağından vurdurursunuz.

Hadi hayırlı şöhretler…

 

  • Süt liman Süt liman 16 gün önce
    Eğitimin yerlerde sürünmesinin bir sonucu olmasın anlattıklarınız.