Nizamülmülk ve eğitim

Selçukluların büyük sultanı Alp Arslan, 1072 yılında, hunharca bir suikast neticesi öldürülünce, on yedi-on sekiz yaşlarında olan oğlu Melikşah, Selçuklu tahtına oturdu. 

Babası gibi yürekli, azimli ve kararlıydı. Nizamülmülk gibi iman ve bilgi deryası bir vezirin elinde yetişmişti. Babasının şefkati ile kahramanlığını, hocası Nizamülmülk’ün sevgisi ve sabrıyla bütünlemişti. 

Bunlara kendi ideallerini, azmini ekleyince ortaya mükemmel bir idareci çıkmıştı.

Selçuklu Devleti, en güçlü dönemini yaşıyordu. Sınırları Hindistan içlerine kadar genişlemiş, dönemin en büyük, en güçlü, en mamur, en medenî devleti hâline gelmişti. 

Melikşah, bütün bunları dosdoğru bir “Hoca” sayesinde başardı.

“Hoca”nın gerçek adı Ebu Ali el-Hasan et-Tusi’dir, Selçuklu’yu derinden inşa eden meşhur “Nizamiye Medreseleri”ni kurduktan sonra (ki, “Hüccetül İslam” olarak anılan Gazali, Bağdat’taki Medresenin başında idi), Abbasi Halifesi Kâim bi Emrillah tarafından, “Memlekete Nizam veren” anlamında “Nizamülmülk” unvanı, verilmiştir.

Sultan Alp Arslan’a vezir olduğu 1064’ten, Hasan Sabbah’ın beyni yıkanmış Haşhaşiler’i tarafından şehit edildiği 14 Ekim 1092 senesine kadar aralıksız 29 sene Büyük Selçuklu Devleti’ne, tam bir dirâyet ve sadakatle hizmet etmiştir. En büyük hizmeti ise, eğitilmiş insan yetiştirmesidir.

Günlerden bir gün, Selçuklu Devleti’nin bütçesi görüşülüyordu. Sultan Melikşah “Her kurum kendi bütçesini yapsın” demişti.

Çalışmalar başladı. Gelirler toplandı, giderler hesaplandı. Nihayet bütçeler Sultan Melikşah’a arz edildi. Melikşah, hepsini tek tek inceledikten sonra:

“Görüyoruz ki bütçemizde yoksullara, muhtaçlara, yetimlere, dervişlere, ilim tahsil edenlere, sanatkârlara pek bir şey ayırmamışsınız. Bu saydıklarımız için bütçeye üç yüz bin altın konsun” dedi, “yetimlere, gariplere, sanatkârlara, âlimlere bakmayan devlet batar!”.

Bu emri duyunca, zamanın Harbiye Nazırı (Savunma Bakanı), söz aldı:

“Bu miktar ordunun bütçesine eklenirse, Bizans’ın surlarını dahi aşarız!”

Sultan Melikşah gayet sakindi, hattâ gülümsüyordu: “Yanlışın var!” diye cevap verdi, “Biz şimdiye kadar âlimleri, fakirleri, dervişleri, yetimleri, muhtaçları gözetmeseydik, ordumuz değil yeni beldeler fethetmek, payitahtımızı bile korumaktan âciz kalırdı.”

Hepsini tek tek süzdükten sonra, devam etti: “Biz memleketleri, kılıçtan evvel, yoksul takımı ve derviş-molla kısmının dualarıyla fethederiz. ‘Duanız olmasaydı ne ehemmiyetiniz olurdu?’ buyuran Cenab-ı Hakk’a yemin ederim ki, bütçemizde yapılan en hayırlı harcama budur.”

Nizamülmülk’e döndü: “Sen de konuş Vezirim!”

Baba yadigârı şanlı vezir hayran hayran Melikşah’a bakıyordu: “Ey Cihan Sultanı!” dedi, “askerlerinizin okları bir milden öteye geçmezken, benim Nizamiye Medreseleri’nde yetişen mânevi ordunun duaları Arş’a ulaşıyor. Selçuklu Devleti ikisinin sayesinde gelişecek.” 

Sözün burasında tarihten günümüze gelip, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın sanatçılara ve sporculara verdiği iftarda yaptığı konuşmadan yorumsuz birkaç paragraf aktaralım.

“Teessürle belirtmem gerekir ki, Türkiye’nin gücü ve kapasitesiyle kültür, sanat ve spor alanında bulunduğumuz yer uyumlu değildir… 

“İrfandan yoksun bir kültür, sanat ve ahlâktan yoksun bir sporla hiçbir yere varamayız. Bu yaklaşımla bırakınız dünya çapında isimlere ve eserlere sahip olmayı, milletimizin asgari beklentilerini dahi karşılayamayız.”

Bu durumda bendenize söyleyecek iki cümle kalıyor: “Bunları başkalarına bırakmayın Sayın Cumhurbaşkanım, bizzat ilgilenin! Bu ülkenin Nizamülmülk’ü siz olun!” 

 

  • ÖZPINARÖZPINAR6 gün önce
    İnsanı yaşat ki devlet yaşasın insalık yaşasın..Önce gönülleri feth etmeyi düşünen sonra kültürünü, sanatini, geleneğini yükseltmeyi düsunen bir ecdadin torunu ve neferleriyiz...ELHAMHULİLLAH..