THY- Euroleague

Kuruluş yıldönümünde Devlet-i Âliyye

27 Ocak 2018 Cumartesi

Tartışmalı olmakla birlikte, Osmanlı Devleti’nin 27 Ocak 1299’da kurulduğu genel olarak kabul edilir… 

Bazı devletler gibi, kuruluşuna başkaları karar vermedi, sınırları cetvelle çizilmedi, nice imanlı, kararlı, idealist insanın emeği, kanı, canıyla kuruldu. Hepsine selam olsun!

Devletin temellerini atan Kayı Boyu mensupları Van bölgesinden Anadolu’ya girdiler. Ahlat civarında dokuz sene kadar dinlenip, “devlet tefekkürü”nü demledikten sonra, Ankara istikametine yöneldiler ve nihayet Söğüt-Domaniç bölgesine yerleştiler.

Civardaki Bizans kalelerini bir bir düşürüp İstanbul’a yöneldiler. Zaten bu gelişin amacı Konstantiniye fethiydi ve “Beldetün Tayyibe” Peygamber Efendimizin müjdesiydi. 

Kurucuların, biri dini, diğeri milli iki büyük hedefi vardı: Dini hedef İ’lâ-yı Kelimetullah, milli hedef “Kızılelma” olarak özetleniyordu (Konstantiniye, ikisinin kesişme noktasıydı).

***

Nereye gittiğini soran gazeteciye, tankın üstünden, “Kızılelmaya” cevabını veren Mehmedciği hatırlayın ve fark edin ki, bu millet kendine geliyor!

“Kızılelma neresi?” derseniz, tarihin cevabı çok açık: Gidilmesi gereken her yer Kızılelma’dır. Dün Konstantiniye idi, bugün Afrin’dir!

Belki yarın “Misak-ı Milli” sınırları, ardından tüm gönül coğrafyamız…

Gün doğmadan neler doğar!

***

Kuruluş amacını kavrayan gazi dervişler, abdallar, Alperenler kitleler halinde Kayılara katılıyor, Kayı ordusu git gide evliyalar ordusuna dönüşüyordu. Cihan hâkimiyeti mefküresi önce yüreklerde tutuşuyor, zaman içinde ise bütün dünyayı kuşatıyordu.

Yeni kurulan “Yürek Devleti”nin özü Peygamber-i Alişan Efendimiz’in “fetih” müjdesiydi. Maksat mal- mülk biriktirmek, şan-şöhret kazanmak değil, Peygamber-i Alişan Efendimiz’in müjdesine ulaşmak, “övülmüş ordu-övülmüş millet” olmaktı.

Kurulan bir “Sünnet Devleti”ydi kısacası: “Sünnet Devleti”, özü “insan” olan büyükbir “Sünnet Medeniyeti” inşa etti. Çeşitli inançlara sahip topluluklar bu medeniyet algısı sayesinde asırlar boyu huzur içinde yaşadılar.

Ne zaman ki, kuruluş gayesini unutup, başkalarına (Avrupalılara) benzemeye başladılar, içlerine “fitne” girdi. Yükselme-yücelme dönemi kapandı: Artık Şeyh Edebali gibi maneviyat önderleri de yetişmez olmuştu.

Gelin Şeyh Efendi’yi Neşri tarihinden (Cihannüma) okuyalım:

“…Osman Gazi’nin halkı arasında bir Şeyh-i Aziz var idi: Edebali derlerdi. Gayret Sahibi kimselerdendi. Halkın itimadını almış tüm illerde meşhur olmuş idi. Dünyası sonsuzdu. Kendine derviş yolun tutarlardı. Hatta derviş deyü lâkap iderledi. Bir zaviye yapıp gelen ve gidene hizmet ederdi. Zaman zaman Osman Gazi dahi ona misafir olurdu.”

Zaviyede misafir kaldığı bir gecenin sabahında, Osman Gazi’yi namaza kaldırmaya gidenler, yatağını bozulmamış, kendisini ise ihtiram duruşunda bekler buldular. Gözleri rahledeki Kur’an’daydı. Kur’an’a saygısından dolayı sabaha kadar ayakta beklemişti. Durumu Şeyh Edebali’ye bildirdiklerinde, Osman Bey’e sordu: 

“Neden uyumadın?..”

Osman Bey, içten bir teslimiyetle fısıldadı: “Kelam-ı Kadim karşısında ayaklarımı uzatıp uyumayı içime sindiremedim.”

Rivayete göre, Şeyh,“Kelam-ı Kadim’e duyduğun bu hürmet yüzünden Allah neslini aziz edecek” diyerek, kızını Osman Gazi’ye nikâhlamaya razı oldu…

Yani Osmanlı Devleti’ni kuranların Kelam-i Kadim’le ilişkileri sapa sağlamdı… 

Osman, aşiretin başına geçip bey olunca, Şeyh Efendi karşısına aldı ve ebediyet sırrını kulağına fısıldadı: “Oğul Osman, insanı yaşat ki, devlet yaşasın!”

Mehmedcik Afrin’e işte bu mantıkla yürüyor: Sivillere zarar vermemek için yavaşlamayı göze alarak, ecdadına liyakatını ispat ediyor. 

 

YORUM YAZ