THY- Euroleague

Kudüs’te bir merdiven ferman bekliyor!

20 Aralık 2017 Çarşamba

Kudüs’ün kanla yazılan tarihi ilk kez 637 yılında sevgiyle buluştu. Kudüs, Halife Hz. Ömer’in komutanlarından Ebu Ubeyde bin el-Cerrah tarafından o yıl kuşatıldı. 

Hz. Ömer, komutanını Kudüs’e uğurlarken, şöyle tembihledi:

“Senden ille de fetih beklemiyorum. Emrindeki ordu Peygamberordusudur. Onları haramdan ve zulümden uzak tut yeter!”

Ebu Ubeyde bin el-Cerrah, orduyu haramdan ve zulümden uzak tuttu. Haramdan ve zulümden beslenmeyen ordu, haram ve zulümle harmanlanan orduları yenerek Filistin’i aldı. Gitti Kudüs surlarına dayandı.

Bu tarihe kadar Kudüs Haçlılar tarafından yönetiliyordu. Haçlıların reisi Başrahip Sophronius, Arap komutan Ebu Ubeyde bin el-Cerrah’a gitti:

“Anlaşmak istiyoruz” dedi, “Lâkin anlaşmayı bizzat Halife Ömer imzalamalıdır. Kabul etmezseniz, savaşacağız…”

Arap Komutan, durumu Halife’ye bildirdi. Halife Hz. Ömer, daha fazla kan dökülmesin diye Medine’den kalkıp deve sırtında Kudüs’e gitti. Kudüs’te Başrahip Sophronius’la buluştu. Zafer andlaşmasını imzaladı. 

Kudüs’ün Hıristiyanların elinden çıkıp Müslüman hâkimiyetine girmesi Başrahib’e çok dokunmuştu. Ağlıyordu. Hz. Ömer onu şöyle teselli etti:

“Mahzun olmayınız. Dünya böyledir, bazen ağlatır, bazen güldürür.” 

Hz. Süleyman mâbedinin kalıntılarına gitmek istediğini söyledi. Burası Peygamber Efendimiz’in Mirac’a yükseldiği yerdi. Halife orada devesinden indi, diz çöküp dua etti.

İngiliz tarihçi Karen Armstrong, “Holy War” isimli eserinde tabloyu şöyle yorumluyor: 

“Başrahip bu sahneyi dehşet içinde izliyordu... Kıyametin artık yaklaştığını sanmıştı.” 

***

Roma hükümdarı I. Konstantin’in annesi Helena tarafından Kudüs’te Golgotha Tepesi’nde inşa edilen Kabir Kilisesi (Kıyamet ve Kamame Kilisesi adlarıyla da anılır), bütün Hıristiyan mezhepler açısından son derece önemlidir. 

Tüm mezhepler, Kabir Kilisesi’nin temizliğini ve bakımını üstlenmek isterler. O kadar ki, bu yüzden kanlı çatışmaların cereyan ettiği bilinir.

Böyle çatışmalardan biri de 1757 yılında, Sultan III. Mustafa’nın padişahlığı döneminde yaşandı. Farklı mezheplere mensup papazlar, birbirine girdi. Ölümler oldu.

Olayı öğrenen Padişah, karışıklıkların önünü almak için Kudüs’e 1757 yılında bir ferman gönderdi. Bu fermana göre, kilisenin temizlik ve bakımı Ortodoks, Katolik, Ermeni ve Süryaniler arasında eşit olarak paylaştırıldı.

Ferman uzun süre yürürlükte kaldı, ama sonra tekrar bozuldu…

Mezhep mensupları arasında tekrar niza başladı: 1852’de Rum Ortodoksları ile Latin Katolik Kilisesi’nin ruhanileri birbirine girdi. 

“Siz bizim sevaplarımızı aşırıyorsunuz” diyerek kavgaya tutuştular. Onlarca kişi öldü.

Bunun üzerine Sultan Abdülmecid de bir “Kudüs Fermanı” çıkardı. Hangi mezhebe mensup Hıristiyanların nereyi temizleyeceğini tek tek belirtti.

Ferman Kudüs’e ulaşır ulaşmaz kilisenin önündeki meydanda okundu.

O sırada bir Ermeni papaz kilisenin ön cephesindeki pencerelerden birini temizlemekle meşguldü. Pencereye bir merdiven dayamış, silmeye başlamıştı.

İşi hemen bıraktırdılar. Çünkü yeni fermanda camların temizlenmesi işi başka bir mezhebe verilmişti.

Papaz derhal aşağı indi. Emre o kadar hızlı uydu ki, merdiveni olduğu yerde bıraktı. Padişah emri geciktirilmezdi.

O gün bugündür, o merdiven kilisenin ikinci katında pencereye dayalı olarak duruyor. Merdivenin oradan alınması için, İstanbul’dan ikinci bir ferman bekleniyor. Lâkin İstanbul’da o emri verecek kimse yok.

İstanbul bekliyor, Kudüs bekliyor…

Kudüs İstanbul’u bekliyor. Derken, İslâm İşbinliği Teşkilâtı İstanbul’da toplanıp sesini yükseltiyor: “Kudüs Filistin’in Başkenti’dir!”

Beklenen adım bu olabilir mi acaba? 

 

YORUM YAZ