Kudüs Emannâmesi

19 Aralık 2017 Salı

İsrail eski Başbakanlarından Bayan Golde Meir’e atfedilen bir söz var...

Savaşmaktan, kan dökmekten, çocuk öldürmekten bıktığı bir gün demiş ki: “Osmanlı’nın bir çavuş onbeş yeniçeri ile yüzyıllar boyu barış içinde yönettiği bölgeyi elli yıldır kan deryasına döndürdük.”

Osmanlı başarısının üç temel sırrı var:

1. Hiçbir fark gözetmeden, Osmanlı’nın, sadece insan olma hasebiyle insana saygı gösterme ilkesi (Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” öğüdünde saklı sır)...

2. Her alanda ve her anlamda âdil olması, adâlet dağıtımında Müslüman-gayrimüslim farkı gözetmemesi...

3. Şefkat ve yardımı hem varlık sebebi sayması, hem de devlet felsefesine dönüştürmesi...

Osmanlı Devleti’nde her insan insanlığını inancı çerçevesinde özgürce yaşayabilir, inancının gereğini yapabilir, inancını siyasetine de, kıyafetine de yansıtabilirdi. Bu duruşunun kaynağı ise “Devr-i Saadet zinciri”ydi.

O zincirin halkalarından Hazret-i Ömer, meşhur komutanlarından Ebu Ubeyde bin el-Cerrah önderliğinde Kudüs’ü fethettiğinde yaptığı üç işten; 

Birincisi: Kudüs’ün eski sahipleri olan rahiplerin ısrarlı teklifleri üzerine Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği yerde inşa edilen “Kıyamet Kilisesi”ni gezmek suretiyle yerli halkın gönüllerini hoş etmek...

İkincisi: Bugün Mescid-i Aksa’nın yükseldiği “Tapınak Tepesi’ni çöplerden temizlemek...

Üçüncüsü ise “Kudüs Haçlıları”na hitaben bir “Emanname” yayınlamak olmuştur.

Hz. Ömer’den sonra, zaman zaman elden çıkan Kudüs’ü yeniden fetheden dindaşları Selahaddin Eyyûbi ile Yavuz Sultan Selim’in de aynen uyguladığı bu “Emanname”deki özgürlükler çok ilginçtir. 

Kudüs’ün dehşet soluduğu şu günlerde inançlar arasındaki farkı vurgulama açısından belgenin bazı maddelerine bakmak, eminim çarpıcı olacaktır.

Hz. Ömer,“besmele” ile başlayan “Emanname”sinde özetle şöyle diyor:

* İşbu emannâme,onların (Hıristiyan ve Musevilerin) canlarına, mallarına, kiliselerine, haçlarına, yerleşik ve göçebe olan bütün fertlerine verilen bir teminattır... 

* Kiliseleri ev yapılmayacak, yıkılmayacak, kısmen dahi işgal edilmeyecek, kiliselerdeki kutsal eşyalara dokunulmayacak, kimsenin malına-mülküne el sürülmeyecektir...

* Kimse dini inançlarından dolayı zorlanmayacak, horlanmayacak, kendilerine asla zarar gelmeyecektir...

* Bunlardan kim yurdunu terk etmek isterse, gideceği yere kadar mal ve can emniyeti sağlanacaktır.Yurdunda kalmak isteyenler güven içinde yaşayacak ve cizye vereceklerdir. İsteyen Rumlarla gidecek, daha önce gitmiş olanlardan dönmek isteyen geri dönebilecektir...

* Hasat elde edinceye kadar onlardan bir şey istenmeyecektir.

Belgede bir de “şahitler” bölümü açılmış, o bölüm, Halid bin Velid, Amr bin As, Abdurrahman bin Avf ve Mu’aviye bin Ebi Süfyan gibi, Peygamber-i Âlişan Efendimiz’in yakın arkadaşları tarafından imzalanmıştır.

Hz. Ömer’in, Osmanlı padişahlarına ilham veren toleransına dair ikinci belge daha mufassaldır, ancak belgedeki şahitler farklıdır. 

Hz. Ömer, dua ve şükürden sonra, “Bu, Ömer bin Hattab’ın Kudüs-i Şerif’deki Tur-i Zeytun’da Millet-i İseviyenin şerefli patriği Safranbos’a verdiği ve bütün reaya ile papaz ve patrikleri içine alacak şekilde tanzim olunan yazılı ahidnamesidir” diyor ve yeni özgürlükleri sıralıyor...

Ferman şöyle bitiyor: “Hristiyan reislerine bu ferman sahabe-i kiramdan Abdullah, Osman bin Affan, Sa’d bin Zeyd, Abdurrahman bin Avf ve diğer sahabe kardeşlerimizin huzurunda verilmiştir. 

Bu yazılı fermanda açıkladığımız emirler korunsun, riayet edilsin ve ellerinde kalsın... 

Müminlerden kim bu fermanımızı okur da şimdi veya kıyamete kadar, ona muhalefet ederse, Allah’ın ahdini bozmuş ve Habibine isyan etmiş olur (Hicri, 20 Rebiülevvel 0015; M.S. 637).

Tüm inanç sahiplerinin bu fermanlardan alacağı “insanlık dersleri” var.

 

YORUM YAZ