Kudüs ah Kudüs!

15 Aralık 2017 Cuma

Kanla yazılan Kudüs tarihinin talihi, Hz. Ömer (637), Sultan Selahaddin (2 Ekim 1187) ve Yavuz Sultan Selim (31 Aralık 1516) hâkimiyeti dönemlerinde döndü: Müslümanlarla birlikte bölgeye huzur geldi.

Üçünün de ırkları farklıydı, ama dinleri birdi: Bu dinin yönetim anlayışının temelinde âdalet vardı, “eşitlik” vardı, “hoşgörü” vardı: Çünkü özünde Resul-i Ekrem Efendimizin kurduğu “Saadet Devleti” vardı...

Hz. Ömer, fethettiği Kudüs’ün papazlarının ısrarlarına rağmen, Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği yerde yapılan “Kıyamet Kilisesi”nde namaz kılmıyor, “Benden sonra gelecek olan halifeler benim burada namaz kılmamı bahane edip çok kutsal saydığınız kilisenizi elinizden alabilirler” düşüncesiyle, namazını avluda kılıyordu.

Mehmed Âkif’in deyişiyle, “Şark’ın en sevgili Sultanı Selâhaddin”, aynı hassasiyeti gösteriyor, Filistin’den gitmek isteyen papazlara ve halka kolaylık sağlıyor, kalmak isteyenlere ise başta “inanç özgürlüğü” olmak üzere, her türlü özgürlüğü bahşediyordu.

Kendisini aynı sürecin devamı sayan Yavuz Sultan Selim,“Hadimul Haremeyn” (Kutsal yerlerin hizmetkârı) anlayışını Mescid-i Aksa’nın gölgesinde de sürdürüyor, seleflerinin duruşunu aynen devam ettiriyordu.

Müslüman hâkimiyetinde iken Kudüs ve Filistin hep özgür kaldı: İsteyen istediğine inandı, dilediği gibi ibadet etti. Kimse kimseyi aşağılamaya yeltenmedi, kendi ırkı konusunda “üstün ırk” iddiasında bulunmadı.

İşte bu yüzden Müslümanların hâkimiyeti döneminde Filistin’de, özellikle de dinlerin ve milliyetlerin harman olduğu Kudüs’te (ve tabii Gazze’de) Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Museviler huzur içinde yüzyıllarca yaşadılar... Komşuluk yaptılar... Ortaklıklar kurdular. Aynı topraklar ne zaman Haçlıların ya da Yahudilerin eline geçtiyse, yürekler kanamaya başladı.

Kudüs’te Haçlı hâkimiyeti altında yaşayan Müslümanlarla Musevilerin canı yandı. Yahudi hâkimiyetinde ise Müslümanlar ve Hıristiyanlar nefes alamaz oldular. Tüm özgürlükler kısıtlandı...

Hâkim unsur, kendi dininden ve ırkından olmayanlara “köle” muamelesi çekti. Dramatik olaylar, envai çeşit acılar yaşandı ve hâlâ da yaşanıyor.

Bugünkü dünyanın işte bu “fark”ı kavramaya ihtiyacı var: Nereye kadar, insanları döverek insanlara hükmedebilirsiniz? Nereye kadar korkutarak itaat altında tutabilirsiniz?

¥

Bunun için yeni bir Sultan Selâhaddin, yeni bir Yavuz Sultan Selim lâzım! Kördüğümü kılıcıyla kesecek güçlü bir inisiyatife ihtiyaç var. Bu da ancak Türkiye olabilir. Türkiye’yi ve Erdoğan faktörünü hesaba katmak lâzım... 

Bunu hesaba katmayanların oyunlarının nasıl ayaklarına dolaştığını ve nasıl rezil-rüsvay olduklarını, yakın tarihte gördük (ABD 15 Temmuz’da, Katar’da, Cerablus’ta, Kuzey Kore’de, Türkiye’ye vize meselesinde. Barzani projelerinde ve S-400 füzeleri alımında tam mânâsıyla çuvalladı. Sonuçta PKK, DEAŞ, PYD, YPG gibi terör örgütlerinden medet umar hale geldi. Çok yakında düşeceği hali hep birlikte göreceğiz.

Türkiye İslâm dünyasının umudu olmaya devam ediyor...

 

YORUM YAZ