THY - Yeni Havalimanı Promosyon - Ankara

Kartel medyası hâmile!

29 Ocak 2018 Pazartesi

Malum medya, sosyal medya trollerini de yedeğine alarak, bir süre önce bilinçaltımıza yönelik bir saldırı başlattı. Bir süreden beri, kadın ve çocuk üzerinden İslâm ve Müslümanlar aleyhine çeşitli haberler yapılıyor. 

İmamlara, vaizlere, toplumda temayüz etmiş hocalara, dindar yazarlara, yerli ve millî tarihçilere, bunların eserlerine, yardım kurumlarına, eğitim kurumlarına, Kur’an kurslarına, vakıflara, dindar cemiyetlere, yurtlara yönelik çoğu asparagas (masa başı-uyduruk) haberler yapılıyor. 

İlk defa oluyormuş gibi, önce “kadına dayak” faslını açtılar. Özellikle kadın spikerler işi öylesine abarttı ki, birkaç bozuk mizaç erkek yüzünden neredeyse tüm erkekler “kadın düşmanı” oldu. 

Türkiye’de toplam 22 milyon 206 bin 776 aile var (TÜİK). Büyük çoğunluğunda normal aile hayatı yaşanıyor. Herkes işinde gücünde… Ama öyle bir yansıtılıyor ki, sanki tüm aileler problemli, tüm erkekler eşlerini dövüyor, tüm gençler uyuşturucu batağında, herkes boşanmak için sıraya girmiş!..  

Bir taraftan bu görüşü destekler mahiyette haberler cımbızla seçilip parlatılırken, diğer taraftan aynı görüşü destekleyen, birbirine benzer diziler çekiliyor.

Dizilerde yediden yetmişe herkesin mutlaka bir hatta birkaç “sevgili”si var. Herkes “gayrimeşru” yaşıyor. Herkes diskoteklerde sabahlayıp sarhoş dolaşıyor. Modern hayatın gereği bu: Hayatın tadı ancak bu şekilde çıkar! Normal aile hayatı tatsız-tuzsuz, monoton bir şey!

Bu kadarını “habercilik”le izah etmek mümkün olmadığına göre, bir “proje” yürütüldüğünü (eski doğum kontrol projesine benzer) düşünmek gerekiyor. Bir taraftan aile kurumu zayıflatılacak, öte taraftan, kadın dövmeye izin verdiği vehmedilen İslâm Dinine karşı tavır alınacak. 

Neticede hem İslâm karalanacak, hem de Türkiye’nin hâlâ en sağlam kurumu olan aileye karşı kuşku yayılacak. Bunun sonucu olarak da boşanmalar artacak, evlilikler azalacak (böylece “müstehcen yayın”larına da yeni “müşteri”ler toplamış oluyorlar: Ne de olsa sağlam aileler içinden “müşteri” bulmak çok zor!).

Ardından “çocuk yaşta kızların evlendirilmesi” haberleri sökün etti. Kimi bölgelerde şartlardan kaynaklanan ve esasen yüzyıllar öncesinden beri var olan bir konuyu (ki, “küçük gelin” olarak takdim edilen kızların bir kısmı nüfusa geç yazılmış yetişkin kızlardır) ısıtıp manşetlere çıkardılar. O kadar parlattılar ki, ister istemez tüm evliliklerin küçük yaştaki kızlarla yapıldığını düşünmeye başladık.

Bunun üzerinden Diyanet’in kurumsal yapısına ve Diyanet İşleri Başkanı’nın kişiliğine yüklendiler. Diyanet nedense bunu ciddiye alıp (bizim mahalleliler yerli ve millî medyamızın yazdıklarına aldırış etmez, ama malum medyada sinek vızıldasa yürekleri ağızlarına gelir) cevap üstüne cevap verdi. Hatta küçük yaşta kızların evlendirilmesinin caiz olmadığı yolunda hutbeler bile okuttu. 

Bunlar bir taraftan bu tür haberler yaparken, diğer taraftan küçük yaşta bir şarkıcı ile sevgililerini alkışlıyordu. Kimse çıt çıkarmadı. PKK’nın çocukları dağa kaçırıp kullanması karşısında da tık yok!

Derken, saldırıyı daha da iğrenç boyutlara götürdüler: “Çocuklara tecavüz” haberlerini ortaya attılar. Şiş karınlı küçük bir kızın fotoğrafını dahi servis ettiler. Yazılanlara göre, küçücük bir kız “hamile” bırakılmış, karnı burnuna dayanmıştı. 

Buna ilişkin “bilimsel” televizyon programları bile yapıldı. İslâm suçlandı yine. Ama sonradan anlaşıldı ki, fotoğraftaki küçük kız Brezilyalı bir siroz hastasıydı. Karnı bu hastalığa bağlı olarak şişmişti.

Yani haber külliyen yalandı. Belli bir amaca yönelikti ve amaç küçük yaşta evliliğe izin verdiğini düşündükleri İslamiyet’i karalamaktı.

“Yumuşak karın” olarak gördükleri alanlardan dine vurmak bu medyanın vazgeçilmezidir. Gafil Müslümanlara da sattıkları gazetelerinin tirajını düşünerek açıktan “dinsiz” olduklarını söylemezler. Böyle algı operasyonları çekerler.

Din düşmanlıklarına son zamanlarda “mağlubiyet” hissi de eklenmiş, başka yöntemlerle bertaraf edemedikleri “dindar cumhurbaşkanı”nı bu yöntemle vurma ihtiyacı doğmuştur.

İşte bu yüzden ittifak halinde hücuma kalktılar. Dindar tarihçiler, yazarlar, din görevlileri, “dindar” kurumlar itibarsızlaştırılacak, böylece iktidarın dayandığı kaleler çökertilecekti… Bunun da elbette seçimlere yansımaları olacaktı. 

Peşinen söyleyeyim ki, böyle bir şey olmayacak! Bunların beterleri geçmişte denendi, tutmadı. Bu da tutmayacak. Neden derseniz “bizim kesim” bu tür haberlere şerbetlidir.  

Ben asıl şunu merak ediyorum: Ezelden sabıkalı kartel medyasından, neden hâlâ 28 Şubat sürecinde yaptıklarının hesabı sorulmuyor? 

 

YORUM YAZ