THY - İmaj

İnsan kıyımı!

09 Aralık 2017 Cumartesi

Osmanlı insanı ne kadar varlıklı olursa olsun, “gösteri”, “gösteriş” ve “israf” sayılabilecek davranışlardan kaçınırdı (biz her gün üç milyon ekmeği çöpe atıyoruz)…

Hayat bu hassasiyetle çerçevelenmiş, hassasiyet padişahları da kuşatmıştı.

Meselâ 1453 yılı Ramazanında Fatih Sultan Mehmed, hocalarına verdiği iftarda, sofraya Bizans İmparatoru’ndan kalma altın tasları, sahanları, kaşıkları koydurduğu için hocası Molla Gürani tarafından şöyle azarlanmıştı:

“Ümmete haram olan Mehmed’e ne zaman helâl oldu? Sen kime benzemek istiyorsun? Eğer Peygamber’i Zişan’a benzemek istiyorsan, bil ki, onun en iyi yemeği birkaç hurmadan ibaretti, hal-ı hayatında altın yemek takımı görmemişti. Ona değil de, Bizans İmparatorlarına benzemeye çalışıyorsan, bil ki, Bizans’ı bu gösteri ve gösteriş tutkusu batırdı. Geleneksel kaplarımız neyine yetmemiş ki, altın sahanlar, taslar, kaşıklar çıkarmışsın?”

Dünya tarihinin gördüğü en muhteşem (zaten Batı dünyasının verdiği lâkap da budur)hükümdarların başında gelen Kanuni Sultan Süleyman, ŞeyhülislâmEbussuud Efendi’ye yazdığı mektupta, bakın ne kadar mütevazıdır:

“Hâlde hâldaşım (benimle aynı hâlde olan), sinde sindaşım (aynı yaşta olan), ahiret karındaşım, tarik-i Hak’ta (Allah yolunda) yoldaşımMolla Ebussuud Hazretleri… 

“Dua-i bi-hadd iblağından (sınırsız duadan) sonra; Nedir haliniz? Ve nicedir mizac-ı lâzımü’l-imtizâcınız? (ne durumdasınız?) Sıhhatte ve afiyette misiniz? Hazret-i Hakk hizane-i hafiyesinden (Allah, gizli hazinelerinden) kemal-i kuvvet ve selamet eyliye. Bimennihi ve keremihi (iyilik ve keremiyle) lütuflarından niyaz olunur ki, evkat-ı müteberrikede (mübarek vakitlerde) bu muhlislerini (samimi, ihlaslı) kalb-i şeriflerinden ihrac ve iz’ac etmiyeler (ihlaslı ve şerefli kalbinizden bizleri atıp çıkarmayın). Ola ki küffâr-ı hakisar münhezim ve mükedder (kâfirler yerle bir olup, hezimete uğrasın ve kederlensinler) ve asakir-i İslam umumen mansur ve muzaffer olup (İslam askerleri de zafer kazanmış olup) rızaullahu tealaya muvafık-ı amel ola…” (Allah’ın rızasına uygun iş ola)… 

“Dua, Eddua, summed-dua, bende-i Hûda Süleyman-i biriya (Dua, yine dua hep dua… Allah’ın kulu riyasız-gösterişsiz Süleyman).

Bundan öte “tevazu” olur mu?..

Kanuni devrinin en meşhur şairlerinden olan Bâki, bir şiirinde Ebussuud Efendi’yi şöyle övüyor:

“Şer-i efâdıl-âfâk müftî-i âlem/ Sipihr-i fazl-u-kemâl, âfitâb câh-ü-celâl.

İmâm-ı saff-ı efâdıl, emîr-i hayl-i kirâm.

Emîn-i dîn-ü-düvel, hâce-i hûceste hısâl,

Ebû Hânîfe-i sânî Ebüssü’ûd ol kim,

Fezâil içre olupdur efâdıl ona ıyâl.”

Kanuni devrinin meşhur şairlerinden olan Bâki, bir şiirinde Ebussuud Efendi’yi şöyle anlatıyor:

“Şer-i efâdıl-âfâk müftî-i âlem.

Sipihr-i fazl-u-kemâl, âfitâb câh-ü-celâl.

İmâm-ı saff-ı efâdıl, emîr-i hayl-i kirâm.

Emîn-i dîn-ü-düvel, hâce-i hûceste hısâl,

Ebû Hânîfe-i sânî Ebüssü’ûd ol kim,

Fezâil içre olupdur efâdıl ona ıyâl.”

Hepsi bu kadar değil; meşhur Alman şair Goethe bile, ölümünden yıllar sonra, “Alman teşekkür ediyor, aziz Ebussuud” diye başlayan özel bir şiir yazıyor...

Şimdi “insan” yetiştiremiyoruz. Hasbelkader yetişmiş insanların da ayağını kaydırıp devredışı bırakmak için envai çeşit kumpas kuruyoruz…

Oysa biz eskiden hem bol miktarda “insan” yetiştiriyor, hem de o insanlarla iftihar ediyorduk.

Fatih Sultan Mehmed, bir divan öncesi, coşkun neşesinin sebebini soran Sadrazam Mahmud Paşa’ya; “Bu ferahki, bende görürsüz, bir kal’a fethünden değildur; Ak Şemseddin gibi bir pîr-i aziz benum zamanumda yaşaduğuna sevinurum” demiş, İstanbul’u fethetmekten dolayı değil, Ak Şemseddin gibi pâk yürekli bir âlimle aynı çağı paylaşmaktan dolayı mutlu olduğunu söylemişti.

 

YORUM YAZ