THY - Ramazan

İlk kadın partisi, ilk kadın derneği ve CHP

09 Şubat 2018 Cuma

“Türkiye’ye kadın haklarını biz getirdik” diye yıllardır övünen CHP’nin, devr-i iktidarında kurulmuş olan tek kadın partisini ve sonrasında kurulan tek kadın derneğini cebren ve hile ile kapattırdığını biliyor musunuz?

Hikâye bundan tam 94 yıl önce başlıyor…

Tarih 16 Haziran 1923: Bu tarihte ortada ne cumhuriyet vardır, ne de Halk Fırkası” (fırka=Parti)

Nezihe Muhiddin, tarihimizin ilk “Kadınlar Partisi”ni bu tarihte kuruyor. Resmi adı “Kadınlar Halk Fırkası” olan partinin başına Nezihe Muhiddin geçiyor. 

Amacı, kadınları örgütlemek, başta seçme ve seçilme hakkı olmak üzere, o tarihe kadar verilmemiş bazı insan haklarına kavuşturmaktır…

Nezihe Muhiddin (Tepedelengil), sıradan bir kadın değildir: Farsça, Arapça, Almanca, Fransızca  bilen bir gazeteci ve yazardır (20 roman, 300 kadar öykü, piyes, senaryo, operet kaleme almıştır), kadın hakları savunucusu ve mütefekkir bir eylemcidir: Padişahlık döneminde bile “kadın hakları savunucusu” olarak meşhur olmuş, böyle bir mücadeleden gelmiştir. 

Cumhuriyete doğru ilerleyen “Yeni Türkiye”nin dikkatini “kadın”a çekmek için kurduğu parti, devrin egemenleri tarafından itirazla karşılanıyor: “Kanunlar, kadınların siyasi temsiline müsaade etmiyor” deniyor…

“O zaman değiştirip müsait hale getirin” dese de gülüp geçiyorlar…

Nihayet, Mustafa KemalPaşa, Nezihe Muhiddin’in “Kadınlar Partisi”nden üç ay kadar sonra, “Halk Fırkası” isimli partiyi resmen kurduğunu açıklıyor (9 Eylül 1923)… Böylece Türkiye’de “tek parti” rejimi resmen başlamış oluyor.

Tek parti iktidarına körü körüne bağlı gazetelerle yazarlar hışımla Nezihe Muhiddin’e saldırmaya başlıyorlar… Dalga geçiyorlar… Aşağılıyorlar… İtibarsızlaştırıyorlar. 

Nezihe Muhiddin ve arkadaşları anlıyorlar ki, kadın haklarını, Türkiye’yi yönetenlere siyasi parti kanalıyla anlatamayacak,  partiyi feshedip “Türk Kadınlar Birliği” isimli bir dernek kuruyor (7 Şubat 1924). Yayınlarında kadınlara seçme-seçilme hakkı verilmemesini sert şekilde eleştirmeye başlıyor. Atatürk’ün eşi Latife Hanım da destek veriyor.

1925 yılında, “Türk Kadınlar Birliği”, Nezihe Muhiddin’le birlikte Halide Edip Adıvar’ı milletvekili adayı gösteriyor, ancak “Halk buna hazır değil” denilerek CHP tarafından veto ediliyorlar. Oysa halk hazır ancak “Halk Partisi” yöneticileri hazır değildir! Meclis’te farklı ses istemiyorlar. 

Türk Kadınlar Birliği bu kez erkek bir aday göstermek istiyor, fakat CHP bunu da engelliyor: CHP’nin, Meclis’te kadın hakları savunucusu bir erkek görmeye de tahammülü yoktur! 

Hikâye bununla bitmiyor: Hükümet, Nezihe Muhiddinile yönetim kurulunu 1927 yılında görevden alıyor. Yerine Latife Bekir geliyor. Ardından Nezihe Muhiddinhakkında “yolsuzluk” iddiaları başlıyor. Aslı olmayan ithamlar ve iftiralar iktidarı destekleyen gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanıyor…

1935 yılında da, cemiyet merkezi polis tarafından basılıyor. Üyeler polis takibine maruz kalıyor. Son kongre, 10 Mayıs 1935 tarihinde bu havada yapılıyor. Dayanılmaz boyutlara gelen baskı yüzünden derneğin kapatılmasına karar veriliyor. Başkan Latife Bekir hükümet tarafından eline verilen metni okuyor: “Kadın Birliği ülkülerine kavuşmuştur. Türk kadınlığının bütün hakları tanınmıştır. Bundan sonra Kadın Birliğine ihtiyaç yoktur. Birliğin feshini talep ediyorum!”  

Bu arada Nezihe Muhiddin haksız baskılara dayanamamış, ruh sağlığı bozulmuştur; akıl hastanesine kaldırılıyor ve mücadele ile geçen hayatı 10 Şubat 1958’de, bu akıl hastanesinde son buluyor.

Kadın haklarını savunan partiye, derneğe ve kadınlara yapılan muamele ortada iken, CHP, “Bu ülkeye kadın haklarını biz getirdik, kadına seçme-seçilme hakkını biz verdik” diye övünebilir mi?

Vakıa kadınlara 5 Aralık 1934’te “seçme-seçilme hakkı” verildi, ancak seçilmek için “baş açma” şartına bağlandı. “Seçme” hakkı ise erkeklerde de yoktu: Çünkü ülke tek parti tarafından yönetiliyordu ve adayların tamamı bu partiye mensuptu. 

İbret-i âlem için, eski seçimlerle ilgili bir haber paylaşmak istiyorum: “Kaç mebus alınacak? Hakiki vaziyeti hiç kimse tahmin edemez. Kâtî vaziyet Gazi hazretleri umumî listeyi ilan edince anlaşılacak” (1 Nisan 1931, Cumhuriyet).

Bu durumda “seçme hakkı”ndan mı, “tasdik hakkı”ndan mı söz etmek lâzım? Bu millet 14 Mayıs 1950’ye kadar, gerçek seçim görmedi. İlk gerçek seçimde de CHP’yi yıktı, bir daha da iktidar yüzü göstermedi.

 

YORUM YAZ