“Cogito, ergo sum”...

04 Kasım 2017 Cumartesi

Ya da, “Düşünüyorum, öyleyse varım”...

Meşhur filozof Descartes’in (31 Mart 1596- 11 Şubat 1650) bu cümlesi felsefe dünyasını alt üst ediyor...

Merak etmeyin, “Düşünmeyen insan yok sayılır” türünden derin(!) analizlere girişmeyeceğim...

Yalnız, Descartes’in izni, sizin müsamahanızla, bu tespitin doğru, ama eksik olduğunu söyleyeceğim.

“Sen de kim oluyorsun?..” demeden hemen belirteyim ki, Batı dünyası, yıllardır bu tespite göre yaşıyor.

Düşünüyor...

Aklını ve mantığını kullanıyor...

İrdeliyor, araştırıyor, analiz ediyor, sorguluyor...

Sonuçta icatlar yapıyor, bazı yeni keşiflerde bulunuyor, şana, şöhrete, paraya, kavuşuyor...

Şanın, şöhretin, paranın getirdiği gücü kullanıyor...

Rejimler yıkıyor, ülkeler işgal ediyor...

Geziyor, tozuyor, eğleniyor...

Yine de mutlu değil, huzurlu değil!

Bunu da her fırsatta itiraf ediyor.

***

Yapılan tüm araştırmalar ve kamuoyu yoklamaları, yüzyıllardan beri, “Düşünüyorum, öyleyse varım” ekseninde beyin odaklı bir hayat yaşayan Batı insanının (aynı kültürün çocuğu olan ABD insanı dahil) mutlu olmadığını gösteriyor.

Salt mantık ve beyin ekseninde yaşamak, insanı vahşileştirir...

Kalpten beslenmeyen beyin, insanı vahşet alanlarına götürür. 

Her gün bunun yansımalarını görüyor, hattâ yaşıyoruz. 

Özellikle Irak’ta sergilenen vahşet, beyinle kalbi arasındaki irtibatı koparıp duygu dünyasından uzaklaşmış “insan”ın marifetidir! 

Aynı vahşet, zaman zaman dünyayı terörle kargaşaya, savaşla kana boğmuştur...

Hayatlar çoktan beri bizde de “beyin odaklı” yaşanıyor...

Derin sevgiler, engin heyecanlar devre dışı...

Kalb, (gönül ya da yürek) boyutlu hiçbir şey yaşanmıyor, uzun zamandır: Aşklar bile bozuldu!

Aşkın yerini günübirlik tutkular, ya da istekler aldı...

Aşktan yoksun evlilikler, sözleşmeye bağlandı...

Pazarlık üstüne pazarlık: “Ayrılma halinde kadının hissesi bu kadar, erkeğinki şu kadar!..”

Aile değil, sanki komandit şirket kuruluyor...

Farkında mıyız bilmiyorum, ama çoğumuz “insanca” değil, daha çok “robotça” yaşıyoruz!

***

Batı insanı ağırdan ağırdan fark ediyor gibi hatasını...

“Düşünüyorum, öyleyse varım” mantığının kendisini handikaba sürükleyip mutsuzlaştırdığını yavaş yavaş görmeye başlıyor...

Ama bu kez de başka bir yanlışa sürüklenip kurtuluşu Doğu felsefesinde arıyor... (19 Mart 2005 tarihli Yeni Şafak Gazetesi, birinci sayfa haberinde “Sosyetede ‘New Age tarikatlar’ modası”ndan söz ediyordu) Brahma, Budizm v.s. gibi Hint inanışlarına kaçıyorlar...

Bir şekilde kalbi, yani duyguyu devreye sokmaya çalışıyorlar... Çünkü onsuz yaşanmıyor!

Bu arada; Avrupa entelektüelinin Mevlâna kanalıyla tasavvufa ilgi duyması, büyüyen ruh boşluğunu doldurma çabasının doğru tercihlere de yönelebildiğini gösteriyor.

Bu konuda keşke örnek ve önder olabilecek durumda olabilseydik...

Keşke İslâm Dini’ni, tasavvufî enginlik ve zenginlikleriyle birlikte kavrayıp, güç odaklı tercihin dayatmalarına karşı “yeni bir alternatif” olarak sunabilseydik.

Bunu yapmaya mecburuz: Zira mantıktan ibaret dünyamız başımıza çöküyor!

***

“Cogito, ergo sum”...

“Düşünüyorum, öyleyse varım”...

Varlık düşünceyle kaim değil, ama idrak duyguyla mümkün...

Her sabah güneşin oluşumunu düşünmeyiz; ama her sabah güneşin doğuşunu seyretmeye bayılırız...

Denizde yüzerken suyun terkibini düşünmeyiz, bu yüzmekten zevk almamızı engellemez...

Yani, “Ol mahiler ki, derya içreler, deryayı bilmezler.” 

 

  • Hakan GelderHakan Gelder20 gün önce
    Biz biz deyip duruyorsun da o halde biz kimiz? Ben ve milyonlarca ben gibisi senin gibi düşünmüyor Mikail. Din neyi emrediyorsa tersini yapanları alkışlayıp bir de eleştirenleri beğenmemek neyin nesi? Yüzlerce yıldır kan akıyor. Açlıktan insanlar ölüyor. İslam dünyasındaki para Hristiyan dünyasında yok. Neden durmuyor kan? Nerde hakikat, nerde şefkat, nerde merhamet? Adamlar ağaçta kalan kedinin kurtarma operasyonunu veriyor Ana haberde. Bizde ne cinayet bitiyor, ne sefalet, ne tecavüz, ne savaş. Neden?