Canınızı sıkmayın!

08 Kasım 2017 Çarşamba

Ah o masum çocukluk yıllarım!..

Her söze bir kuyruk takardık…

“Başım ağrıyor” diyene, “Ağırbaş iyidir, rüzgâr uçurmaz” derdik…

“Canım sıkılıyor” diyene de cevabımız hazırdı:

“Sıkı can zor çıkar!”

Çoktan beri bunlar “teselli” olmuyor… Çocukluktaki gibi gülüp geçemiyorsunuz…

Büyüdük bir kere. Büyümek, her şeyi ciddiye almak anlamına geliyor.

Başınız ağrısa, “Beyin tümörü mü acaba?” diye düşünmeye başlıyorsunuz…

Canınız sıkılsa, “Depresyona mı giriyorum” diye endişeleniyorsunuz.

Çocukluğun en güzel yanlarından biri, hayatınıza ölümün gölgesinin düşmemesi… Çünkü çocuklar ölmekten korkmaz! Onlar açısından hayatla cennet arası bir ilişkidir, ölüm!

Yetişkinler açısından ise, tam anlamıyla bir “hesap verme” korkusudur.

Ömrün çok kısa olduğunun farkındayız. Buna rağmen hayatımızı güzelleştirme çabasına girmiyor, bir anlamda hayatı israf ediyoruz.

Bir birine benzeyen günlerin bir biri ardına akıp gitmesi bize “yaşamak” gibi geliyor. 

Hayatımızın sıradanlaştığından, rutinleştiğinden yakınıyoruz, ama hep aynı şeyleri tekrarlayarak hayatımızın rutinleşmesine her gün katkıda bulunuyoruz.

Çalışıyorsak hep aynı yoldan işe gidiyoruz… 

Akşam aynı yolu kullanarak eve dönüyoruz… 

Televizyonda bir birine benzeyen diziler ve filimler seyrediyoruz… 

Aynı marketlerden, alışveriş merkezlerinden alışveriş yapıyoruz… 

Her gün onlarca kez bir birine benzer cümleler kuruyoruz…

Tatillerde bile aynı yerlere gidiyoruz…

Tabiatıyla bir süre sonra hayat kendini tekrarlamaya başlıyor: Her gün bir gün gibi oluyor. Bu da ruhumuzu sıkıyor. 

İşte buna “modern hayat” diyorlar…

Eski insanlar ekmeklerini çıkarmak için bin çeşit yola başvurur, yeni yöntemlerin peşinde koşarlardı…

Hayatlarında heyecan vardı, gizem vardı, değişiklik vardı.

Bizim hayatımızda ise sürekli “tekrar”lar var.

“Modern hayat”, hayatımızı kemiriyor, farkında değiliz!

Bu hayat tarzı, en çok psikiatristlerin, psikologların ve avukatların işine yarıyor: Depresyona düşenlerle boşananların sayısı alabildiğine arttı.

İyiden iyiye rutinleşen bu hayattan biz erkekler de sıkılıyoruz, ama meşguliyet alanlarımız, kadınlara göre daha geniş olduğu için, kendimizi kısmen oyalayabiliyoruz…

Ya ev hanımları ne yapsın? Bir araştırmaya göre, hayattan sıkılmakonusunda ev hanımları şampiyon! Çünkü yaşantıları erkeklerinkinden daha monoton, daha rutin, daha renksiz ve heyecansız: Bir anlamda ütü ilemutfak arasına sıkışmışlar. 

Hayatlarında hemen hemen hiçbir yenilik, hiçbir heyecan, hiçbir renk ve âhenk kalmadı. Kalk… Kahvaltı hazırla… Eşinin gömleğini, kravatını, çoraplarını ayarla… Çocukları kavga-dövüş okula gönder… “Vitrin” denilen heyulanın içindeki-ne işe yaradıkları belirsiz-fazlalıkların tozunu al… Avizeleri parlat… “Bugün ne pişireceğim” diye kafa patlat… Yemek yap… Sofra kur… Sofra kaldır… Bulaşıkları yıka… Çamaşırları as… Gömlekleri ütüle… 

Keşke sihirli bir değnek olsaydı. Öyle bir şey olsaydı önce kendi hayatıma değdirir, kendimi değiştirirdim. Olduğumdan daha mü’min, daha derin, daha renkli, daha kararlı, mesela Hz. Ebubekirkadar fedakâr, Hz. Ömer kadar âdil, Hz. Hamza kadar sert, ama mert; Hz. Osman kadar mülayim; Hz. Âli kadar cesur; Mevlâna kadar âşık; Yunus kadar karmaşık; Gazali kadar âlim; Bediüzzaman kadar minnetsiz; Evliya Çelebi kadar gezgin, Sadi kadar hayalperest, Nasreddin Hoca kadar komik olmak isterdim… 

 

  • denizdeniz15 gün önce
    Yapabilirsin. Once hayatini sadelestir. Vitrin olmazsa evde olmazmiymis .luks binada oturmazsan olmaz. Bilmem ne marka giyeceksin.Dogru biz elalem neder diye yasayan insanlariz. Cocuklar doyumsuz oldu bosanmalar artti. Burdaki anahtar insanin nefsidir. Bir dag altin olsa ikinciyi ister.Hz Muhammed asv hayatini okumamissiniz anlasilan yada okuduysanizda anlayarak okumamissiniz. Tavsiyem birkez daha okuyun.