“Bu yaştan sonra…”

11 Aralık 2017 Pazartesi

Lala Mehmed Paşa: “Ya Estergon ya cennet” diyerek, ordusunun başında ölümüne saldırıya geçtiğinde, seksen yaşına girmek üzereydi…

Cezzar Ahmed Paşa, Fransızların “yenilmez” komutanı Napolyon Bonapart’ı Akka önlerinde durdurduğunda, seksenine merdiven dayamıştı (Napolyon ise sadece 28 yaşındaydı)…

Köprülü Mehmed Paşa, Venedik donanmasını Çanakkale’den kovup Osmanlı Devleti’ni yeniden derleyip toparladığında seksenini devirmişti (IV. Mehmed dönemi, 1656)… 

Kanuni, yetmiş üç yaşında, üstelik hasta haliyle Zigetvar Seferi’ne çıktı. Kendisi seferde öldü, ama Zigetvar da fethedildi (1566).

Şimdi biz, elli-ellibeş yaşlarında emekli olup, yan geliyoruz! 

Ellili-altmışlı yaşlarda “ununu elemiş eleğini asmış” moduna girmeyi aklım almıyor…

Hele de “yaşlılık” bahane edilerek “Evle sokak arası” verimsizleştirilmiş bir hayat tarzını hiç mi hiç içime sindiremiyorum. Bunu yaradılış hikmetine aykırı buluyorum.

Avrupa’da, Amerika’da, özellikle de Japonya’da seksenlik dedelerle nineler koştururken, benim ülkemde hem “geçim sıkıntısı”ndan yakınan, hem de elini sıcaktan soğuğa değdirmeyen “genç emekliler ordusu”nun varlığı beni müthiş rahatsız ediyor.

Kimse “iş yok” demesin, aslında varolan işi beğenmemek gibi bir hastalığımız var. Çalışmaktan çok dinlenmeyi seviyoruz. Hem iş, hem de okuma tembeliyiz. Kâğıdın kitaba dönüşme ihtimalini hesaplayarak kâğıt fabrikasına karşı ayaklarını uzatmayan bir ecdadın torunları olmamıza rağmen, kitaba küskünüz! Sınıf geçtikten sonra, ders kitaplarını yırtan tek millet de zaten biziz!

Türkiye, “genç tembeller ülkesi” olduğu kadar, “genç bıkkınlar ülkesi”dir de. Kırklı yaşlarda emekli olduktan sonra, “Çok çalıştım, çok yoruldum, ama artık emekliyim, hayatımın bundan sonrasını dinlenerek geçireceğim” psikolojisi içinde kendini çürütüp tüketen çok insan tanıdım.

Oysa hareketsizlik bereketsizliktir!..

Sağlığı elveren her insan, her yaşta üretken olabilir. Ancak bizde, belli yaşlara gelmiş insanların bir köşeye çekilip ölümü beklemesi gerektiği şeklinde yanlış, ama yaygın bir kanaat var.

“Artık bizden geçti” sözü, “Bu yaştan sonra” sözüyle birlikte, Türkiye’de en yaygın olarak kullanılan sözlerdendir. 

Yabancılar doksanlı yaşlarda bile gruplar kurup ülke ülke gezerken, bizde insanlar kırkında yaşlanır, altmışında ihtiyarlar, yetmişinde işi biter: “Yaş yetmiş, iş bitmiş” deyip geçeriz.

Ömrümüzün en güzel yılları kahvehanelerde lâklâkla geçer…

Hiçbir işin ucundan tutmayız…

Yaşımızı öne sürerek hiçbir deneme yapmayız.

Nasreddin Hoca, Akşehir Gölü’ne maya çalmak gibi, en akıl almaz denemesini yaparken, eminim altmışın üstündeydi. “Ya tutarsa!” dedi ve şansını denedi. Tutmadı. Ama ya tutsaydı?

Zaten önemli olan tutturmak değil, yeni başlangıçlar yapacak cesareti göstermek. Daha önce sonuç vermemiş deneyleri “ya bu defa tutarsa” umudu içinde tekrarlamak…

 

YORUM YAZ

  • Emre YldrnEmre Yldrn4 ay önce
    Hocam haklısınız ama şöyle de bir durum var, uzun ve yorucu çalışma saatleri, düşük gelir, maddi yetersizlikleri göz önünde bulundurmak gerek.Evet bende insanların bu huylarına karşı çıkıyorum ama ülkedeki insanların maddi durumları ortada.