THY - Ramazan

Sahi, siz nerede yaşıyorsunuz?

20 Ocak 2018 Cumartesi

Demokrasinin özü, millete saygıdır, milletin doğruyu seçebileceğine inanmaktır, milletin inançlarına yakınlık duymaktır; milli irâdenin hâkimiyetidir, düşünce ve seçim hürriyetidir. Bu özü zedelemeye niyetliyseniz nesini niçin alacaksınız demokrasinin? Millete güvenmiyorsanız, milletin rüşdüne inanmıyorsanız; demokrasiyi almanın da, işletebilmenin de, anlamı ve imkanı yok demektir. Bu noktaya, yani milletin inançlarına saygı ve sevgi duymak noktasına ancak uzun mücadelelerden sonra gelinmiş, halk dindar olmadığında ne ilmin ne tekniğin insanları kötülükten kurtaramayacağı, koruyamayacağı anlaşılmıştır. 

Devletin sahibi millettir, milletin dini, milletin manevi yapısı nasıl olur da devleti ilgilendirmez? Bir hayat görüşüne dayanmayan bir tek sosyal müessese yoktur. Her devlet, anayasasında yazılı olsun olmasın teamülleri göz önünde bulundurur, kanunlarını, yönetmeliklerini vs.’yi milletinin değerlerine-mukaddeslerine aykırı düşmeyecek şekilde yapar-hazırlar. Devlet sadece güvenlik güçlerinin yöneticisi değil, eğitim işlerinin de yönlendiricisidir. Devlet, bir hukuk sistemine, her hukuk sistemi de bir “hak hakkaniyet” idealine dayanır. Devlet, milletin manevi hayatını hukuki teminatlarla korur gözetir; millet, ise devletine inançlarından aldığı heyecanla güç verir sahip çıkar. Hal böyleyken bütün bu ilmî gerçeklere karşı çıkanlar psikolojik rahatsızlık içinde olduklarının farkındalar mı? ‘ilmîlik ve objektiflik’ten nasibi olmayanlar; bu jakoben tavırlarının hesabını vermeyeceklerini mi sanıyorlar? ‘Millî ittifak’a, devletin, milletin, ümmetin düşmanlarına karşı lider Türkiye mücadelesi veren bu milletin has evlatlarına yapılanlar cezasız mı kalacağını zannediyorlar? Teröristlere sahip çıkıldığı kadar kendi vatandaşına sahip çıkmayanlar, bu yaptıklarının bedelini ödemeyecekler mi?

Meydan okudukları değerler her toplumda milleti millet yapan değerler değil mi? Yeryüzünde kutsalı olmayan insan ve medeniyet düşünülebilir mi? İnancının gereğini yerine getirenlere yapılan basın/yayın/sosyal medya zulmü, bu zulmü yapanların yanında olmanın izahı yapılabilir mi? Demokrasi deyip durdukları halde ihtilal denemesi yaptıkları 15 Temmuzdaki bu harekete canıyla/kanıyla ‘dur!’ diyen bu milletin mücadelesini ‘militanlık’ olarak ifade eden adam bu ülkenin adamı olabilir mi? Her konuşmaları terörist sözcüsü gibi değil mi? 

Cumhurbaşkanımızın zaman zaman millî-manevi-fikri meselelere vurgusu, hitabet gücünü de kullanarak yaptığı güzel konuşmalar bile; öfkeli, sinirli, hamasi nutuk muamelesi görüp parti içinde bile farklı değerlendirmelere yol açıyorsa, bu durum siyasî kültürün seviyesini ortaya koymaya yeter! Siyasetimizde ideal yoktur, fikir yoktur, hasbilik yoktur, orijinallik yoktur. Çünkü Batıcılık, siyaset meydanını büyük çöle döndürmüştür. Bu gerçeği kabullenmeden hiçbir müsbet hamle başarılamaz. Önce şu tarihi hakikati görmek gerekir: Hiçbir medeniyet dini/ahlakı reddetmez; her medeniyette ahlakın kaynağı din’dir,

Bugün insanlığın önündeki en önemli mesele, bir “medeniyet ve insan” meselesidir. Siyasî, teknik, ekonomik olanlar bundan sonra gelir. 

Kabukla uğraşmayın, meselenin kökü buradadır. Bu zihniyetle, ne siyasi, ne iktisadi, ne sosyal, hiçbir sistemi temellendirmek ve amaçlandırmak mümkün değildir. Demokrasiyi laikliği bilmek için Batı’nın son 15 asırlık tarihini bilmek lazım. O’nu bil, sendekinin ne olduğunu da sonra anlarsın! Demokraside din olmaz mı? Dini düşüncelere, ‘açıklama-temsil’ hürriyeti verilmez mi? Adamlar, kendi şartlarına göre, onu sağlayabilmek için laikliği şekillendirdiler. Batı’yı laikliği götüren sürecin mihveri, “Demokrasi dinsiz kalmasın, kalırsa demokrasi olmaz” mantığıdır. Kilise faaliyetini bir daireye aldılar, aynı dairede din mahsur kalmasın diye laiklik kapısını açtılar.Dillerinde pelesenk ettikleri ‘demokrasi ve laiklik’ sadece sloganvari, papağan gibi içini doldurmadan, fikri tarafını, Batı Medeniyetinin temel değerlerini bilmeden söyledikleri için ne kadar cahil olduklarını da ortaya koyuyorlar. 

Okullarda namaz kılan öğrencilerin resmi, ‘tehlike manşeti’ olarak gösteriliyor. İHL levhaları da rahatsız ediyor. 

   Tanzimat’ın, Meşrutiyetin, Cumhuriyetin, Demokrasinin değerlendirmesini yapabilselerdi, bugün çepeçevre düşmanla çevrili olmazdık ve bizi saran büyük dış tehlikeye maruz kalmazdık. Ne yazık ki, tarih, arzular ve dilekler yönünde değil, şartlar ve gerçekler çerçevesinde oluşma şansına sahiptir. 

   Bugüne baktığımızda terörden-şiddetten fayda umanlar, her zaman ve her yerde, müspet değişimlere karşı çıkanlardır. ‘Devrimci’ yahut ‘liberal’ etiketi taşımaları değer ifade etmez. Dünyadaki değişim ve gelişmeler, Türkiye’nin stratejik-kültürel öneminin çok artmış olduğunu gözler önüne seriyor. Lider ülke oluşumuz, dünyayı yönetmek iddiasında olanların gündem dosyasındaki ciddi konulardan biridir bu. Peki biz ne ile meşgulüz? Türkiye gelişen dünya şartlarında kendi değişimini nasıl düzenleyecek? Belirmeye başlayan yeni sıkıntıları nasıl karşılayacak? Değerlendirme bekleyen imkanları nasıl kullanacak? Dinamik ve mücehhez bir istikrar ortamını nasıl devam ettirecek? ‘Terör ve bölücülük musîbeti’nin aydınlar tarafından ‘insan hakları ve özgürlük’ maskesiyle sahiplenilmesine hangi aydın kadrosuyla cevap verecek? Bu millete hizmet eden iç ve dış düşmanların her türlü çıkardıkları engelleri aşmaya çalışan AK Parti iktidarının bir zorluğu da bu! Değer hükümleri ölçüleri kutsalları olmayanlarla hangi meseleyi konuşup çözebiliriz? Hangi hususta uzlaşabiliriz? Körler dünyasında görmek suç, renkleri anlatmak zor. Dili tad alma hassasiyetini kaybedenlere “lezzet”i nasıl açıklayabilirsiniz? Derdimiz, sıkıntımız burada!

Türk siyasi tarihinde bir ilk yaşanıyor. Bu milleti, bu devleti sevenler, ay yıldızlı bayrağı en üst seviyede dalgalandıranlar, iç ve dış düşmanların bütün bölücü teröristlerle işbirliği yapmalarıyla mücadeleye devam etme hız ve idealistliğini kaybetmeyen bir AK Parti iktidarı ve ona yardımcı olan MHP. Yanlışı varsa ikaz edersiniz, doğruların yanında olursunuz. 

Dünyayı, kendimizi, hayatı anlamak zorundayız. Siyaseti düşünceden tamamen koparan ‘gündelikçilik alışkanlığı’nı sıyırıp atmalıyız artık. Batılı ve Batıcı, bizim karşımızda fikren acizdir. Potansiyel olarak da tezahür planında da acizdir. Batı bölücülüğü teşvik ediyor; hayale sığmayan işbirlikleri üretiyor. Biliyor ki Türkiye kendisine gelirse, Batı’nın Ortadoğu’daki hakimiyeti sona erer. Sona ererse, insani açıdan Batı’nın da hayrına olan neticeler doğar ama henüz orasını görebilecek halde değiller! Milli ve manevi bütünlüğümüz içinde demokrasi ne kadar gelişirse, İslami güçlenme o kadar gelişir. Projeksiyon bunu gösteriyor ve Batılısı, Batıcısı bunun için çileden çıkıyor. Türkiye’nin karşısına bütün terör örgütleriyle ile beraber hareket eden, silahlarını bile temin eden ABD ve Batı’dır. Nerede kaldı Batı’nın demokrasi havariliği?

(Yarın devam edeceğim inşaallah…)

 

YORUM YAZ