THY- Euroleague

Ölümü öldüremezsiniz!

18 Kasım 2017 Cumartesi

Bu ülkede hiçbir şeyi sükûnet ve suhuletle tartışamazsınız. Tartışmaya başlasanız, hemen ideolojik kalıplar devreye girer. Şablonlarla düşünmeye ve konuşmaya alışmış olanlar, kendi şablonlarına uymayan her şeye kulp takarlar. Peşin hükümlerin hâkim olduğu bir ortamda kiminle neyi tartışabilirsiniz. 

Bu milletin kimliğini tepeden topyekûn ve zorla değiştirmeye, paganizmi dayatanlara, yeni kutsallar ihdas edenlere tahammülümüz yok! 

‘Allah’ın kulu olmayanlar, ‘emir kulu’ olmayı mı tercih ettiler? Ölen ölmüştür. Kadim cahiliyenin müşrik cahilleri değil, çağdaş cahiliyenin seküler cahilleri! Ne yaparsanız yapın, hayatı durduramazsınız. Ve kendi keyfinize göre de dizayn edemezsiniz. O hayatı siz vermediniz. Hayatı ancak onu yaratan durdurabilir. O da ne zaman isterse...

İnansanız da inanmasanız da hakikat bu. İnanın ideolojik olarak bakmıyor, sadece insanımızın sürü muamelesi görmesine, en küçük bir tepkinin bile rejim meselesi haline getirilmesine üzülüyorum. Neredeyse evlerinde iş yerlerindeki insanlarımızı bile bu hâle zorlayacaksınız. Bu süreç, nereye götürür insanı?

Makul, mutedil, insaf ve anlayış içerisinde normalleşmeye, meselelerimizi objektif, ilmî ölçülerle tartışmaya, konuşmaya, samimiyetle dertleşmeye o kadar ihtiyacımız var ki? Kırmadan dökmeden, itham, iftira ve suiizandan uzak birbirimize tahammül göstererek konuşabilsek. Ama ne mümkün? Hâlâ cinayet işleyen mazur görülebilir, fakat resmî ideolojinin kutsallarını tenkit eden mazur görülemez! 

Devrimler veya inkılâplar... Kılık kıyafetten, toplumu ayakta tutan kurumlardan, yazıya, dile, mûsıkîye kadar uzanan ‘devrim’ler! 20. Yüzyılda Türkler hariç hangi köklü toplum alfabesini değiştirdi? Yani 20. Yüzyılda hangi millet kütüphanesini sıfırladı? Dinin hayata yönelik bütün yönleri baskı altına alındı. Ezanın asli okunuşundan fethin sembolü Ayasofya Camii’nin camilikten çıkarılmasına, İstiklâl Harbi’nin kahraman komutanlarını İstiklâl Mahkemeleri’nde idamla yargılanmalarına, örtünmek değil, soyunmak (1930’lardaki güzellik kraliçesi seçimlerinin arka planında bu vardı.) bütün Müslümanların başı manasındaki Hilafetin İlgasına ve Hânedan-ı Osmani’nin Türkiye Cumhuriyeti Memaliki Haricine Çıkarılmasına Dair Kanun, Milli Mücadele’nin en önemli simalarının kurduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı, Serbest Fırkayı  bir emirle kapatması, vs. Daha neler var neler… ‘Bunlar yapılmamalıydı’ eleştirisi bile yapılamayan birisini, toplumun “ortak değer”i haline getirme çalışması yapanlara ‘değerler eğitimi’ dersi vermek lâzım. Bu milletin değerlerine aidiyet duygusu taşıyanlar/taşımayanlar ancak bu ortak değer(!)de mi toplanacaklar. ‘Ezansız Semtler’de yetişmiş olabilirsiniz, Ahmet HAŞİM’İN hiç olmazsa ‘Müslüman Saati’ yazısını okuyamaz mısınız? Atilla İLHAN’ın “Hangi” serisinden ‘Hangi Atatürk, Hangi Batı’ kitaplarını, Kadir MISIROĞLU’nun Osmanoğullarının Dramı’nı, Ahmet KABAKLI’nın Temellerin Duruşması’nı, Mustafa ARMAĞAN’ın ve Abdurrahman DİLİPAK’ın yakın tarihle ilgili istediğiniz bir kitabı okuyamaz mısınız? Kitaptan, yazıdan korkuyor musunuz? Sizi vicdana, insafa, âdalete, her türlü zulme karşı olmaya dâvet ederken çok mu şey istiyorum? Ezberlediğiniz ve ezberlettiğiniz sloganları bırakmadan da bunları (belki) yapabilirsiniz! Denemeye değmez mi? 

Tarihi bazı şahsiyetlerin, önce kahramanlaştırılıp sonra da yarı ilah hale getirildiği bir gerçek. Hatasız, kusursuz, her şeyi bilen, savaşları kazanan ülkeyi kurtaran tek adam! Bir kişiyi biraz sevgi ve saygıyla anmak normal görülebilirken, aşırıya götürülmesi, o kişiyi aklı aşan mistik veya mitolojik bir şekilde kutsallaştırma, daha ileri gidip ‘vatanı kurtardın, bu milleti yarattın’ ‘olmasaydın olmazdık’ gibi cümlelerin konuşmalarda, şiir ve yazılarda kullanma, onu tanrılaştırmaya götürür. Bu durum, ferdin ve toplumun ruh merkezine darbe indirir. İlahlaştırılan/ilahlaşan kişi, o kadar büyütülürse, insanlar normal düşünemez hale getirilir. Son yaşanan olaylarda bunun canlı örneklerini ‘sahte kutsallıklar’ın insanları ne hale getirdiğini görebilirsiniz. Misyonerlerin ve benzeri kültür değişimi ajanlarının gizli açık faaliyetlerinin tahribatı az olmadı. Öyle topluluklar doğdu ki, ne geçmişle ilgisi kaldı ne gelecekle. 

İnsan ruhundan eksilmesi mümkün olmayan ‘ibadet duygusu’ hedefini yitirmişse, ruhun inanma ihtiyacı, hakikisiyle doldurulamamışsa, boş bırakılmışsa, bu boşluğu paganizmin kutsalları doldurur. Müzikten, magazine, spor ve sinema putlarına varıncaya kadar.  

Ne yaparsanız yapın hayat devam ediyor. Çünkü hayatı veren, hayatı durdurabilir. O’ndan başka da hayatı durduracak kimse yoktur. Zira hayatı da ölümü de O yarattı. Ne kadar az düşünüyoruz. Ne kadar az ibret alıyoruz.

‘Ölüm gerçeği’nden kaçarak ne ölümden, ne de onun duymak istemediğiniz sesinden kurtulamayacaksınız. Dini, hayatın dışına çekerek sekülerleştirmeye çalışsanız da ölümün sesini duyacaksınız! 

Sirenlerle kısmak isteseniz de ölümün sesi bütün seslerin üstündedir.

 

YORUM YAZ