Kur’an’a adanmış bir ömür, Peygamberimizin izini süren Allah dostu (2)

17 Eylül 2017 Pazar

M

atbuata (Basın ve Yayına) olan alakası takdirleri, teşvikleri:

Dünya hâdiselerini yakından takip eder. Her sabah bir “Yeni Sabah” gazetesi aldırıp, dış politika yazarlarının yorumlarını ve önemli haberleri talebelerine muntazaman okuttururlardı. O günkü şartlarda “Ah bir gazetemiz olsa! Müslüman zenginler bu işin ehemmiyetini kavrasalar da bir gazete çıkarsalar” buyururlar, sonra da “Gazete, bir milletin gözü, kulağı, dili mesabesindedir” derlerdi.

Diğer günlük hâdiseleri ve dünyadaki Müslümanların meselelerini yakından takip eder, yerine göre câmi kürsüsünden dile getirirdi. O devirde birçok vâizler günlük hâdiseleri câmii kürsüsüne getirmeye cesaret edemezken; O, zaman zaman devlet adamlarını ikaz ederdi. Camii kürsülerinde; Fransa işgalindeki Cezayir’le ilgili, “Hükümet Cezayirli Müslümanlara yardım etmiyor, bari biz dualarımızla oradaki kardeşlerimize yardım edelim” diyerek dua etmişler, talebelerinin dikkatini “Dünya Müslümanları”nın üzerine çekerek onlara “Ümmet Şuuru” vermeye çalışmışlardır. Keza yine müteaddit vaazlarında “Menderes Ayasofya’yı aç!” hitaplarıyla devrin Başbakanını ikaz etmişlerdir. Ayrıca halkı, CHP’ye rey vermekten şiddetle men etmiştir. Dinî neşriyata ehemmiyet vermiş, Necip Fazıl’a “Büyük Doğu” mecmuasını çıkarmasında mânevi teşvikleri yanında, büyük maddî yardımlarda bulunmuşlardır. Türkiye’de Mason ve Siyonizm tehlikesine karşı milletimizi uyarıcı eserler neşreden Cevat Rifat Atilhan’ın hizmetlerine en büyük yardımı Süleyman Efendi yapmıştır. Onun kitaplarını tavsiye etmiş ve yaymıştır. Kezâ o günün şartlarında İslâm mefkûresinden yana neşredilen her eser ve mecmua onun tarafından az veya çok desteklenmiştir. Abdurrahim Zapsu “Ehl-i Sünnet” mecmuasından, Sebilürreşad’dan, Osman Yüksel SERDENGEÇTİ’nin Serdengeçti dergisine, Abdullah Işıklar’ın Fetih Gazetesinden Sinan Omur’un “Hür Adam” mecmuasına kadar… 

Bir usul dersi: “Cimri âbid ve zâhid dahi olsa cennete giremez” hadisiyle alakalı olarak talebelerine; insanın sahavet damarlarında tutukluk vardır. Onun açılması için vereceğimiz zekat, fitre ve benzeri hayırları bahil-cimri olan kimselere teslim ederek, “Şunu filan müesseseye, yahut filan kimseye veriver” derseniz, o da vermeye alışır. Bu suretle hem sizin verdiğiniz makbul olur hem de vermeye teşvik ettiğiniz için me’cur olursunuz. 

Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretleriyle ilgili bir naklî tesbit de şudur:  

 Talebelerinden biri, bir gayr-i Müslim vatandaşa borçludur. Fakat adam vefat etmiştir. “Yakınlarını arayın bulun, onlara ödeyin” der. Kimse bulunamaz. Gayr-ı Müslim vatandaşın hakkı, ödenmeden kalacak! Sonunda şu yolu gösterirler: “Git, bağlı bulunduğu kiliseyi öğren. Parayı oraya ver.” Yani üzerimizde gayr-i Müslim vatandaşın hakkı kalmasın! “Tebliğ”i soran talebesine verdikleri cevap: Tebliğ vazifesi, ilmîdir. Kaynağı vahiyd ir. Bütün âyetler ve hadisler, tebliğin şumulüne girer. 

Çatalca taraflarında çeşitli köylerde çiftlik tutup ders okuttukları, inşaatları dolaşıp işçilere “yevmiyelerinizi muntazaman ben vereyim. Burada çalışma yerine size dinî ilimleri okutayım” tekliflerine can korkusundan talebe bulamadan geri dönmeleri, takibatlar, baskınlar, tutuklanmalar, vs. Öyle zamanlar oldu ki, talebeyle bir yerde toplanıp okutmak imkânı kalmadı. Taksi kiralayıp İstanbul’u gezermiş gibi okutmayı denedi. Ve bir ara şartlar o kadar ağırlaştı ki, elde kitap taşımak, kitaptan okutmak imkansız hale geldi. Ve dünyada eşine rastlanmayan bir usûle başvurdu. Bir kaç talebesi ile Haydarpaşa Garı’ndan Ankara istikametine giden trene biniyor, Arifiye istasyonuna kadar ezberden ders okutuyordu. Arifiye istasyonunda iniyor, Ankara’dan gelen trene binerek İstanbul’a kadar okutmaya devam ediyordu. Aynı zamanda ‘Din Adamlığı’nı dininin adamı olarak görüyor ‘Efendiler! Hocalık bir meslek, bir ekmek teknesi değildir. Hocalık Allah’ın, Resûlullah’ın, Kitabullah’ın ve din–i mübin–i İslâm’ın tebliğ memurluğudur’ diyerek bu ulvi vazifeyi sadece devlet memuriyetinden ibaret görenlere de ders vermiş oluyorlardı.

Her halükarda ilmîlikten uzaklaşılmamıştır 

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri her halükarda ilmîlikten uzaklaşmamış yapılanları mutlaka ilmî temele oturtmuştur. Umumiyetle şifahî kültüre dayanan tasavvufî yapılanmaları “kitabîliğe” mesned teşkil ettirmişlerdir. Bunda da, mürşid-i kâmilliği yanında birincilikle bitirdiği Medresetül Mütehassısinin (Süleymaniye Medresesi) Hadis ve Tefsir Şubesi müderrisliğinde bulunmasının payı büyüktür. İlaveten Medresetül Kuzâtta da (Hukuk Fakültesi) tahsilini yapıp diplomasını iyi derece ile alıp kâdılık (hâkimlik) rütbesine de ulaşmışlardır. Böylelikle devrinin aklî ve naklî ilimlerinde en yüksek dereceyi ihraz etmişlerdir. Bu özellikleri, belki de mürşidlerin içinde onu farklı kılmaktadır.

Süleyman Efendi ve Tasavvuf

Tasavvuf, mahviyet-ubudiyet-tevazu- sabır ve muhabbet yoludur. İslam’ı kendi nasibince en iyi yaşamak yoludur. Asliyet dışında kemâlat yoktur. Aslî ölçüler şahsa göre değişmez. Tasavvufun, kendisi gâye değildir; gâyeye varmanın vâsıtasıdır tasavvuf.

Tasavvuf’a girmeden önce ilim lazımdır. İtikadi bilgiler, fıkhi bilgiler, umumi tasavvuf bilgileri… Ehli sünnet âlimlerinin bildirdiklerine göre itikadi esaslar öğrenilecek, fıkıh kitaplarından farz-vacip-haram-helal-sünnet-mekruh öğrenilecek sonra tasavvufa sıra gelecek...Tasavvufun, kendisi gâye değildir; gâyeye varmanın vâsıtasıdır tasavvuf. Gâye, hakikattir, İslâm’ın hakikatidir, o hakikatin yaşanmasıdır.

 “Tasavvuf” kelimesine takılıp kalmamak lâzım. Asıl olan, tasavvufun özüdür, keyfiyetidir. Bir büyük zat, vaktiyle, “eskiden tasavvufun adı yok, kendi var idi, şimdi adı var kendi yok” demiş. “Keramet peşinde koşmayınız. Havada uçmak keramet olsaydı, kargalar, yarasalar da havada uçuyor, denizde yürümek keramet olsaydı, köpek balıklarından diğer mahlûkata kadar bir sürü varlık da bu işi yapıyor. Asıl keramet; Allah’ın dinine hizmettir. İstikamet üzere olmaktır. İfrat ve tefride düşmemektir. Efdaliyet hastalığından kurtulmaktır” tavsiyesinde bulunmuşlardır. 

Necip FAZIL’ın tesbitleri

Necip Fazıl “Son Devrin Din Mazlumları” kitabının Süleyman Hilmi TUNAHAN Hazretleri bölümünde “Kıymet Hükmü” bahsinde “Zahiri cephesiyle Süleyman Efendi, gayet güzel bir dış yapı içinde, fevkalade şahsiyetli tavır ve edalara sahip bir zat... Bu zatın yine dış plandaki İslamî ilimlere nüfuzu, onları iç plandaki hikmetlerine ulaştırıcı çapta derin...

Temaslarımın bende bıraktığı perçinli intiba olarak kaydedebilirim ki, onun İslam vecd ve şevki dışında 71 yıllık ömrüne nisbetle 24 saatlik bir başıboşluk hayatı olabileceğine inanmam. Kendini bir davaya vakfetmiş ve onun dışında hayat ve faaliyet kabul etmemiş olmanın tam misali. Böyle olduğu için de tesir ve sirayet kabiliyeti pek büyük.

Dâvâsına o kadar bağlı ve o dâvâ içinde o türlü fâni ve müstehlik (harcanmış) halde ki, bana defalarca şahıs ve nefs kaygısının kendisinde nasıl sıfıra indiğini şöyle ifade etti: Dâvâ muvaffak olsun da isterse bizim yerimiz caminin papuçluğu olsun!...” 

 “Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerine bağlı gezdiğim yurtlarla alakalı intibam ise; küfür kalesinin kapısı önünde bir cenkleşmedir giderken, bu kurslar kanuna tam uygun olarak, yoğurduğu ruh ve yetiştirdiği iptidai madde bakımından Fatih’in gemilerini karadan Haliç’e indirmesi kadar muazzam bir buluştur.

Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri şer’i hiddet ve gayrette misilsizlerden. O’nu bilhassa din aksiyonunda doğrudan doğruya eşsiz bir Allah ve Rasul dostu olarak selamlar ve açtığı mukaddes ölçüleri talim yolunun bir gün ana cadde haline gelmesini Allah’tan niyaz ederim.”  

Süleyman Hilmi TUNAHAN hazretlerinin Vasiyetleri:

Ayrıca vasiyetini de unutmayalım. “Vasiyetim olsun: Tefrikaya düşmeyiniz. Kavmiyet davası gütmeyiniz. Ehl-i Sünnet’ten gayri olan yollara sapmayınız. Keramet peşinde koşmayınız.”

“Evlatlarım! Din âlidir, ulvîdir; dünya ve mevcut siyaset ise âdi ve süflîdir. Din asıldır, diğerleri fer’idir. O halde, dünya ve siyaset, dinin inkişâfına âlet olabilir Fakat din, dünya menfaatine ve siyasete âlet olamaz! Âlet edenlere lânet vardır.” 

Hep verdi ama almadı. Talebelerine de hep vermeyi teşvik etmişler; “Evlatlarım! Sizler almayan, verenler olunuz. Böyle yaparsanız ayağa düşmüş din adamlarının itibarını yükseltirsiniz.” 

‘Niçin hiç dinlenmeyip bu kadar yoruluyorsunuz sualine: “Kuru odunu yeşertmeye çalışıyoruz” cevabını verir.   

“Ümmet-i Muhammed’i ayağınıza beklemeyin, siz onların ayağına gidin. 

Evlatlarım, sizin bu âlemdeki vazifeniz; bataklığa düşen insanları, düştüğü bataklıktan çıkarmaktır. Öyle ise ümmet-i Muhammed’i ayağınıza beklemeyecek, siz onların ayaklarına gideceksiniz. En ücrâ yerlere bile bu hizmeti sizler götüreceksiniz.”

Bu devrin Ebubekir’leri Süleyman Hilmi Tunahan’ları  olmak amelleri, ihlasımızla, ihsanımızla, zikrimizle, fikrimizle, takvamızla İslam kardeşliğini ihya ve ikame etmemizle… Bu devrin Süleyman Hilmi Tunahan’ları olacağız Allah’ın izniyle tasavvuftaki ihvan ve ehavat bizi “İnnemel mü’mine ihvetin”e götürecek bu sayede Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerini anlamış, idare etmiş olacağız. Bugün, küslük/ küskünlük/üstünlük yok, takvaca yaşayarak birbirimizi bağrımıza basmak var. Tek adamlık yok, istişare/şura var. Hatasızlık yok, hata var. Tevbe-istiğfar var. Ahlakı Muhammediyi yaşamak/yaşatmak, kusurları setretmek var. Settarul uyub/ gaffarul zunub olan Rabbimiz var. Muhabbet var, hizmet var.. Amellerimizle, ihlasımızla, ihsanımızla, zikrimizle, fikrimizle, takvamızla İslam kardeşliğini ihya ve ikame etmemizle bu devrin Ebubekir’leri, Ömerler’i, Hasan-ı Basri’leri, Geylanîleri, Şah-ı Nakşibendileri olmak var. Süleyman Efendi seney-i devriyelerle hatırlanacak bir zat değildir. Bir büyüğün varlığını anlamak ve benimsemek, O’na bağlılık arz etmekle değil, O’nun yolunu takip etmekle olur. Peygamber Efendimizin hayatını gücümüz nisbetinde iyi bilirsek onun vârislerinin hayatını anlayıp idrak edebiliriz. Peygamber Efendimizin sünneti çağa taşınarak O’nun vârisleri anlaşılabilir. 

Her grubun, tarikatın, cemaatin ihvan ve ehavatı bizi, “İnnemel mü’mine ihvetün”e (‘Mü’minler muhakkak kardeştir’e) götürmeli/götürecek inşaallah…

Allah gani gani rahmet etsin. Rasulülah Efendimizin huzurunda bizleri buluştursun. Her hal ve şartta dinimizi yaşayan/yaşatan kullarının zümresine bizleri de kabul buyursun. İmandan, Kur’an’dan, Peygamberimizin izinden ayırmasın. (Amin.)

 

  • Abdullah AktolgaAbdullah Aktolga1 ay önce
    Selâmünaleyküm Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri bağlıları ilk günkü gibi hål ve kålleri aynıdır.Hiç bozmazlar. Gününüz koşullarına göre bozanlar, zaten hakkı şaşı görmeye başlarar.