Hizmet ahlâkı

Uç noktalardaki bilgiler üzerine yoğunlaşmış okumalar, müzakereler, insanın kendi kardeşlerine bile tepeden baktığı, onları kurtarılması gereken zavallılar olarak gördüğü bir gözlük giydirebilir. Bundan kaçınmalıdır.

İslam’ın ilim teşviki, amel içindir. Kütüphane kültürü şeklindeki bir ilmin değeri yoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem faydası olmayan ilimden Allah’a sığınmıştır. Böyle bir bilgilenmenin götüreceği ileriki seviyenin dinde aşırılık olacağını söylememiz abartı olmayacaktır. Dinde aşırılığın ise helak edeceği bildirilmiştir. 

İyi amelleri gözümüzde büyütürken, defterlerimizdeki günahları unutma halimiz şımarmaya götürebilir. Tevbe edip, terk ettiğimiz günahlardan ötürü bir kenara çekilmemiz gerekmediği gibi, onların etkisinin tamamen yok olduğunu varsayan bir anlayışla dolaşmak da doğru değildir. Mü’min, umutla korku arasında, tevazu ile izzetin birleştiği yerde durmalıdır.

Dini, olduğundan eksik yaşamakla, olduğundan fazla yaşamak arasında aşırılık bakımından fark yoktur. Daha iyi Müslümanlık iddiası ile sünnetin de ilerisinde işler yapmak aşırılıktır. Takati zorlayan, bedenin hakkını ihmal eden uygulamalar ibadet görüntülü bile olsa makbul değildir. Aile ortamında, iş çevresinde, ibadet zemininde, hizmet çalışmalarında dengeyi sarsan ilaveler kabul edilemez. İyi niyetli ve güzel görüntülü olması, sünnete ittibadan daha önemli değildir. Kendi çocuklarını başkalarına karşı eziklik içinde bırakan, aile efradının nelerin tesiri altında kaldığına dikkat edemeyecek kadar ev ortamından uzak kalan bir mü’minin insanlığı kurtarmak gibi bir çalışma iddiası su götürür bir iddiadır. Zira ‘yakın akrabalardan başla’ talimatı ilk inen ayetlerdendir. Adı aşırılık olarak anılabilecek her şey çizgi dışı görülmelidir. Eve kapanıp kalmakla, eve uğramamak aynı neticeye sürükler. 

Aşırılık veya normallik sadece sünneti seniyyeye ve ashabın uygulamalarına göre değerlendirilir. Ölçü ve dengemiz Resûlullah (s.a.v) üzerindendir. Dosdoğru çizgi O’dur. Sünnet, istikamettir. Dinde aşırılık olarak yorumlanabilecek sıkıntılardan biri de tartışmalarda derinliğe inmektir. Din hakkında ve din etrafında yapılan tartışmalarla nefislerin tatmin edilmesi, en iyimser ifadeyle dinin ihtiraslara alet edilmesidir. Nefsimizin tatmin edilmesiyle, davamızın üstün çıkması arasında hiçbir bağlantı olmadığı halde, davayı hedefe koyup nefsi tatmin etmeyi, Allah’tan korkulması gereken bir hata olarak görmeliyiz.

Allah’ın dini İslam, hayatın bütün yönlerini kuşatan bir dindir. Onu sadece bir pencereden izlemek, izleyeni yorabilir. Gelişmeler karşısında çaresizlik hissine kaydırabilir. 

Dini, bir şahsın düşünceleriyle, Kur’an dışında bir tek kitapla daraltmak, dava mensupları için kendi önünü tıkatmak, yolunu daraltmak gibidir. Ümmetin büyüklerinin birikiminden faydalanmakla, onları tek tercih haline getirmek arasında önemli farklar vardır. Bir kişinin içtihadı -bütün saygınlığına rağmen- ümmetin icması gibi görülmemelidir. 

Dar bakmanın bir başka şekli de Allah’ın kulları üzerindeki kurallarını bilmemek, Sünnetullahı yok saymaktır. Peygamberlerin bile, ellerindeki mucizelere rağmen diledikleri zaman ve yerde sonuç alamadıklarının göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Düşman olarak sadece, silahını mü’mine çevirmiş olan ve ‘kâfir’ olarak adlandırılanları bilmek ciddi bir dar bakış örneğidir. İnsanın kendi evinden, yakınlarından, ortaklarından gelebilecek şu veya bu isimli saldırılara hazır olmaması, bir gün hazırlıksız yakalanma olarak adlandırılabilecek yıkımla sonuçlanabilir. Gelişigüzel, plansız, programsız yatırımlar, yüzeysel ve günübirlik politikalar cemaatte tıkanmalara ve bu tıkanmaların sonucunda da bıkkınlığa sebep olabilir. Caminin evi, evin camiyi ezmediği bir anlayışla İslam yaşanmalı, İslam adına yapılan çalışmalarda da temel karakter bu olmalıdır. Başkalarının doğurduğu çocukların kurtulması için yoğun faaliyetler içinde olup, kendi doğurduklarını ihmal edende uygulama hatası vardır. Sadece cihada yoğunlaştırılmış bir din anlayışı yanlıştır. Sadece namaza, sadece oruca ve sadece Kur’an okumaya yoğunlaştırılması da bunun gibidir. 

Dinin bir köşesinin öbür köşesine tercih edilmesi gibi bir yanlışlığı kabullenmemeliyiz. Din, Kur’an’daki dağılımı ile kolay ve yaşanabilir. 

Dini kendi beyin yapısına, yetişme tarzına uygun hale getirmek isteyenler, önce dışındakilerin dağılmasına sebep olmakta, ardından da kendilerinin ördükleri dikenli tellere takılıp kalmaktadırlar. 

Eski veya yaşayan bazı âlimlerin eserlerindeki ağır sözler etrafında oluşturulmuş felsefelerin bize uygunluğu kesinlikle mütalaa edilmelidir. Kendisi fani bir insanın -âlim bile olsa- sözlerine ebedilik kılıfı giydirilmemelidir. Akıllarımızı dinimizin emrine vermemiz gerekirken, dinimizi aklımıza göre kullanmaya kalkışmamız, maksatla uygulama arasında çelişki doğurur. İslamî hizmetler için bir araya gelip çalışanların, Allah’a davet yolunu kendileriyle sınırlı görmeleri ciddi bir yanlıştır. Allah’a davet yolu, bütün mü’minleri kuşatacak genişliktedir.

Mü’min bir şahsiyetin, işine gücüne ciddi bir şekilde sahip çıkmasını dünyevileşme olarak görmek ve Allah için çalışıp gayret eden bir mü’minin çalışmalarını riyâkârlık görmek aynı hatayı oluşturur. ‘Kalbini yarıp bakmadıkça’ insanlar hakkında dışarıdan sezinlenenle hükmetmemek temel esastır. Mü’min için kardeşine karşı suizan beslemek ne ise, kâfire karşı hüsnüzan beslemek de odur. Allah’ı ve Peygamberini reddeden, İslam üzerinde kötü maksatlar gizleyen biri için hüsnüzan taşıyamayız. Bu onunla savaşmamız anlamına da değildir. İnsan olarak o iyi kaldığı sürece iyi ilişkiler içinde oluruz. Ancak, nasıl mü’minde asıl olan, kalbini yarıp bakmadıkça iyi olduğunu varsaymaktır; kâfirde de asıl olan, açıp kalbini bize göstermedikçe tereddütlü olmaktır. 

Çevre önemli bir faktördür. Şüpheci, tartışmacı, yorumcu çevreler mü’min kimliğimiz için en azından, kör teslimiyetçi çevreler kadar tehlikelidir. Suizan bir konu olarak konuşulduğunda ilk akla gelmesi gereken konulardan biri de şüphesiz, yabancı yollarda belli bir ömür geçirdikten sonra, ihtida ederek veya istikamet seçerek mü’minlerin saflarına katılanlardır. Bizim, bize katılanlarla ilgili veya dışarıdan seyrederken harekete aktif katılanlarla ilgili tavrımız akidemizden kaynaklanır. Açık bir beyan ve net bir belge görmedikçe, dışlama, kınama ve ayıplama, geçmişle yerme hakkımız yoktur. Belli bir ihtiyat payı kullanabiliriz. Ama her halükârda ‘Kalbini yardın baktın mı?’ ikazına muhatap olmaktan çekinir, kulları hakkında zanla hüküm vermekten Allah’a sığınırız. 

 

YORUMLAR
600

Dikkat: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Yaşar Değirmenci
Yaşar Değirmenci Tüm yazıları için tıklayın »