Hac; içe dönmenin, içe/öze yolculuğun adıdır

29 Ağustos 2017 Salı

Hac, hem namaz ve oruç gibi bedeni, hem zekât gibi mali, hem Cuma ve cihad gibi sosyal ve siyasi bir ibadettir. Bu üç boyutu böylesine vurgulu bir biçimde bünyesinde toplayan tek ibadettir. Bu sebepledir ki Peygamberimizin dilinden diğer hiçbir ibadet için verilmeyen müjdeler hac için verilmiştir. Ne var ki bir tek şartla: 

Makbul olması, mebrur olması, yani kabul görmüş olması şartıyla. 

Peygamber Efendimiz buyurur:

“Allah katında mebrur haccın karşılığı kesinlikle cennettir.” Görüldüğü gibi haccın makbul olanı ve olmayanı vardır. Makbul olmayan hac, sıkıntılı bir turistik seyahatten başka bir şey değildir. Kabul görmüş bir hac ise, diğer bütün ibadetleri dirilten bir hayat iksiridir. 

Haccını diriltmiş bir insanın namazı, orucu, zekatı, cihadı, daveti, feraseti, basireti, fıtratı ve şahsiyeti yeniden dirilecektir. Bu anlayışta hac, adeta topyekûn bir ba’su ba’de’l-mevt (yeniden diriliş) hareketidir. İbadetlerin tamamını diriltmenin ve yeniden kazanmanın en kısa ve kesin yolu haccı diriltmekten geçmektedir. Haccı dirilten bir fert, şahsiyetini diriltmiş olacaktır. Haccı dirilten bir ümmet ise kaybettiği onur ve kişiliğine yeniden kavuşacaktır. Hac evrensel bir diriliş müjdesidir. 

Hacı, Allah’la sözleşmesini yenilemiş insandır. Mekke kendisini Hz. İbrahim’e nispet eden herkesin ortak merkezidir.

Hac, mümine vefa borcunu hatırlatır. Teşekkürü ve şükrü öğretir. Hacdaki her tavaf, her say bu şuur içinde yapılmalıdır.

Allah’ın buyurduğu gibi: “Hacda rafes (cinsel yaklaşma) yok, füsuk (günah sayılan davranışlarda bulunma) yok, cidal (tartışma, sürtüşme, kavga) yok” (2 Bakara 197)

Bu üçü tam bir ruh disiplinine dikkat çeker. Bu üç ikaz levhası, iradenin imtihanıdır. İnsanı ahseni takvim kılan, melekleri Âdemin önünde yerlere eğen iradedir. İradenin imtihanında şehvet birinci sırada, hududa riayet ikinci, tartışma ve kavga üçüncü durak.  Bilhassa cidal, haklı olduğumuz hallerde başkalarıyla giriştiğimiz tartışma-polemik ve kavga. İşte bunun da imtihanını vereceğiz. 

Yeryüzü misafirhanesinde Allah’ın misafiri olan insan ilk nerede iskân edip sükûn bulmuştu? Bu soruya bizim kaynaklarımız Kâbe’nin merkezini teşkil ettiği “Harem bölgesi” der. İşte bunun için Mekke gurbet değil, sıladır. Baba ocağı, ana kucağıdır.

Eşkıya dünyaya hükümdar olmazdı, oldu. Ama orada başka bir dünya daha var. Eşkıyaya rağmen kişiyi “evliya” olmaya çağıran, Allah’ın velayetine, yani dostluğuna çağıran, Allah’tan bağımsız yaşanılmayacağını, ‘unutanın unutulacağı’nı vahiyle hatırlatan Rabbini hiç unutmayan, doğru, iyi ve güzelin üretilebileceği mayanın kökünün kurumadığını gösteren bir dünya. 

İşte o dünyaya olan (kaç günlük ise yolculuğunuz) böyle bir yolculuk yaptığınızın farkında olarak bunun ‘ibadet yolculuğu’ manasına geldiğini de unutmayalım. 

O mübarek yerlere giden dertlerimizi, teşhis ve tespitlerini paylaştığım değerli bir gönül dostum şunları ifade ediyor: Tarihi ve tabii dokuya karşı yapılan muamelede görülüyor. 

Bu muamele, bedeviliğin cinayete dönüştüğü nokta. 

Harem’in etrafı yeni nesil gökdelenlerle kuşatılmış. Bana Kâbe boğuluyor gibi geldi. Her biri tabii birer ayet olan ve vahye şahit olmuş bulunan o koca koca tepeler, dev iş makineleriyle birer birer yok ediliyor.

Vahiy tarihinin çok önemli şahitlerinden Ebu Kubeys dağı katledileli çok olmuştu. Ecyad kalesiyle birlikte Ecyad dağının da yok edilmesi unutturuldu. Yerine çirkin bir beton kule dikildi. Onu da dünyaya devre mülk olarak pazarlıyorlar. Pazarlama ve daha çok kazanma aşkı? Allah akıl fikir versin!

Hendek savaşının yapıldığı yerdeki 7 mescidden altısı sizlere ömür. Oysa ki o mescidlerin her biri, üzerine yapıldığı hendeğin manga başısı olan sahabinin adıyla anılıyordu. Bedir mezarlığı gittikçe kaybediliyor. Peygamberimizin doğduğu evin yerindeki kütüphaneyi yıkalı da çok oldu. Aynı fecaat, Medine’deki ünlü sahabe evlerinin yerindeki küçük mescidlerin başına da geldi. Gel de halife arama! Ümmetin başına lider arama! 

Gönül dostumuzun bu müşahedelerine katılmamak mümkün mü? 

Bu ve benzeri ümmetin meselelerin bilen, çözmeye çalışan, idari görevlerin üstesinden gelecek ehliyetli, liyakatlı, idealist devlet adamlarına olan ihtiyaç hep artıyor. 

Tefekkürsüzlükten de kurtulmalıyız. Basitlikten ve sığlıktan da… Ümmet coğrafyasının tamamını saran bu hastalıktan da; dertli, kaliteli, seviyeli, Rasulüllah Efendimizin izini sürerek Ona lâyık ümmet olma gayreti göstererek Allah’ın razı olduğu kullardan olma fırsatı kaçmamalıdır. Belki de ömrümüzde bir daha bulamayacağımız bir fırsattır bu. Haccımızın makbul ve mebrur olması için azami dikkat/hassasiyet ve şuurla hareket  etmemiz gerekiyor. 

Yönetenlerle yönetilenler Allah’ın huzurunda aynı safta, aynı hedef ve amaç için bir araya gelsinler. Peygamberimizin dilinden tarihin en kapsamlı ve kâmil insan hakları bildirisinin okunduğu bu topraklarda ihlal edilen haklar teslim edilsin. İhmal edilen yürekler imar edilsin. Kırık gönüller tamir edilsin. Mahzun insanlar sevindirilsin. Tefrika def edilsin, ihtilaflar tartışılsın. Müslüman âlimlerden oluşan ümmetin ortak ictihad konseyi her yıl hac mevsiminde toplanarak yeni meselelere yeni çözümler üretsin. Eski çözümlere yeni sorular sorsun. Ümmetin gayretini, himmetini, irfanını artıracak kararlar alsın. İslam toplumunun yıkılan duvarlarını tamir etsin. İnsanın ve insanlığın ezilen onurunu ayağa kaldırsın. 

Günümüzde ümmet lidersiz kalmıştır. Bu durum haccın bir boyutunu hep noksan bırakmakta, bu yüzden de hacdan beklenen sosyal netice bir türlü istihsal edilememektedir. Yaşlı, zor yürüyen, maddi/manevi hastalıklı, İslâm düşmanı Papanın, Hıristiyan âleminin liderliğini yaptığı bir dünyada Ümmetin başsız olmasının da halledilmesi elzemdir. Rasulülah Efendimizin vefatında, cenazenin defin ve diğer yapılması gereken işler ümmetin lideri seçildikten sonraya bırakılırken bizlerin hiçbir olaydan ibret almadan, düşünmeden bugünü âyet ve hadislerin ışığında değerlendirmeden hangi meselemizi çözebiliriz? 

Ümmetin bir araya geldiği en büyük ibadet, aynı zamanda ümmetin kongresi de değil midir? Her tavafta, her arafat’ta her mahşer gününü hatırlatan içtimada ümmetin/milletlerin/devletlerin vaziyeti nasıl düşünülüp dua edilmeden içtiği ve getireceği zemzemle, yediği ve getireceği hurma ve basit hediye adı verilen ‘cıcık/boncuk’la sorumluluklarımızdan kurtulabilir miyiz?  

Hac, kişinin kendisiyle milletiyle, ümmetiyle barışma ameliyesidir. Kendisiyle barışık olmayan, herkese ve her şeye kızarken, devamlı başkalarıyla meşgul olurken görürsünüz. İçindeki kavgayı dışarı taşırken kendisinden kaçmakta, kendisiyle yüzleşememekte, kendisini hesaba çekemekte. İşte Hac, içe dönmenin, içe/öze yolculuğun adıdır. 

Dostlarıyla dalaşanların düşmanlarıyla savaşamayacaklarını unutmayalım.

 

  • mhmtmhmt2 ay önce
    Allah razı olsun hocam. Allah Teala buyuruyor: "Sen, beraberindeki tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Aşırı gitmeyin, doğrusu Allah yaptıklarınızı görür." (Hud Suresi 112). Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az.Allah Teala buyuruyor: " Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır." (Araf Suresi 179).Allah yar ve yardımcımız olsun.