THY - İmaj

Gönlümüzde ve gündemimizde Kudüs!

17 Aralık 2017 Pazar

Siyonizm adım adım büyük İsrail’e doğru ilerliyor. Siyonistlerin aşamalı “Yahudileştirme” politikaları Batı desteğiyle devam ediyor. Kudüs’ün demografik yapısını mütemadiyen Yahudiler lehine göre değiştiriyorlar. Siyonist rejim emrivakilerle fiili durum oluşturarak, dünyayı bu yeni duruma alıştırmak istiyor. İslam âlemi, bu durum karşısında Mescid-i Aksâ’ya sahip çıkamıyor. Ümmetin suskunluğu ise, işgalci rejimi şımarttıkça şımartıyor. Bugün bize düşen, Kudüs’e ve el-Aksâ’ya sahip çıkmak değil midir? Şimdi Kudüs aynasında kendimizle yüzleşme zamanı gelmedi mi?

Kınamalar akan kanı durdurmuyor, kıyım ve yıkım devam ediyor. Bilelim ki, gönlünde ve  gündeminde Kudüs olmayan her Müslüman kusurludur. Çünkü Kudüs Allah’ın ayetlerinden bir ayettir. Kudüs bizim için stratejik, politik, ekonomik bir amaç değil, imanî bir meseledir. Bizim imanımıza göre; Mekke Allah’ın haremi, Medine Nebi (sav)’in haremi, Kudüs ümmetin haremidir…

Kudüs sadece bir Filistin meselesi değil ki, sadece Kudüslülerden sorulsun. Sadece Arabın değil, insanlık meselesidir. Kudüs kuru bir toprak davası değil, insanlığın kurtuluşunun kapısıdır. Kudüs’ün özgürlüğü ümmetin özgürlüğü demektir. Bizler bütün gücümüzle ve imanımızla Aksâ’yı sahiplenelim! Bizler, bütün Ümmet-i Muhammed, ümmetin âlimleri, yöneticileri, kanaat önderleri Mescid-i Aksâ’nın ve Kudüs’ün özgürlüğü için harekete geçip Siyonist rejimin Aksâ’yı yıkma plânlarını engellemede, sonuç alıcı adımlar atmada yarıştığımız kullar olduğumuzu gösterelim. 

   Bugün belki Müslümanlar tam olarak bu sorumluluklarını yerine getiremiyor olabilirler. Eninde sonunda bu hakikat gerçekleşecek; mazlum, mağdur ve mahzun olan Mescid-i Aksa’nın çehresi inşallah değişecektir. Kudüs, sadece Filistin’in başkenti değil, bütün Müslümanların başkentidir. İslam coğrafyalarının sinesine saplanan Siyonist hançer, devam eden zalimliğini, tek dertleri kendi saltanatlarını korumak olan satılmış liderlerden alıyor. Bunlardan kurtulmadan Kudüs’ün özgürlüğü mümkün olamayacaktır. Allah (cc) bu mazlum ümmete yardım eylesin. Hz.Ömer misali Kudüs’ü Mekke gibi görmeden, Selahaddîn-i Eyyûbî misali Kudüs’ü aşk haline dönüştürmeden, ne Kudüs kurtulacak, ne Mescid-i Aksa sevinecek. Güçlü bir devlet, güçlü bir millet, güçlü bir ümmet olmak zorundayız. 

Şu  âyet mealleri hatırıma geldi. Paylaşayım.

Maide sûresinde: “Küfre sapanlar birbirleriyle dayanışma içindedirler. Siz de böyle yapmadıkça yeryüzünde zorbalık ve büyük baskı hâkim olacaktır.” (5/2)

 Enfal sûresinde ise çare ve yol gösteriliyor: “Allah’a ve Onun Rasulüne tâbi olun. Birbirinizle didişmeyin. Sonra direnciniz, mukavemetinizi yitirirsiniz, rüzgârınız (kuvvet ve yardımınız) da kesilir. (8/73)

 ‘…Sakın hainlere taraftar olma. Ve Allah’tan af dile, çünkü Allah çok bağışlayandır, rahmet kaynağıdır. Kendilerine ihanet edenleri de savunma! Hiç şüphesiz Allah, kendisine ihaneti meslek edinip, boğazına kadar günaha batanları sevmez.(4 Nisa 105-107) “Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” (Nisâ:4/139)  

   Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi’nin sözünü de aklımızdan çıkarmayalım: “Dostlarıyla uğraşanlar, düşmanlarını yenemez.” Değişik bir ifade ile söylersek: ‘Dostlarıyla dalaşanlar, düşmanlarıyla savaşamazlar, düşmanlarıyla savaşanlarsa dostlarıyla dalaşamazlar.’

İslam ülkelerinin yöneticilerini birleşmeye, ortak tavır almaya, birlik olmaya razı etmeliyiz. 

Emperyalist devletlerin emrine girdikleri için iktidarlar İslâm düşmanlarına karşı birleşmiyor. Âyetlerin ışığında, sünnetin çağa taşınmasıyla Müslüman milletleri birleştirmenin yollarını arayalım. Bir yazar arkadaşımızın önemli bir hatırlatması:  ‘Dostlarınla, yol arkadaşlarınla, Müslüman kardeşinle uğraşma, gıybet yapma, onları dışlama, zayıf düşürme. Safları bozma, adam eksiltme, yapanlara izin verme. Tek hedefin, tek hasmın Kudüs’ü işgal edenler, onları destekleyenlerdir. Buna odaklan, enerjini buraya harca. Dünyada herkese örnek insan olarak Peygamberimiz gibi, önce ‘emin’ ol, sonra Müslüman. Dürüst ol, adil ol, çalışkan ol, merhametli ol. Kudüs’ü ancak her şeyi ile topluma örnek olan insanlar yönetebilir. O insanın nasıl olacağını tüm dünyaya göster.’

Bütün İslam ülkelerinin milletlerini hatta bütün Ümmeti harekete geçirecek bir lidere (halifeye) olan ihtiyaç had safhadadır. Cumhuriyetin kuruluşunda hilafetin kaldırılmasındaki dış güçlerin pazarlık ısrarını da bu vesile ile hatırlayalım. Yazımı bir ibretle bitireyim.

Halepli bir marangozun ibretlik dersi 

Haçlı seferleri ile namazlarını zayi eden o günün Müslümanları Kudüs’e de elveda diyeceklerdi. Bu ilk merhalede 90 yıl o topraklar ezana hasret kalacaklardı. Bu zaman zarfında İslam coğrafyalarında büyük bir hüzün oluşacaktı. Çünkü Müslümanlar Miraç hadisesinin mekânını, ilk kıblelerini kaybetmişlerdi. İşte o günler Halepli bir marangoz yüreğinin ta derinliklerinden bu işin ızdırabını duymaya başlayacak ve kendi kendine; “Müslümanların ilk kıblesi işgal altında olacak, ama sen bir şeyler yapamayacaksın” diye söylenecekti. Bu marangoz; “ben ne yapabilirim ki” demeyecek; düşünecek, ağlayacak, yüreğinde fırtınalar estirecek ve en sonunda diyecekti ki; “iyisi mi ben bir minber yapayım. Çünkü ben inanıyorum ki, o topraklar bir gün elbet yeniden Müslümanların olacak. Hiç değilse o süreci hızlandırmak için, Müslümanların gündemine Kudüs’ü koymak için böyle bir iş yapayım.” Halepli bu marangoz aldığı bu karar gereği başlayacak bu minberi yapmaya ve sonunda her göreni hayran bırakacak bir minber yapacaktı. Dükkânına gelen müşteriler hayran hayran tek bir çivi kullanılmadan yapılan bu minberin hangi mescide ait olduklarını merak edip soracaklar, marangoz ise herkesi gözyaşına boğacak olan şu cevabı verecekti: “İnşallah bu minber Müslümanları bekleyen Mescid-i Aksa’nın olacaktır.” Ve bir gün bu marangozun önünden 5-6 yaşlarında bir çocuk geçecek, o güzel minber onunda ilgisini çekecekti. Dakikalarca büyük bir hayranlıkla bu minberi süzecek, sonra içeri girecek ve marangoza o minber ile alakalı sorular soracaktı. Marangoz, minberin Mescid-i Aksa’ya ait olduğunu söylemesi ile bu çocuğun bir anda dünyaları değişecek ve orada bir söz verecekti kendi kendine; “İnşallah! Kudüs’ü fethedecek komutan ben olacağım ve bu minberi Mescid-i Aksa’ya koyacak olan da ben olacağım.” Kimdi bu çocuk? Minberin karşısında bu sözü veren şarkın en sevgili sultanı Selahattin-i Eyyübi’den başkası değildi. 

O büyük komutan yıllarca bu işin aşkı ile yanıp, tutuşacaktı. Gülmeyi kendine yasaklayacaktı. “Kudüs işgal altındayken ben nasıl gülebilirim” diyecekti. Bir çadırdan Kur’an sesleri duyacaktı. O çadırın askerleri herkes uykuda iken uyanıktılar; kıyamda, rükuda, secdede ya da rahlelerinin başında idiler. Selahattin bu çadırı görünce sevinecek; “İşte buradan zaferin kokusu geliyor” diyecekti. Çünkü şarkın en sevgili sultanı çok iyi biliyordu; “Namazlarını diriltenler Kudus’ün sahibi olacaklardır.” O da diriltti, elinin altındaki askerleri de diriltti. Kudüs yeniden onların oldu. Selahattin fethin hemen arkasından Halep’te ki o minberi getirerek Mescid-i Aksa’ya yerleştirdi.

Eğer namaz müminin miracı ise, miracın mekânı da Kudüs ise, yapılacak iş bellidir. Namazın başını dik tutmak. Namazlarımızın başı dik olunca, inşallah Kudüs’ümüzün başı da dik olacaktır. Kudüs, İslam’ın sembolüdür. Bütün ezilmişliğine, yok edilmek için kuşatılmışlığına rağmen Kudüs, cihadın en faal noktası olarak kalacaktır. Cihat ruhu canlandırıp devam ettirilirse, ümmet ‘dünyevileşme hastalığı’ndan kurtarılır. 

Ümmetin umut ve heyecanı, idealistlik tarafı unutulmaz/unutturmaz. İnşaallah…

 

YORUM YAZ