Demokrasi ve laikliği put haline getirenlere...

21 Ocak 2018 Pazar

Bizim manevi-milli yapımızı zayıflatacak olan her şey Batı’ya sevimli gelir. Ne kadar yozlaşmak istersen Batı o kadar alkışlar. Çünkü sömürü hesapları öyle gerektirir. “Canım artık sömürü devri kapandı” diyenler aldanıyor. Çağımızda sömürünün âlâsı var! En tehlikeli ve en tahripkâr sömürü metodu günümüzde uygulanıyor. Batı, kendininkiler dahil bütün ideolojileri tesirsiz hale getirmiştir. Artık, insanı mevcut hayat tarzına karşı koyabilecek bir güce kavuşturmak mümkün değildir. “Hayat tarzı” boyunduruğundan kimse kurtulamaz. Böyle olunca klasik sömürü metodlarına lüzum yoktur, onların konusu kalmamıştır. Bırakın insanları bey gibi yaşasınlar! Her şey serbest! Her türlü teselli ve eğlence ilgisiyle meşgul olabilirler! Kültürlerini, geleneklerini yaşatmaya çalışabilirler; etnik heveslerle coşabilirler! Yeter ki “Hayat tarzı boyunduruğu” sapasağlam yerinde dursun! Bir tek istisna var, bir tek kaygıları var: İslam! İslam’ı Ortadoğu’da hallettiler. Ortadaki bazı hırçınlıklara bakmayın. Batı onlardan memnundur. Batı’nın İslam açısından tedirginlik duyduğu yegane ülke Türkiye’dir, Türkiye’yi bertaraf etmeden, Batı’nın İslam korkusu ortadan kalkmaz. Türkiye’nin tarihi var, birikimi var, tecrübesi var. Türkiye, dünün Osmanlı’sıdır! Düşünüyorlar: “Çok uğraştık, çok tahribat yaptık, ama emin değiliz. Acaba kendilerine gelebilir mi? Dış Türkler serbestleşti; bir büyük uyanış dalgalanması meydana geldi de o dalgalar Ortadoğu’ya da yayılır mı?”. Endişeleri, korkuları, tedirginlikleri TÜRKİYE!

Milli ve manevi vahdet, sadece yan yana ve uslu uslu durmaktan ibaret değildir! O vahdet, muayyen değerlerin canlı tutulmasından ve hayata yön vermesinden doğan bir neticedir. Milleti millet yapan değerlere önem verilseydi ve onların sosyal hayatımızı yönlendirmesi sağlansaydı böyle mi olurdu? Bir kültür emperyalizmi, bir kültür erozyonu içindeyiz. Terörü yok saysak da bizim bir milli manevi zafiyet meselemiz vardır. Bunu görmek lazım. Esasen terörün doğması daha doğrusu “doğdurulması” ve önlenememesi de bu meseleyle alakalıdır.

Bölücülük, tamamen sun’i olarak başımıza Batı’nın musallat ettiği bir derttir. Bu kadar işimiz var, bu kadar meselemiz var; bakınız Türkiye ne ile meşgul ediliyor! Böylesine suni bir meseleyi önce fikren halledemiyoruz, fiili zorluklar ondan doğuyor. Niçin fikren halledemiyoruz? Çünkü “Batıcılık” illetinden kurtulamıyoruz. Zıt görüşler bile aynı dertten muzdarip! Batının siyasetini, ekonomisini, hukukunu, sosyal hayatını şeklen biliyorsunuz ve renklerini, motiflerini benimseyerek kullanıyorsunuz. Batı’nın “demokrasi” “medeniyet” “millet” tariflerinden ve tecrübelerinden niçin haberdar değilsiniz?  

Milli birlik kuvvetli olmazsa demokrasi yaşayamaz, fayda yerine zarar getirir. Batı öylelerini bilhassa “demokratikleştirir!”. Milli birliği kuvvetlendirme yollarını keser, demokrasinin asıl ihtiyacını körletir, “hadi aslanlar, demokratikleşin!” der. Yalnız, Batılı efendilerin unuttuğu bir şey var; Batı’nın, başkalarını şaşırtmak ve sömürmek için bilhassa yanlış kullandığı kavramlar, kendi diyarlarındaki orijinal konumlarıyla da boşalmaya ve çürümeye başlamıştır. Ey Batı, ey Amerika! Senin demokrasisinden, senin medeniyetinden ne haber? Şöyle bir bak içine, dibine! İnsanını kurtarmaya yetecek mi oturmuşluk, çürüyen köklerin, çatlayan temellerin, o gövdeni daha ne kadar ayakta tutabilecek?

Bölücülük, tarih boyunca Batı tarafından tahrik ve teşvik edilmiştir. 

Bu, “bugünün-dünün” işi değildir. Osmanlı Devleti’nin zayıflamaya başladığı anlaşıldığından beri, her bölücü eylemin ardında Batı’nın aktif rolü vardır. Bu rolleri roman gibi nakletmek mümkün. Safhalarını ve bağlantılarını belgelerden okuyunca hayretlere düşmekten kendinizi alamazsınız. Satranç oynar gibi coğrafyanın bölgeleri üzerinde oynamışlardır. Hazırladıkları planları; kültürel, siyasi, fiili icaplara göre “gizli-açık” teşkilatlarla ve müdahalelerle uygulamaya koymuşlardır. Ülkemize yaşatılan bütün ihtilal ve inkılapların arkasında batasıca Batı vardır. Batı, Türkiye’nin bölünemeyeceğini bilir. Batı’nın bugün istediği ve planladığı şey, bölücülüğü tahrik ve teşvik edip, meydana gelecek rahatsızlıklardan başka neticeler elde etmektir. Türkiye’nin yolunu kesmektir. 

Demokrasi “mükemmel” bir rejim midir? Batılı öyle demiyor. “Bulabildiğimiz en az kötü rejimdir” diyor. Tekrarlıyorum: En az kötü rejim.

Muharref Hıristiyanlık ilmin ve ilmî gelişmelerin önünü tıkıyor idi. İlim-din çatışması oluyordu. Reform Hristiyanlıkta yapıldı. İslâm insanın maddi-manevi sıhhat dengesi içinde ilerlemesini, değişen şartlara göre uygun çözümler bulmasını istiyor mu, istemiyor mu? İslâm’da “madde-ruh” kavgası var mı? “Din-ilim” kavgası var mı? “Akıl-iman” kavgası var mı? “Kültür-medeniyet” kavgası var mı? Bunların hepsi muharref Hristiyanlıkta vardır, İslâm’da yoktur. Bilâkis, İslâm; madde-ruh, akıl-iman, din-ilim, kültür medeniyet dengesinin sıhhatini emreder. Böyle olduğu halde onların şartlarından doğan/doğdurulan laikliği ‘olmazsa olmaz’ şartı haline nasıl getirebilirsiniz? Ne doğuyu, ne Batı’yı, ne de İslâm’ı bilmeyen/öğrenmeyen öğrenmek de istemeyen bu insanların aynı yerde durdukları devlet/millet düşmanlarından ne farkı var? Teröristlerin sözcülüğünü yapan insanlardan ne hayır gelir? Gayri ahlaki ve gayri meşru hallerine meşruiyet için gösterdikleri çabayı ülkemiz ve milletimiz için gösterseler kötü mü olur? Kur’an-ı Kerim âyet mealiyle: “Hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, sana ve Kur’ân’a itibar etmemeleri, inkârları sebebiyle, Allah onların kalplerini, kafalarını anlayışsız, kulaklarını duyarsız hale getirir. Gözlerinde de bir perde vardır, basiretleri bağlanmıştır. Büyük bir korkunç cezayı hak etmişlerdir.” (2/7) Demokrasi ve laiklik bu nasipsizlerin putu haline gelmiştir. Her yapılanı, demokrasi ve laikliğe göre değerlendirmek, onu vurulan ölçü olarak görmek de bir başka zavallılıktır. 

Batı Demokrasisi’nin menfilerine bizzat Batılılar da karşıdır. O’nun için “en az kötü rejim” diyorlar. Batı Demokrasisi’nin müspetleri ise, kabulüm olmakla beraber, bana yetmez; ben onları aşmak, geçmek, geliştirmek durumundayım. Aynı ihtiyacı onlar da hissediyorlar, fakat çare bulamıyorlar. Batı Demokrasisi’nin yaptıkları sömürü ve zulümler ile idealleri arasında uçurumlar bulunduğu, onların eserlerinde yazılıdır. Onlar için durum böyle iken; benden, mutlak manevi değerlerimi, Batı Demokrasisi’nin zaaflarıyla özdeş hâle getirmem nasıl istenebilir? Hangi aklın hangi ilmin gereği olarak istenebilir? Batı bu işi kendisi için bile yapmamışken, ben Batılılaşma aşkına nasıl yaparım?

Demokrasi ve laiklik konularıyla ilgili olarak aranması gereken mutabakat, sadece, “Milli hakimiyet’in genel ve hür seçimlerle siyasi iktidarı tâyin etmesi” esasıdır.

Ruhban sınıfı bu imkânı millete vermediği ve belirleyici olmak hakkının kendine ait bulunduğu iddiasında direndiği için, Batı reforma ve laikliği ayrıca zikretmeye ihtiyaç duydu. Bizde böyle bir durum var mı? ‘laik insan’ gibi hiçbir literatüre, hiçbir kavrama uymayan, kendi şablonumuza kavramlar uydurmaya çalışıyoruz. Bu yolla oluşturulmuş bir demokrasi ve laiklik anlayışı adına da, Milli İrade’nin üstünlüğünü vesayet altına alıyoruz.

İslâm’ı, kendi değerlerimizi nereye koyacağımızı bilemiyoruz. ‘Kutsal’ı olmayan rejimler, hayat tarzları hayal edip herkesin de böyle düşünüp, böyle yaşamasını istiyorlar. Ne adına? Tabi ki demokrasi ve laiklik adına! Siyasette de bu düşüncenin temsilcileri CHP ve izini sürenler. Allah bunların şerlerinden ülkemizi/devleti/milletimizi/ümmeti muhafaza buyursun.

 

YORUM YAZ

  • Halim koyucuHalim koyucu15 gün önce
    Kadınlara dokununca bozulan abdest yetim hakkına dokununca neden bozulmuyor ?Neden Kur'an-ı Kerim'de tam 292 yerde geçen HAK kelimesini kimse terennüm etmiyor?Neden Kur'an-ı Kerim'de tam 130 yerde "salat" geçmesine ve 8-10 yerde "nüsuk" olarak tarif edilmesine rağmen tüm mealciler salat kavramını "namaz" olarak çevirmiş?peygamberlere biat bile şartlı iken ( Mümtehine 12) neden büyük bir çoğunluk şeyhine, liderine, partisine sorgusuz,sualsiz teslim olmuş durumda ?Neden cennetle müjdelenen (!) on sahabi arasında Hz Ebuzer, Hz Bilal yok ? Neden İslam tarihi Hz. Peygamber'in vefatından sonra neden hep iktidar savaşlarıyla dolu?Neden cami, Kur'an kursu, dindar sayısı arttıkça bizim imanımız ve teslimiyetimiz azalıyor ?Neden Sahabi elindeki Kur'an yaprakları ile dünyaya meydan okurken bu din bugün 2 milyar inananı ile gadre uğradı ?Çoğunluğu demokrasi, doğruluk, hak, hukuk sananlar..... Hz.Lut ve Hz Nuh'un çevresinde kaç kişi vardı? Hz İbrahim neden tek başına idi ? Çoğunluk neredeydi?Arı bal yapmam, Güneş doğmam, Gece kararmam, Kış üşütmem, Gündüz ışıtmam, Koyun süt vermem, İnek et vermem diyebilir mi ? Peki herşeyin hizmetine sunulduğu insan ona verilen AKIL nimeti ile Rahman'ın halifeliği görevinden neden kaçar ? Neden yukarıda saydıklarım ve bu konuda binlerce örnek verebileceğimiz Sünettullah'ta hiç bir varlık reddetme imkanına sahip değilken insan kendine sunulan bu "özgürce" seçim hakkını kendi aleyhine kullanmaktadır!İbadet denilince hepsi birbirine karıştırılarak, namaz, oruç, abdest, camiye, kiliseye veya havraya gitmek, günah çıkartmak, yağmur duasına çıkmak vs. akla geliyor. Neden din denilince akla hak, hukuk, adalet, işgaller, zulümler, tecavüzler, yoksulluk, yolsuzluk, sokak çocukları, özürlüler, açlar, susuzlar, giderek artan boşanmalar, dağılan aileler, işsizler, zam, zulüm, işkence, plansız şehirleşme, trafik, gecekondu, sanat, edebiyat, şiir, felsefe, müzik, sinema, tarih, tabiat, uygarlık vs. vs… gelmiyor.İslam tek ve HAK din değil mi?Öyleyse bütün iyilik ve güzellikleri Müslümanların yapması gerekmez mi? Peki; bilim, teknoloji, sağlık, sanat, adalet ve insan haklarındaki güzellikleri niçin biz değil de Yahudi ve Hıristiyanlar yapıyor? Onlar birlik ve barış içinde çalışırken biz niçin sürekli birbirimizle uğraşıyoruz. Yoksa bizim dinimiz doğru din değil mi? “Ne demek olur mu bizim dinimiz İslam tabii ki tek din ve doğru din diyorsanız o zaman kendimize sormamız gerekmiyor mu? Niçin her halimizle dinimizi yalanlıyoruz?NEDEN ? Bizim gibi ülkelerde siyasetin girdiği yerden akıl, mantık, basiret, feraset, ahlak, vicdan ve iman çıkıp gidiyor geriye sadece hırs, öfke, kin, nefret ve düşmanlık kalıyor!..Din "insan için" gönderilmiştir! Dinidarlar ise insan "din için" gönderilmiştir zannediyorlar! Din "insanı korumak ve mutlu etmek" için gönderilmişken dinidarlar NEDEN "dini korumaya ve dini mutlu etmeye" çalışıyorlar!..Şu ateşe dayanıklı kefen üreten din bezirganları neden üşüyen çocuklara sıcak tutan elbiseler üretemiyor ?Her gün onlarca cenazeye rağmen, sönen onca ocağa rağmen, dağlanan onca yüreğe rağmen bu kanın durması ; huzur ve sükunetin gelmesi, barışın tesis edilmesi adına ; ASIL ADI BARIŞ OLAN VE KENDİNİ BU DİNİN TEMSİLCİSİ SANAN ne Diyanet, ne herhangi bir cemaat , ne bu amaçla kurulan STK lardan ve ne de herhangi bir tarikatten neden bir ses çıkmaz?NEDEN ? İslam “gönül kazanma” diniyken “haşlama ve dışlama” dinine dönüştürüldü! “Gönül alması” gereken İslam korku saldı! Sevdirme dini “Haddini bildirme ve sindirme” dini oldu! “Sevgi gösterisi” olması gereken din “Gövde gösterisi” oldu ve din olmakla hiçbir ilgisi kalmadı!..Tamam kardeş şeyhinin bir anda bir yerden diğer bir yere uçtuğunu aynı anda birkaç yerde olabileceğini söylüyorsun da, Hz. Muhammed (s.a.v) neden Mekke’den Medine’ye giderken mağarada üç gün saklandı bir yere uçamadı!? Neden Hz. Musa suda yürüyemedi denizin yarılmasını bekledi ya da Yakup Peygamber neden bir anda oğlu Yusuf’un yanına, kuyuya gidemedi?Ku'ran denilince dinidarların aklına Allah'ın insanlığa mesajı ya da bize sunduğu hayat tarzı değil ölü kitabı, mezar kitabı, mevlit kitabı ya da dua kitabı akla geliyorsa!Hatta Kur'an denilince akla ahenkli biçimde okunan ve mest olunan bir şiir veya şarkı akla geliyorsa! Kuran'ın ilahi bir mesaj ve yasa kitabı olduğunu bilen ilahiyatçılar ve tarikatlar ise O'nu uygulamaktan çok; O'nun üzerinden bir paye ve konum kazanma yoluna gitmişlerse!Neticede on dört asırdan beri Kuran'ın ne olduğuna karar verememiş bir Müslümanlık ,Yaratan'ı zerre kadar önemsemeyen O'na inanmayan ama inanıyormuş gibi yapan bir gruptan başka bir şey değilse!NEDEN ve KİMDEN ŞİKAYETÇİYİZ ?Evliyalar, ermişler vs… için anlatılan kerametlerin Kur’an’da anlatılan peygamber kıssalarının bilmem kaç katı olduğunu düşündünüz mü ? Kalabalıklarıyla övünen bir “sürü” taraftarı var diye sevinen cemaatlerin ve tarikatların kan ağlayan İslam coğrafyasına koştuklarını gördünüz mü ? Veya onları kurtarmaya gelen evliyaların neden hapishanelerde mahkum edilen ve tecavüze uğrayan Müslümanları kurtarmaya girmiyorlar ?İslami zihin, bilgi ister, evrensel bakış ister, bağımsız düşünme yeteneği ister ve en önemlisi de biraz da bunları elde ettirecek akıl ister... Ezberi olan, Bir fikre körü körüne bağlı olan, Geleneksel anlayışından ödün vermeye yanaşmayan, Geleceği yorumlamaktan korkan, Yaşadığı olumsuzlukların nedenini arama zahmetine girmeyen, Kendi öğretisinin dışında bir yorum getirenleri lanetleyen ve aşağılayan, öğretisindeki kusurları örtmek için bin bir bahane uydurmayı adet haline getirenlerin, "Her şeyimiz iyi de biz ve bizim gibi olanlar niye böyleyiz?" sorusunu kendine bir defa bile sormamış olanlar ve bu bağlamda neden-sonuç ilişkisini yaşam tarzı olarak benimseyemeyenler bu davetimizin muhatabı değillerdir. .Hocam yazılarınızı beğeniyorum yazdığınız yazıları sürekli okukuyorum. güzelyazılarınızı gazetede görmek istiyoruz bize böyle bir yazılar geliyor bunlara cevap vermekte zorlanıyoruz bu gönderdiğim soruların karşısına cevaplarını yazarsınız çok mutlu olacağız. Başarılarınızın devamını Allahtan dilerim Allaha emanet olun.