THY - Orta Avrupa Eylül

Silahlı Kuvvetlerde Alkol Baskısı

20 Aralık 2017 Çarşamba

Bugün en çok alkol tüketilen yerlerin başında askeri garnizon ve orduevleri yer almaktadır. Çünkü bazı komutanlar alkolü teşvik etmekte hatta “içki içmeyen subay olamaz” diyerek hezeyanlarını sürdürmektedir.

28 Şubat’ın Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’nın, Başbakanın vermiş olduğu davette “burada rakı yok mu?” diyerek çıkardığı rezalet benim yaşımda olanların unutamadığı bir hatıradır. Bir dönem dindar askerleri ordudan atmak için kullanılan en etkili yöntemlerden bir tanesi işte bu içki meselesi olmuştur. Alkollü içki içmeyen askerler fişlenir gerekli işlemler yapılarak irtica bahanesi ile ordudan atılırdı.

Askeri garnizonlarda cami sayısı son derece azdır. Çünkü 12 Eylül 1980’in faşist darbecisi Kenan Evren, zaten çok az sayıda olan bu ibadet yerlerini yıktırmıştır. Buna mukabil o dönemde askeriyenin her yerinde her türlü alkollü içkinin satıldığı ve içildiği mekânlar mantar gibi çoğalmıştır.

Dindar insanların ordudan tasfiyesinin en önemli nedenlerinden bir tanesi kesintisiz olarak her 8-10 yılda bir yapılan darbelerin aksamaması içindir. Çünkü darbe esnasında subayların halkın tarafına geçeceğinden endişe eden darbeciler, halkla askerlerin arasına yüksek duvarlar örüp adeta devlet içinde bir devlet meydana getirmişlerdir.

Askeri lojmanlar tel örgülerle çevrilip halkın içeriye girişi engellenmiş hatta başörtülü oldukları gerekçesi ile binlerce vatandaşımız lojman kapısından geri çevrilmiştir. Alış veriş de dâhil olmak üzere asker aileleri sivil halktan tecrit edilmiştir. Orduevi ve askeri garnizonlar meyhaneye çevrilmiş her türlü alkollü içkinin ucuza satıldığı mahaller olmuştur.

Şöyle bir soru aklınıza gelmesin “sana ne kardeşim özgür bir ülkedeyiz isteyen istediği şeyi içer”. Hayır, kazın ayağı öyle değildir. Çünkü ben vatani görevini yapsın diye gönderdiğim Mehmetçiğe kimse içki servisi yaptıramaz. Hem ülkemizin zaten sınırlı olan kaynaklarını orduevi ve gazino gibi yerlere harcamak en gösterişli meyhaneleri askeri birliklerde kurmak marifet değildir.

İşte bu mekânlarda yapılan fenalıklardan sadece bir tanesini paylaşmak istiyorum. Zira aradan tam 27 yıl geçtiği halde unutamadım. Benim başıma gelen bu olaydan benzeri şekilde cereyan eden binlerce örneği vardır. Bunları yazmaktan maksadım hükümete yol göstermek yapılan ciddi yanlışların önüne geçmektir.

1990 Yılı Deniz Kurdu Tatbikatı çok başarılı geçmişti. Hatta Doğanbey körfezinde yapılan karabombardımanı atışlarından sonra Cumhurbaşkanı gemimize gelmiş komutanlara hediyeler vermişti. Derken gemimiz İzmir’e demirledi. Burada bir iki gün liman ziyareti yapılmıştı.

Gemi komutanı, İzmir orduevinde akşam yemeği yenileceğini söyleyerek nöbetçi olanlar dışında bütün subayları yemeğe davet etmişti. Ben de başıma geleceklerden habersiz yemeğe katılmıştım.

İçki konusunda herhangi bir tatsızlık olmasın diye komutandan en uzak yere oturmuştum. Buna rağmen yemek esnasında bana gemi komutanının çağırdığını söylediler. “Buyrun komutanım” deyince “Vehbi sana içki gönderdim, içsene” dedi. Komutana kibarca o güne kadar alkollü içki içmediğimi ve içmek istemediğimi söyledim. Cevabında “Ben gemi komutanıyım, emrediyorum” diye cevap verdi.

İşte ne olduysa ondan sonra oldu. Ben kellemi dahi koparsalar içki içmeyecek kadar kararlı bir subaydım. Hatta komutan hapse gönderse bundan dolayı korkmaz paşa paşa hapse girmeyi bile göze alan birisiydim. Fakat gemideki subay arkadaşlarım bana öyle pis pis bakıyorlardı ki “sen nasıl komutanın emrini dinlemezsin” diyerek çok kızgın bir şekilde bakıyorlardı.

Komutan, almış olduğu içkinin de etkisi ile gittikçe sesini yükseltiyor bağırıp çağırmaya bana hakaret etmeye devam ediyordu. Öyle ki yan masalardan bize bakmaya başladılar. Kavga mı var diye dik dik bakıyorlardı.

15 yıllık askerlik hayatımın en zor anı belki de burası olmuştur. Sakın komutandan korktuğumu ve bundan dolayı başıma geleceklerden endişe ettiğimi zannetmeyin. Beni en çok rahatsız eden şey arkadaşlarımın bana karşı tutumuydu. “Şunu zıkkımlan bir an önce, bak senin yüzünden herkese rezil olduk” diye; bana çok kötü bir insanmışım gibi bakıyorlardı.

Sonunda Çarkçıbaşı Ümit Yüzbaşı, araya girdi ve iyice zıvanadan çıkmış olan gemi komutanını susturdu. “Vehbi iyi bir subay, bakın çok başarılı atışlar yaptık” benzeri şeyler söylüyordu. Nihayet komutan bağırmayı kesti ve yemeğe devam etti. Neyse, bir parça nefes almıştım…

Orduevi çıkışında gemi komutanı yanıma gelerek gönlümü almaya çalıştı. Abuk sabuk fıkralar anlatarak “prensip sahibi olmak iyidir” demeye getirdi. Fakat ileriki süre içinde çok acımasız davranarak bana ceza vermeye çalıştı. Sicilimi bozup en düşük puanları verdi.

Bu olaydan sonra bir daha beni bu ve benzeri yemeklere davet etmediler. Zaten sıram olmadığı halde nöbet tutuyor, gitmek istemiyordum. Çünkü orada vereceğim küçük bir taviz bütün askerlik hayatımı tamamen değiştirebilirdi. Örneğin komutan emretti diye içer gibi yapsam, bu sefer diğer amirlerim “ben de komutanım, o herifin emrini yerine getiriyorsun, benim emrime karşı mı geleceksin?” diye daha kötü durumlar meydana gelebilirdi. Eğer o gün elimi versem yarın kolumu kaptırabilir daha başka bir gün ise bu sefer vücudunu kaybedebilirdim.

Bu mesele kim bilir kaç kere yaşanmış nice pırıl pırıl vatan evladı ayyaş ve sefil komutanlar yüzünden alkol belasına tutulmuştur. İşin kötüsü bunu yapan komutanlar, kendilerinin iyi bir iş yaptığını düşünüyorlardı. Zira Kamâl Atatürk değil mi rakı sofraları ile meşhur olmuş, “elbette bir subay içki içmelidir” anlayışına sahiplerdi.

İşte Milli Savunma Bakanımız bu yaşadığım örneklerin tekrarlanmaması için çareler aramalı askerlere zorla dayatılan bu edepsizliği önlemelidir. Ayrıca alkollü içki içilmesine mani olmak için tedbirler almalıdır. Bu önemli bir görevdir. “Kimsenin ne içtiği beni ilgilendirmez” diyerek işin içinden sıyrılamaz. Hiç olmaz ise askeri gazino ve orduevlerindeki aşırı içki tüketimine bir son verilmelidir. Çünkü böyle yerlerde içeri girer girmez kesif bir alkol kokusu ve dumanı etrafı sarmakta içki içmeyen insanlar dahi bu alkol dumanından etkilenmektedirler.

Evet içki, kötülüklerin anasıdır. Bardakta durduğu gibi de durmaz. Nice dostlu ve aile bu meret yüzünden bozulmuştur. Hiç öyle basit bir mesele değildir. Özel alanında evinde ne içerse içsin. Lakin ben nöbet tutsun, askerlik görevini yapsın diye gönderdiğim evladımın, içki servisinde kullanılmasını kendi onuruma yediremiyorum. Öyle zannederim ki bu vatanda yaşayan büyük çoğunluk böyle bir durumdan rahatsızlık duyuyordur, vesselam…

YORUM YAZ