THY - İmaj

Ölmeyi Emredenler ve Gerçek Kahramanlar

27 Kasım 2017 Pazartesi

Çanakkale savaşları esnasında Kamâl Atatürk’ün 25 Nisan 1915 günü vermiş olduğu bir emir vardır “Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum” nedense hiç tartışılmamıştır. Daha Yarbay rütbesinde iken Conkbayırında vermiş olduğu bu emir sonrasında 57. Piyade Alayının tamamının şehit düştüğü yine Kamâl Atatürk’ün ifadelerinde yer almaktadır. “57’nci Alay meşhur bir alaydır. Çünkü hepsi şehit olmuştur” der. Alayın bir bölümünün Çanakkale muharebelerinin diğer safhalarında şehit oldukları anlaşılmaktadır.

Böylesine insan hayatını küçümseyen bir emir nedense hiç kimseyi sorgulamaya itmemektedir. Varsa yoksa “sen ne büyüksün” sözleri ve putlaştırma çabası göze çarpmaktadır. Çünkü faşist ve otoriter devlet yönetimi muhalif olabilecek hiçbir sese tahammül edememiş buna yeltenenleri ya hapse atmış ya da darağaçlarında sallandırmıştır. Yetmedi 5816 Sayılı kanun ile bu ve benzeri eleştiriler “hakaret” sıfatına büründürülerek suç olarak tanımlanmış ve müsebbiplerine işkenceli bir hayat verilmiştir.

Batıda bu şekildeki bir emir şiddetle eleştirilip söyleyen hakkında çok ağır sözler sarf edilebilmektedir. Konuyu tıbbi olarak ele alıp analizler yapılabildiği gibi hırs ve yükselmek amacı ile herhangi bir komutanın böyle bir emir veremeyeceği çok rahatlıkla söylenebilir. Fakat bunu Türkiye’de söylemek cesaret ister, her babayiğidin haddi değildir. 

Türk tarihinde de böyle bir emre pek rastlanmaz. Genellikle komutanlar; ordunun başına geçer hep birlikte ölmeyi ve şehit olmayı arzuladıklarını beyan ederek ölümüne savaşırlar. Bu konuda çok örnek vardır. Celalettin Harzemşah ve Oruç Gazi iki güzel örnektir:

Celalettin, Türk boyları içinde cengâverliği ile ün salmış bir hükümdardır. Hatta bir defasında Cengiz Han ile savaşırken ordusunda kalan birkaç askeri ile nehrin karşı tarafına geçer ve gelen Cengiz askerlerini tek tek Cehenneme gönderir. Gözlerinin önünde askerlerini kılıcıyla kesip haklayan Celalettin’e hayıflanan Cengiz Han, oğullarına dönerek şunu söyler: “İşte bana böyle kahraman bir evlat yakışır”. Fakat Cengiz’in çocuklarından hiç biri buna cesaret edemez. Celalettin, Kahraman Türkler tarihindeki eşsiz yerini bu şekilde almış olur.

Diğer bir Cengâver Türk ise Oruç (Gazi) Reis’tir. Barbaros Kardeşlerin en meşhurudur. Cezayir Krallığını bırakıp Osmanlıya asker olan Oruç Reis, İspanyollarla giriştiği bir savaşta şehit düşmüştür.   

Oruç Reis, aynı zamanda “Baba Oruç” diye bilinir. Ağabeyi İshak ve en küçük kardeş olan İlyas ile beraber savaşlarda şehit düşmüşlerdir. Osmanlı Devletine Kaptanı Derya olan Gazi Hızır Hayrettin Paşa’nın ise ağabeyidir.

Barbaros Kardeşler, Midilli’de doğmuştur ve bir Osmanlı Sipahisi’nin çocuklarıdır. Hızır Reis teknesi ile yakın yerlerde ticaret yaparken gözü pek olan Oruç Reis, daha uzaklara yelken açmış Trablusşam’a gitmeye karar vermişti. Fakat yolda Rodos şövalyelerinin güçlü gemileri ile karşılaşmıştı. Çok kanlı bir savaştan sonra yaralı olarak esir düştü. Küçük kardeş İlyas ise bu savaşta şehit düşmüştü. Önce zindana atıldı sonra da Rodos gemilerinde “forsa” olarak çalışmaya başladı. Hızır Reis ağabeyini kurtarmaya çalışmışsa da buna bir türlü muvaffak olamamıştı.

Fakat Oruç Reis bir fırsatını bulup fırtınalı bir günde forsa olarak çalıştığı gemiden kaçmayı başarmıştı. Antalya’da yine bir Türk kaptanı olan Ali Reis’in gemisine ikinci kaptan olmuş o sırada Memluk Türklerinin hâkim olduğu İskenderiye şehrine gelmiş onun hizmetine girmişti. Mısır Hakanı Oruç Reis’e 16 pare gemi yaptırmış ve emrine vermişti. Lâkin Rodoslular büyük bir donanma ile Oruç Reis’i Payas’ta yakalamış hatta gemilerini yakmış, fakat kendisini yakalayamamışlardı. Oruç Reis esaretin ne derece zor bir iş olduğunu gayet iyi biliyordu.

Daha sonra yine Haçlı gemilerini vurmuş ve büyük ganimetlerle İskenderiye’ye gelmişti. Mısır Hakanının huzuruna çıktı ve gemilerini Rodoslulara yaktırdığı için kendini affettirmeye muvaffak oldu. Bu arada Oruç ve Hızır Reis, Şehzade Korkut ile olan yakınlığından dolayı Osmanlı ile ters düşmemek için Midilli’den ayrılmaya karar vermişti. Tunus’taki Cerbe Adasında buluşarak Tunus Sultanından Halkul Vad limanını kiraladılar.

İki kardeş, Akdeniz’de o zamana kadar Müslümanlara aman vermeyen Rodos, Venedik ve İspanyol Korsanlarına karşı başarılı bir şekilde savaşmaya başladılar. Bu arada Engizisyon Mahkemelerinde dininden dönmedikleri için Müslümanlar diri diri yakılıyorlardı. Binlerce Müslüman’ı, hatta Yahudi’yi İspanyol zulmünden kurtaran Barbaros Kardeşler, en büyük ağabeyleri İshak ile beraber Cezayir’e gelmişlerdi. Buradaki İspanyollar Müslüman halka zulmediyordu. Bazı şehirleri İspanyollardan kurtaran Barbaros Kardeşler, bütün Müslümanların gözbebeği olmuşlardı. Onlara göre bu kahraman Türkler denizde ve karada savaşmayı çok iyi biliyor yıllardır esir oldukları Hıristiyanlara karşı durmasını biliyorlardı.

Tekrar baba ocağına gelen Barbaros Kardeşlere çok sayıda Türk levendi de katıldı. Şöhretini duyan birçok kişi bu Haçlılara karşı amansız kardeşlere katılmaya devam ediyorlardı.

Barbaros Kardeşler, Muslihiddin Reis ile Yavuz Sultan Selim Han’a hediyeler gönderip onun hayır duasını aldılar. Hatta Padişah biri Oruç Reis’e diğeri de Hızır Reis’e iki mükemmel kadırga yaptırdı ve Türk leventlerine, Barbaros Kardeşlere katılmaları için izin verdi.

Hızır Reis Becaye’yi Oruç Reis’te Cezayir şehrini İspanyollardan kurtarmış Müslümanların rahat bir nefes almasını sağlamışlardı. Bu arada Tunus Sultanı Osmanlı yardımından dolayı Barbaros Kardeşlere düşman olmuş İspanyollar ile işbirliği yapmaya başlamıştı.

İspanyol Kralı ve Almanya İmparatoru Charles Quint, büyük bir donanma hazırlayarak Cezayir’e saldırdı. Fakat büyük bir yenilgi ile ülkelerine geri dönen İspanyol donanması bu sefer yerel beylerle işbirliği yaparak Barbaros Kardeşlerin üzerine yürüdüler. Bu arada büyük ağabeyleri İshak, Kalatül Kıla’da şehit düşmüştü.

İspanyol ordusu 1518 sonbaharında, leventleriyle birlikte Oruç Reis'i Tlemsen Kalesinde ablukaya almışlardı. Düşman devamlı takviye alıyordu. Cezayir Umumi Valisi Marki de Gomares de bizzat Tlemsen'e gelmiş ve savaşın idaresini eline almıştı.

Oruç Reis bir defa huruç hareketi yapmış ve bu hareketinde 700 düşman askeri öldürülmüş, 100 tanesi de esir alınmıştı. Ancak kuşatma uzadıkça yiyecek ve cephaneleri tükenmiş, Oruç'un yanında sadece 40 levent kalmıştı. Gerisi şehit olmuştu. Bununla beraber bu 40 kahraman, başlarında Oruç Reis ile birlikte bir gece yarısı İspanyol askerlerinin ağır uykulu bir gafleti anında kaleden çıkıp muhasara hatlarını yarmayı başardılar. Fakat biraz sonra bunu fark eden İspanyollar, onları takibe başladılar.

Takip müfrezesinin başında Garcia de Tineo adlı bir İspanyol asilzadesi vardı. Uzun süren bir kaçıştan sonra Sanaldo ırmağına vardılar. Karşı tarafa geçerlerse kurtulmuş olacaklardı. Hepsi yaralı ve açlıktan bitkin düşmüş kırk levendin yarısı, Oruç Reis ile birlikte nehrin karşısına geçebildiler.

Bu sırada İspanyollar da yetişti ve karşıya geçmek için bekleyen diğer 20 levendi kuşattılar. Bunlar Oruç Reis'e “Bırakma bizi baba” diye bağırmaya başladılar. Son bir gayretle saldırdılar.

Bu feryat, büyük Türk denizcisini can evinden vurdu. Bir an kaçıp, takviye kuvvetlerle geri gelmeyi ve intikam almayı düşündü ise de, taşıdığı "baba" ruhu, onu evlatlarının yanına sürükledi. Yanındaki leventlerle birlikte tekrar karşı sahile geçtiler.

Fakat o zamana kadar leventlerinin tamamına yakını şehit edilmişti. Kendisi ve kalan leventleri son bir gayretle düşmana saldırdılar. Ne çare ki, kollarında kılıç kaldıracak kuvvet bile kalmamıştı. Hepsi birer birer şehit düştüler. Oruç Reis tek koluyla birkaç düşman askerini hakladı ise de bizzat Don Garcia onu bir mızrakla göğsünden vurdu. Sonra da kılıcını kalbine saplayarak şehit etti.

Daha önce savaşta kolunu yitiren Oruç Reis bu sefer şehit düşmüştü. İspanyollar mübarek başını keserek İspanya’ya götürmüşlerdir. Fakat Hızır Reis, dağılmaya yüz tutan leventleri yeniden bir araya getirmeyi başardı ve İspanyolları daha büyük bir yenilgiye uğratmaya muvaffak oldu. Onun hikâyesini başka zaman anlatırım. Lakin biz Türklerin askerleri ile birlikte ölene kadar savaşmaları daha yüzlerce örnekle birlikte anlatılabilir.

Umarım bu örnekler kahraman ecdadımızın askerlerini hiçbir zaman terk etmediğini ve ucunda ölüm olsa bile sonuna kadar mücadele ettiğini gayet güzel ifade etmiştir. Onlara ölmeyi emretmek değil; tek bir canın kaybedilmemesi için canını dişine taktıkları, ordunun ön saflarında çarpışarak manevi kuvvet verdiği sır değildir. Fakat son dönemde iktidarı ele geçiren sahte kahramanlar; ağızlarından çıkan her sözü çok hikmetli imiş gibi önce dalkavuklarına sonra da sindirilmiş toplumumuza dayatmaktan çekinmemişlerdir.

İnşallah bu ve benzeri yazılar putlaştırılan ve adeta tabu haline getirilen çok şeyin aslını ve astarını öğrenmeye vesile olur. Sahte kahramanları defalarca dile getirmekten bıkmayan hatta ölüm yıldönümlerinde otoyollarda bile durarak insanların hayatını tehlikeye atmaktan çekinmeyen inkılap softalarının aklını başına getirmeye yarar. Devlet yöneticilerine de gitmiş oldukları yolun bir çıkmaz sokak olduğunu hatırlatır, vesselam…

YORUM YAZ