Kadınlara Yakışan En Güzel Meslek Anneliktir

08 Kasım 2017 Çarşamba

Dünyanın en zor fakat en güzel mesleklerinden bir tanesi şüphesiz anneliktir. Annelik karşılıksız sevgi ve şefkat mesleği olduğu için olsa gerek; hiç bir iş insana, bu kadar zevk vermez. Yavrusu için hayatını telikeye atıp ölen anneler, buna en güzel şahittir.

Fakat gelin görün ki kapitalist sömürgeci alçaklar; anneleri yuvalarından çıkarmak için türlü türlü tuzaklar kurup bu şefkat madeni insanları kendi iğrenç amaçları için kullanmaktan bir an bile geri durmuyorlar. Dünyanın en güzel ve saygın işi olan ev hanımlığını aşağılayıp küçümseyerek, bütün insanları aldatmakta çok başarılı oluyorlar.

İşin kötüsü bu alçakça ve iğrenç sömürünün en önemli parçası ise hükümetler ve siyaset adamları olmaktadır. Bilim adamı kılıklı soytarıların her sözünü kutsal metin gibi algılayıp icra etmekten nasıl bir zevk alırlar; işte bunu anlamakta güçlük çekiyorum.

Ekonomik sömürü araçlarının başında üniversiteler yatmaktadır. İnsanlara bilimsel gerçekleri öğretmek ve bunun yöntem ve usullerini bulmak için kurulmuş ve milyarlarca bütçeye sahip bu kurumlar; Siyonistlerin güçlü olduğu sivil toplum örgütlerinin kuklası şeklinde hareket edip her türlü yalan ve sahtekarlığı "bilim" adı altında pazarlamaktadırlar.

Elbette gerçekten ekonomi bilimi ile uğraşan saygın bilim adamları da bulunmaktadır. Lakin bunların sayısı bütün dünyada azdır. Çünkü gerçekleri bulup ortaya çıkaran ve kapitalizmin tuzaklarını deşifre eden bilim adamları, en kısa zamanda gözden düşürülüp hak ettikleri mevkiilere ve terfilerine engel olunmaktadır. Nerede kapitalist egemen güçler ile iş birliği yapan kısaca bunlara yalakalık etmekte mahir akademisyenler var ise işte bunların önü açılmakta, her türlü ödüle boğularak hak etmedikleri maaş ve konfora boğulmaktadırlar.

Kapitalist sömürünün en önemli parçası günümüzde kadınlar olmuştur. Kadınları yuvalarından çıkararak tüketim metaı haline getirdikleri yetmiyormuş gibi çalışma hayatına zorla sokan bu insanlık şerefinden yoksun kişiler; devamlı surette tüketimi arttırarak yeni modern köleler ortaya çıkarmaktadır. Bu maksatla ev hanımlarını yuvalarından koparmak için her türlü desise ve yalanı akla gelmedik türlü hilelere başvurmak sureti ile yapmaktadırlar.

Özellikle medya sayesinde çocuk sahibi olmanın insanlara kazandırdığı güzel duygular kötülenip bekar yaşamak veya evlilik dışı ilişkiler teşvik edilmektedir. Ahlaksızlığın her türlüsü meşru gösterilip dini ve manevi değerler tahrip edilmektedir. Bu iğrenç görevi yapan güya dindar insanların sahip olduğu kurumlar çoktur. Allah ıslah etsin...

Bunu tüm dünyada bütün çıplaklığı ile görmek mümkündür. Peki, Türkiye'de durum ne aşamadadır? İşte asıl bu konuda biraz kafa yormak istiyorum.

Gördüğüm kadarı ile Türkiye; aile düşmanlarının en fazla cirit attığı ve Şeytanlıkta İblis'in dahi mahçup olduğu pis ve iğrenç işlerin yapıldığı bir ülke haline gelmiştir. Bu oyunlara en fazla direnmesi gereken ve tuzakları boşa çıkarmak için gayret etmesi gereken yöneticilerimiz ise tam bir hayal kırıklığı meydana getirmektedirler.

Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere bütün hükümet üyeleri "kadın istihdamını arttırdık" diye adeta bayram etmekte; bunu başarılı oldukları icraatların başında saymaktadırlar. Özellikle anayasamızda aileyi korumak devletin önemli görevleri arasında sayılmasına rağmen Aile bakanlığı "nasıl yapsamda kadınları yuvalarından çıkarsam" telaşı içinde, olmadık rezilliğe imza atmaktadır.

Kadınları korumak amacı ile kurulmuş olan sivil toplum örgütleri ise feminist sapıkların cirit attığı kuruluşlar haline gelmiştir. Varsa yoksa, kapitalist güçlerin çıkarlarına hizmet etmek için türlü türlü propagandalar yapmakta bir an dahi geri durmamaktadır. Devletten aldıkları milyarlarca teşvik parasını bu sapkın ve ahlaksız işlerde kullanmaktan çekinmemektedirler. 

Bu iğrenç faaliyetleri önleyebilmek için yıllarca uğraştım. Yüzlerce makale yazıp neşrettim. İstanbul Üniversitesinde birlikte görev yaptığım akademisyenlere durumun vehametini anlatmaya çalıştım. Ne yazık ki Siyonist güçlerin ve devlet gücünün sözünden zerre kadar geri adım atmayan üniversite yöneticileri ile karşılaştım. Batıda yayınlanan bir makaleyi peşin olarak "doğrudur" ön yargısı ile kabul eden bu bilim adamı görüntüsündeki akademisyenlere söyleyecek daha çok fazla sözüm var. Lakin şimdilik onları bir kenara bırakıp halkın değerleri ile alay eden ve milletimizi küçük gören siyasetçi güruhuna bir kaç söz söylemek gerekiyor.

Yapmış olduğum çalışmaları Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık bünyesinde kurulmuş olan CİMER ve BİMER gibi kurumlara şikayet ettim. Evlere şenlik cevaplar aldım. Mesela bir cevapta "Kültür Bakanlığının bütçesinde kitabınıza ayıracak bütçe bulunmamaktadır" gibi abuk sabuk cevaplar verildi. Halbuki ben kitabımın basılması gibi bir talepten asla söz etmemiştim. Amacım yapmış olduğum tercüme ve makale çalışmalarından yararlanılması ve bu konuda seminer benzeri faaliyetlerle, beyin fırtınaları estirmekti. Bundan 20 yıl önce yayınlanmış kitapları ABD'den getirerek tercüme etmiş kamuoyunun bilgisine sunmak istemiştim. Ne yazık ki kasıtlı olarak başka noktalara çekildi. bu kurumları amaçları dışında kullandıran yöneticilerin kulakları çınlasın...

ABD'li Demokrat Senatörü ve aynı zamanda akademisyen olan Elisabeth Warren'ın "İki Gelir Tuzağı" isimli kitabını ve yine ABD'li akademisyen Suzanne Venker'in aynı isimli kitabını tercüme etmeye muvaffak olmuştum. Zira bu iki araştırmacı kapitalist güçlerin kadınları, nasıl kendi iğrenç emellerine alet ettiklerini görmüşlerdi. Kadınları annelikten alıkoyarak çalışma hayatının sefil yaşantısına sokmak için kurulan tuzakları bir bir deşifre ediyorlardı. Binlerce aile ile görüşme yapıp ekonomik verilerle harmanlayarak ortaya aksini söylemenin neredeyse imkansız olduğunu gösteren sonuçlar çıkarmışlardı.

Kısaca şöyle diyorlardı: 1970'li yıllarda ailede bir tek baba çalışırken ailenin gelirleri yeterli idi. Çünkü anneler aile bütçesine olağanüstü bir katkı sağlıyorlardı. Fakat 1990'lı yıllardan itibaren kadınların sıklıkla iş hayatına girmeleri ailenin toplam gelirini arttırsa bile giderlerini çok aşırı derecede arttırdığından dolayı geçim sıkıntısının başladığını, ifade ediyorlardı. Gerçektende kreş masrafları başta olmak üzere kadınların iş hayatına girerek tüketimi çok fazla arttırmaları ailenin gelir-gider dengesini bozmuştu. Fakat asıl sorun ana okullarında yetişen çocukların anne şefkat ve merhametinden yoksun oldukları için şiddete meyilli olmaları ve sosyal sorunların artmasına sebep olmaları idi.

Bu konuda ampirik çalışmalar ve istatistiki rakamlar çok düşündürücü idi. Ne yapıp edip yaptıkları çalışmaları kitap haline getirdiler ve sempozyumlarda dile getirerek farkındalık meydana getirmeye çalıştılar. Bu kitaplar aradan yayından sonra 20 yıllık bir süre geçmiş olmasına rağmen hala insanlarımızın bilgisi dışındadır. benim çalışmalarıma ise kulak tıkanmaktadır. Bu nedenle bazı ağır sözler hak edenler için kullanılmıştır.

İktisat doktoru olarak yazı yazdığım gazete ve internet sitelerinde bu iki Amerikalı hanımın çalışmalarını ifade etmeye çalıştım. Yetmedi aile ile alakalı olan dinimizin emir ve yasaklarını dile getirerek kamuoyu meydana getirmeye çalıştım. İki cihanın serveri Şanlı Peygamberimizin (asm); "Cennet anaların ayakları altındadır" hadisini tekrarlayarak, kadına yakışan en güzel işin annelik olduğunu anlatmaya çalıştım.

Evet, annelik gerçekten güç bir iştir. Belki de yapılan işler içinde en zor olanlarından bir tanesidir. Düşünebiliyor musunuz; her türlü emek ve çalışma karşılıksız olarak yapılmaktadır. Bu konuda yani anneliğin ne derece kutsal ve onurlu bir iş olduğunu anlatmak için kitaplar yazılsa azdır.

Gece uykusuz kalmalardan tutun da evin hizmetçisi gibi ailenin her türlü ihtiyacını karşılayan anneler, acımasızca eleştirilmekten de kurtulamamışlardır. medyada yapılan aşağılayıcı yazı ve konuşmalar, sinema filmlerindeki iğrenç sahneler, çocuk doğurma konusundaki yalanlar, herkesin gözü önündedir. Adeta kadınları yuvalarından çıkarıp sermaye sahiplerin aracı haline getirmeye yeminli milyonlarca gafil insan; hala çalışmalarına devam etmektedirler. Bu azgın güruhla mücadele etmesi gereken devlet görevlileri ise koltuklarına gömülüp keyif çatmaktadırlar...

Hükümet ve Cumhurbaşkanı herkesi dinliyor ve sorunlarına çözüm bulmaya çalışıyor. Bir de benim gibi "kadınları kapitalist sömürünün egemenliğinden kurtarmaya çalışan" akademisyen ve yazarları dinlemelidir. Siyonistlerin, kadınlar hakkında yaptıkları propagandaları papağan gibi anlatmaktan çekinmeyen Aile Bakanı ve yardımcıları, bir de benim gibi insanların sözlerine kulak vermelidir.

Müslüman milletime de şunu söyleyeyim. Kadınları çalışma hayatına girmeye zorlamak ve eve para getirsin diye çalıştırmak kadar ayıp olamaz. Kadın isterse çalışabilir fakat bir erkeğin karısına "çocuk doğurmayı bırak, git çalış, eve para getir" demesi çok üzüntü vericidir. İslamın insana kazandırdığı şeref ve onurdan mahrum kalındığının ispatıdır, vesselam...

  • kamilkamil12 gün önce
    Dışarıda çalışan her kadın ister istemez yırtılır.Köy işlerini vs saymıyorum.Edep terbiye kalmaz.20 yıldır 1-2 tanesini gördüm edebini muhafaza edebilen.ister istemez erkeklerle şakalışır vs vs.Kadınların çalışabileceği ortam çok az.