THY - İmaj

İslam Deccalı F. Gülen

29 Aralık 2017 Cuma

Mehdi, Deccal meseleleri Kuran’da açık bir şekilde geçmemekle birlikte hadislerde yeterince izah edilmiştir. Aslında Kuran’ın derinliklerine nüfuz edebilen İslam âlimleri için bu konuda çok sayıda işaret ve delil vardır.

Günümüzün sahte âlimleri ise hadisleri neredeyse tamamen inkar etmek istediklerinden Mehdi Deccal meselelerini kabul etmemektedirler. Güya mitoloji kahramanları gibi “ezoterik” kavramı altında ret ve inkar söylemi ile kendilerini İslam dışına atmaktadırlar. Çünkü hadislere inanmayan dinden çıkar. İslam’ın Kurandan sonra en önemli kaynağı hadislerdir. 

Bu önemli ikazı yapmak gerekiyor zira özellikle ilahiyat fakültelerinde yuvalanan ve insanlarımızı zehirleyen bu sahte hocaları dinlememek hadisleri inkâr ettiklerinde suratlarına tükürmek gerekiyor. Yahu bir Rafızi hadisi inkâr etti diye her konuda rehberimiz olan Hazreti Peygamber’i (asm) dinlemeyecek miyiz? Böyle akılsızlık olur mu?

Her ne ise… Bu kısa ve önemli ikazdan sonra Deccal konusuna girebiliriz. Burada muhatabım hadis inkârcıları değil hadisleri anlamak isteyen müminlerdir. İslam âlimleri tarafından çok sözü edilen ve çok sayıda hadiste geçen Deccal kavramını izah etmeye çalışalım.

Deccal, kıyametin kopmasına yakın bir zamanda zuhur edecek dehşetli bir din yıkıcısıdır. İnanan insanları İslam’dan kopararak kendine bağlayacak ve Şeytanla işbirliği içerisinde dehşetli bir dinsizlik cereyanının başına geçecektir. Bazı insanlar bilerek bazıları ise bilmeden Deccal ve onun manevi şahsiyeti altında Cehenneme kadar giden bir yolculuğa iştirak etmektedirler. Bir hadiste “Hazreti Âdem’den kıyamete kadar Deccal’den daha büyük bir fitne zuhur etmeyecektir” rivayet edilerek bu çok önemli konuyu bir parça açmaya çalışalım…

Hayat bir imtihandır ve son nefesimizi verene kadar bu imtihandan mesulüz. Allah her asırda Müslümanların kendisine sığınması ve dua etmesi için dehşetli şahısları musallat etmekte bazen çok ağır imtihanlara maruz kalmaktayız. İşte kıyametin çok yaklaştığı bu asırda beklenen dehşetli şahıs yani İslam Deccalı, zuhur etmiştir. Hadislerde geçtiği şekli ile bu dehşetli şahsın diğer bir ismi ise Süfyan’dır.

Süfyan zuhur etmeden önce onun ileri karakolu mahiyetinde yine çok dehşetli şahıslar ortaya çıkacaktır. Nitekim Osmanlı devleti yıkıldıktan sonra hilafet kaldırılmış İslam’ın sembolleri tamamen yok edilmeye çalışılmıştır. Ezan’ın şarkı sözleri gibi okunması, Kuran harflerinin kaldırılması, tekke ve zaviyelerle birlikte camilerin kapatılması ve daha nice fenalıklar bu dönemde yapılmıştır. Kamâl, İsmet ve Fevzi üçlüsü taş taş üstünde baş baş üstünde bırakmayarak Deccal’e zemin hazırlamışlardır.

Deccal kelimesi Arapça “dicl” kökünden gelmekte ve aldatıcı anlamına gelmektedir. Yani bu dehşetli şahıs yalan söylemekte pek mahir olup insanları türlü hile ve desiselerle hatta sihir ve büyü ile aldatabilmektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaya çıkan dehşetli şahıslar gibi Müslümanları aldatmakta pek mahir ve ahlaksızdırlar.

Bu konuda Bediüzzaman, Şualar isimli kitabında 8. Şuada bir haşiyesinde şöyle der “Hem de "İnnaA'tayna"nın sırrı kısmen tahakkuk etmiş.Çünki Süfyaniyetin dört rüknünden en kuvvetlisi ve dehşetlisi bütün bütün çekildi. Kabir altında azab çekiyor. Ve en büyüğü dahi alâkası bilfiil çekilmiş. Mason komitesinin mahkûmu ve âleti olup azabıyla meşguldür. Yalnız onun gölgesi hükmediyor. İleri tecavüz etmemekle beraber kısmen geriliyor. Bâki kalan iki şahıs ise, ellerinden gelse tamire çalışacaklar”.

İşte burada geçen ifadelerden İslam Deccalının bir komite olduğu ve manevi bir şahsiyeti olduğu gibi büyükbaşları olduğunu anlayabiliyoruz. Bunlardan 4 tanesi meşhurdur ve ilk üçü hakkında hadislerden yola çıkarak kesin hüküm vermek mümkündür. Sonra zuhur edecek olan 4. Rükün yani büyükbaş için bir çok yazı kaleme alınmış çeşitli iddialar ortaya atılmıştır. Bediüzzaman ilk üçü hakkında açık ve ismen belirttiği halde Süfyaniyetin dördüncü rüknü hakkında isim vermemiş meçhul bırakmıştır. Çünkü bu ileri karakoldan tam yüz sene sonra zuhur edeceğini Kuran ve hadislerden yola çıkarak keşfetmiştir.

Bu konuda bazı hocalar, Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Diyanet Reisi Mehmet Rıfat Börekçi’yi nazara vererek Süfyaniyetin dördüncü rüknü olabileceğini söylemiştir. Bunun dışında Celal Bayar içinde benzer değerlendirmeler yapılmıştır. Fakat bu şahıslar Bediüzzaman’ın yaşadığı aynı dönemde bulunmuşlardır. Diğer üçü gibi isimleri açıkça zikredilmemiştir. Demek ki aynı zamanda yaşamayacaklardır.

Öldüğü 1941 yılına kadar Diyanet reisliği görevinde bulunan Börekçi, tek parti rejiminin dine karşı uyguladığı baskının bir aracı olmuş ve yapılan tahribatta mühim bir mevki edinmiştir. Dördüncü rüknün ulemadan olması konusunda Deccal’ın özelliğine sahip olsa da (diğer üç şahıs asker kökenlidir) ülkemize ve dinimize yapılan tahribat konusunda F. Gülen ile karşılaştırılınca Börekçinin o zata göre çok masum kaldığı anlaşılmaktadır. Zira aşağıda geçen Risale-i Nur metinleri incelendiği takdirde hocalarımızın bu konuda yanılmış olacağını düşünülmektedir. Elbette her şeyin en doğrusunu Allah bilir. Burada sorulan sorular üzerine bu metinlerden sadece bir kaç tanesi arz edilmiştir.

  1. Sırrı İnnaataynada geçen şu husus çok manidardır: "Evet o işi yapan ise küçük Deccallerdır ki, Büyük Deccal’ın ileri karakoludur. Hem o zamanın en fenası, ulemanın fenasıdır. Yani dalaletin en fenası, ulema-is sû’ namı altındaki bir kısım bedbaht kisve-i ulemada, dinini dünyaya satmış adamlardan gelir." Demek ki İleri karakol olarak ifade edilen Süfyaniyetin 4. Rüknü ulemadan olacak...
  2. Mektubatta geçen 6 Desiseyi Şeytaniyeden mühim bir kısım (Çünki iki paragrafta üst üste “en tehlikelisi odur ki” şeklinde dikkat çekilmiştir): "Bir şey daha kaldı, en tehlikesi odur ki: İçinizde ve ahbabınızda, bu fakir kardeşinize karşı bir kıskançlık damarı bulunmak, en tehlikelidir. Sizlerde mühim ehl-i ilim de var. Ehl-i ilmin bir kısmında, bir enaniyet-i ilmiye bulunur. Kendi mütevazi de olsa, o cihette enaniyetlidir. Çabuk enaniyetini bırakmaz. Kalbi, aklı ne kadar yapışsa da; nefsi, o ilmî enaniyeti cihetinde imtiyaz ister, kendini satmak ister, hattâ yazılan risalelere karşı muaraza ister. Kalbi risaleleri sevdiği ve aklı istihsan ettiği ve yüksek bulduğu halde; nefsi ise, enaniyet-i ilmiyeden gelen kıskançlık cihetinde zımnî bir adavet besler gibi, Sözler'in kıymetlerinin tenzilini arzu eder tâ ki kendi mahsulât-ı fikriyesi onlara yetişsin, onlar gibi satılsın" Evet aşikar bir şekilde görünüyor ki Bediüzzaman'a "pir-i mugan" yani yaşlı meyhaneci, saki anlamına gelen bir ifadeyi kullanan F. Gülen'dir. Nurların sahteleştirilmesi (Sadeleştirilmiş Külliyat) konusunda gösterilen çaba, Nur risalelerinin gözden düşürülmesi ile açıklanmaktadır. Bahsi geçen metinde geçen "en tehlikelisi" ifadesi 3 defa tekrar edilmesi önemlidir. Risale-i Nur'da mübalağaya rastlanmamıştır. Fakat 3 defa en tehlikeli olarak ifade edilen hususun kıskançlık olduğu ve bunun çok tehlikeli sonuçlar doğuracağı açık ve sarih bir şekilde ifade edilmiştir. F. Gülen maalesef bu kıskançlık duygusunu yenemediği için en tehlikeli duruma yani Süfyaniyetin Dördüncü Rüknü olma felaketine düşmüştür.
  3. Yine sırrı innaatayna da geçen "Öyleler alim değil (onlar yük taşiyan eşekler gibidirler) altında dahil oluyor. “İnneşaniekehüvelebter”ile 1118 olmakla bu Deccallerden 100 sene sonra diğer Deccal’e işaret vardır." Yani 3 deccallerin (Kamal, İnönü, Çakmak) zuhuru miladi 1920 dir. Öyle ise 100 sene sonra deccalin zuhur tarihi miladi 2020 olur.) "Nasılki ki bu geçmiş yüzün iki başında mason komitesinin ve onun bir mukaddimesi olan Yeniçeri içerisine giren fesad komitesi, o yüzün iki başındadır. Allahua’lem bu gelecek yüzün dahi bu başında bu küçük Deccaller komitesi, öteki başında Büyük Deccal’in komitesi bulunduğuna “inneşaniekehüvelebter” işaret ediyor. Bunun kuvvetli delillerini daha bulamadım. Bu işaretle şimdilik iktifa ediyorum" Bu kısım konuya hakim olanlar açısından çok kuvvetli bir delildir daha fazla izaha da gerek bırakmamaktadır.
  4. Allahua’lem bu gelecek yüzün dahi bu başında bu Deccaller komitesi, öteki başında Deccal’in bir başka komitesi bulunduğuna ve bu kişinin bir özelliğin de bulunduğu “inneşaniekehüvelebter” dikkat çekilmektedir. Yani o dehşetli şahsın çocuksuz olacağına işaret vardır.
  5. Beşinci Şua’da izah edildiği gibi Deccal’in Horasan taraflarında zuhur edeceği ve o tarihlerde Türkler yoğun bir şekilde Horasan civarında olduğu için bu kavim içinde bulunacağına dair rivayetler vardır. Bununla birlikte ilginç bir noktada şudur ki Erzurum’un Hasankale eski ismi ile Pasinler ilçesi Horasan ilçesine yakın hatta komşu bir yerdir. Horasan civarında zikredilmesi bu noktaya da işaret etmektedir.
  6. Zekâtın ruhunu tahrip etmiş ve mü'minlerin hayır-hasenat hislerinin üzerine çöküp sömürerek kendisine ekonomik rant oluşturmuştur. Para ve hediye kabul etme konusunda Bediüzzaman hediye almamış, yaptığı hizmeti mali karşılığa tahvil etmemiştir. Ticaret yapmak isteyen talebelerine de şahısları adına ticaret yapmayı tavsiye etmiştir. Gülen ise bankasından okullar ve dershanelerine kadar büyük bir sermaye grubu oluşturmuştur.
  7. Başörtüsünü tahfif ve tahrif eden ve mü'minelerin başlarını açmalarını teşvik etmiş, başörtüsü takmak için mücadele veren kızları aşağılamıştır.
  8. Ezan-ı tahfif ve tahrif ederek, Risalet-i Muhammediyyeyi niza olarak görerek ezan-ı Muhammedî'den kaldırmıştır.
  9. Ehl-i kitap kavramını tahfif ve tahrif ederek, din-i hak kavramını bozmuş, Müslümanların İsevîlikle ittifak etme imkânlarını tahrip etmiştir.
  10. Yalanı meşrûlaştırmış ve meslek haline getirmiştir.
  11. Zinayı, içkiyi ve Müslümanlığın yasakladığı her şeyi bazı makamlarda tutunmak maksat ve amacıyla mubah görmüş ve teşvik etmiştir.
  12. İnsanların gizli durumlarını araştırarak, mahremiyetlerini videolara kaydettiren ve bunları şantaj malzemesi olarak kullanmıştır.
  13. Alavere ve dalavere ile her türlü ahlâksız metodu kullanmış siyasî iktidara gayrimeşru yollardan ortak olmaya çalışmıştır.
  14. Müslümanlar arasına tefrika, niza ve fitne sokmuş, bu menfilikleri sürekli olarak yenilemiştir.
  15. Kur'ân'ın bu asırda bir kal'ası hükmünde olan Risale-i Nur'ları menhus amaçları önünde bir engel görerek tahrip ve tahrif etmeye yeltenmiş, sadeleştirme adı altında Risale-i Nur'un Kur'ân'ın malı olan mânâlarına hücum etmiştir.
  16. Kendisini "ulu'l-azm" olarak ve günahsız gibi ihsas etmiş yalancılıkta dünyada görülmemiş bir tarz ile ortaya çıkmıştır.
  17. M.Kamâl'i hararetle savunmuş ve onun şahs-ı manevîsinde temsil ettiği Süfyanizmi örtbas etmeye çabalamış, Kamalizmi yeniden ihya etmeye çalışmıştır.
  18. Bediüzzaman bir mektubunda Bekir Ağabey'e şunları söyler: "Maatteessüf bil mecburiyyetinahusa ve malayani sayılacak bir bahis söyliyeceğim. Fakat bu bahsim, hakiki hamiyetpirûz Türkçe bilenlere karşı değil, belki frengilerin hesabına sahtekarlik edip kendine perde edib bana karşi olan mütecavizleredir. Şöyle ki: Mülhıd münafıkların en son ve alçakça ve vicdansızca aleyhimizde istimal ettikleri silahı sordum ki, dediler: Said, Kürttür!. Bir kürdün arkasından bu kadar koşmak hamiyet-i milliyeye yakışmaz! Ben bu münafıkların vicdansızca size desiselerine karşı değil, belki, bazı safdillerin temiz kalpleri bunların sözleri ile bulanmamak için diyorum ki: Evet ben başka memlekette dünyaya gelmişim. Fakat Cenab-ı Hak, beni bu memleketin evladına hizmetkâr etmiş ki, 9 sene mütemadiyen bu memleketteki milletin (ondan) dokuz kısmının saadetine kendi dilleriyle (Türkçe ) hizmet ettiğim bu havalideki insanlara malumdur." İlginçtir ki yıllar önce yazdırmış olduğu bir kitabında geçtiği üzere F. Gülen'e sorulduğunda “niçin hayatta iken Bediüzzaman'la görüşmedin?” sorusuna verdiği cevabında der ki “Said, Kürttür...”
  19. Bu ve bunun gibi birçok gayrimeşru amelleri irtikap etmiş, esasat-ı İslamiyeyi umursamazcasına tahrip eden Fetullah Gülen, Yedinci Mes'ele'de de şerhedildiği gibi: Rivayette var ki, "Süfyan büyük bir âlim olacak, ilimle dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar." Ve'l-ilmuindallah, bunun bir tevili şudur ki: Başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile ve aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıta-i saltanat olmadığı halde, zekâvetiyle ve fenniyle ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri kendine taraftar eder ve din derslerinden tecerrüt eden maarifi rehber edip tâmimine şiddetle çalışır, demektir. Burada çok açık bir şekilde Süfyan'ın 4. Rüknünden bahsedilmektedir.

Bütün bu alametler ve karineler onun Süfyan'ındördüncü ve son rüknü olduğunu pek açık bir şekilde göstermektedir. Eğer öyle ise, onun menhus ve gayrimeşru örgütü ile yandaş olmak, o örgütün propagandalarını yaymaya çalışmak, bu gayrimeşru örgütün siyasî hırslarına alet olmak, kişiyi ne kötü bir duruma sokacağı aşikardır. 

Daha çok fazla neden de ileri sürülebilir. Bunlar F. Gülen’in mahiyetinin anlaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Lakin şimdilik 20 tanesi yeterlidir. Yoksa daha yüzlerce delil vardır. Bütün bu hususları dile getirmenin en önemli gayelerinden bir tanesi  Paralel yapı içerisinde bulunan insanları bu dehşetli fitneden kurtarmak içindir. 15 Temmuz 2016 darbesi sayesinde Gülen’in ne kadar fena ve dehşetli bir insan olduğu anlaşılmışolsada bir kısım kişiler hala bu dehşetli şahsın arkasından gitmektedir. İnsanları nasıl etkilediği ayrı bir bahis mevzu olup büyü ve sihir gibi İslam’ın reddettiği yollara başvurduğu aşikardır. Bahse konu bu maddeler uzun uzadıya incelenip analiz edilebilir. Bunlardan birkaç tanesi zayıf ve eksik bulunsa dahi tamamı ele alındığında güçlü bir delil teşkil etmektedir, vesselam…

YORUM YAZ