THY- Euroleague

Biz Esir Olmadık ki Neden Kurtuluş Savaşı Olsun

24 Kasım 2017 Cuma

Çünkü bize bir kurtarıcı gerekiyordu. Aksi takdirde ensemizde boza pişirip İslam dinine aykırı yüzlerce dayatma ve zorbalığı yapamazlardı ki! Yunan zaferini allayıp pullayıp sahte kahramanlar ürettik.

Sonra bu kahramanlar Türk tarihinde eşi benzeri görülmemiş icraatlar yaparak geçmişimizle olan irtibatımızı koparmaya çalıştılar. Şanlı ecdadımızı bize unutturarak diğer toplumlara yaptıkları gibi kendilerine esir etmeye çalıştılar. Fakat bu sefer kullandıkları yöntem savaş değil kendilerine itaat eden yöneticileri tepemize koymaktı.

Ezber bozmaya devam edelim. Çünkü derin masallarla uyutulmuş ve safsatalarla beyni yıkanmış bir toplumumuz var. Elbette bir gün uyanacağız. Bir gün gelecek “Yahu amma da safmışız meğer” diyecek, bize inandırılan yalanların ne derece budalaca olduğunu milletimiz görecek. Lakin o gün gelince ben yaşar mıyım bilinmez. Çünkü Hükümet yetkililerinin 10 Kasım günü yaptığı konuşmaları dinleyince “Bu iş daha çook uzar” diye düşünüyorum.

Konumuza gelelim. “Kurtuluş, İstiklal Savaşı” kelimeleri klişe olmuş ve utanmadan bu isimlendirmeyi yapıyoruz. Yahu kimden kurtulduk? Şu küçücük Yunanistan’ı yendik diye bu kadar büyütmenin âlemi var mı?

95 yıldır Yunanlılar karşısında bir zafer kazandık diye yeri göğü inletiyoruz. Bu durum biraz tuhaf değil mi? İngilizlerin dolduruşuna gelmiş ahmak Palikarya’yı yendik diye bu kadar sevindirik olunur mu?

Haçlı ordularını Anadolu toprağına gömen Kılıç Arslanlar benim kahraman ecdadım değil miydi?  Kosova’da, Varna’da, Niğbolu’da ve Mohaç’ta sayıca kendinden büyük birleşik Haçlı ordularını dize getirmedik mi? Türk Milletinin zavallı Yunanlıları yendi diye bu kadar alayiş nümayiş yapması, insanların tuhafına gitmiyor nedense…

Şimdi birkaç aklı evvel çıkıp diyebilir ki “Biz sadece Yunanlıları yenmedik, İtalyanları, Fransız ve İngilizleri de yendik. Bu büyük bir zaferdir”. O takdirde bazı tarihi gerçekleri anlatmak zarureti doğmuş demektir. Öncelikle şu gerçeği iyi bilelim.

1918 Mondros mütarekesinden sonra İtalyan ve İngilizlerle aramızda silahlı bir çatışma olmamıştır. Fransızlarla Urfa ve Maraş gibi yerlerde çatışmalar olmuş ise de Fransa devleti ile savaşa asla girmedik. Zaten 1920 yılında Ankara Anlaşması yapılarak gerginlik durumu dahi ortadan kaldırılmıştır.

Yunan Zaferi ile ilgili olarak bilmediğimiz en büyük gerçek ise Ethem Bey’in milis alayları ile Palikarya’yı perişan etmesidir. Fakat makam ve mevkilerinin elden gittiğini gören bazı askerler ordu içinde iç karışıklık çıkararak Yunanlıların kısa bir süre başarılı olmasını sağladılar. Eskişehir ve Kütahya savaşlarını işte bu komutanların siyasi menfaat ve hırsları yüzünden kaybettik. Tıpkı Balkan Savaşlarında olduğu gibi…

Sonuç değişmedi tabii ki. Yunanlılar Ankara önlerine kadar geldiler. Elbette birkaç maceracı Yunan’ı Anadolu’da toprağa gömecektik ve gömdük. Fakat bundan kazanç sağlamak yerine Lozan’da vatan topraklarımızın çoğunu kaybettik. Bu uğurda Mecliste sert tartışmalar yapılıyordu. Sonunda M. Kamâl, kürsüye çıkıp “İhtimaldir ki bazı kelleler kesilecektir” demesi ile birlikte, İngilizlerin çok telaş ettiği halifelik de kaldırıldı, misak-ı milli sınırları içindeki vatan toprakları da düşmanlarımıza peşkeş çekildi.

Batılı güçler nasılsa kendi anlayışına uygun hareket eden yöneticileri bulmuşlardı. Genellikle Sabetaycı olan bu askerler kendinden olmayanları yavaş yavaş ordudan ve devletten tasfiye ettiler. Bunun için sıkıyönetim  (İstiklal) mahkemelerini kullanarak muhalefet eden herkesi sindirmeye çalıştılar. Memleket üzerinde taş taş üstüne koyulmaz iken buna mukabil baş baş üstünde kalmadı.

Çok acıdır ki Batılıların giydiği şapkaya muhalefet etti diye şehir meydanlarında asılan insanların sayısı yüzlercedir. İbret olsun diye Erzurum’da olduğu gibi şapkaya karşı çıktı diye ismi Şöhret olan bir kadını dahi asmışlardı.

Erzurumlu Şöhret Ana’nın itibarını vermek şöyle dursun daha nice utanç verici eylemi yaptılar. Üstelik bunları “Anayasanın değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddeleri haline getirdiler. Yetmedi en zor işi yani Ayasofya’yı kapatıp puthaneye bile çevirebildiler. Ezanı değiştirip şarkı sözlerini minarelerden okuttular. Bunu birisi daha önce söyleseydi, akıl hastası deyip geçilirdi, lakin bütün icraatlar sırası ile övüle övüle gerçekleştirildi. Yazıklar olsun ki bu övgü bıkmadan usanmadan devam ediyor…

Bütün bunları yaparken kendilerine riyakârlık edenleri de nasılsa bir yerlerden toplayıp ortaya çıkardılar. Halende bu hal devam ediyor. Faşist maddeler yürürlüktedir. Kimseyi de rahatsız etmiyor. Benim gibi bir iki cılız sesi ise dinleyen yok.

Tapınma derecesinde sahte kahramanlara ve heykellerine serfüru edilip yüceltilmeye devam ediliyor. Ne kadar üzüntü verici olsa da dindar kimliği ile bilinen ve harika bir şekilde Kuran okuyan Cumhurbaşkanı Erdoğan’da bu sürü halindeki beyni yıkanmış insanların safına iltihak edebiliyor. İşin en çok can yakıcı taraflarından birisi budur, vesselam…

YORUM YAZ