Yavrularımıza nasıl biryuva ortamı sunuyoruz?

27 Ekim 2017 Cuma

Bugün çocuklarımızın geleceklerini  her şeyi ile ilgilendiren  günlük yaşantılarında onlara nasıl bir yaşam ortamı sunuyoruz. Onlar geleceğe doğru nasıl bir aile ortamında yürüyorlar ve nereye doğru  yöneliyorlar, sorularına cevap bulmaya çalışalım.

Genelde ev ortamı denilince akıllara ilk gelen konutların fiziki şartları, ısınma durumları, kullanılan araç ve gereçlerin yeni ve modernliği gibi maddî hususlar oluyor. Tabi ki bizim kastettiğimiz elbette bu değil. Evlerimizin yapı şartları ve özellikleri yönünden çağdaş standartlara ne kadar uyup uymadığı ise elbette hiç mi hiç değil. Burada sorgulanan; aile ortamımızın Kur’an’ın öngördüğü kriterlere uygun olup olmadığı hususudur. Bakınız Yüce Rabbimiz mü’min kullarının hayatlarını sürdürdükleri konutlarından bahisle şöyle buyurdu:

“Allah’ın yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin verdiği öyle evler vardır ki orada sabah akşam Allah’ı tesbih eden kimseler vardır. Bunları, ticaret de alışveriş de Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.” (1)

Görüyoruz ki bu ilâhî mesaj; “..içlerinde sabah akşam Allah’ın anıldığı evler ve bu evlerde Allah’ı anan, namaz kılan, zekat veren kimselerden bahsediyor... Ve en önemlisi bu ayetlerde ticaretin ve alışverişin bu zikre, bu tesbihe, namaza ve zekata engel olamaması üzerinde duruluyor. Oysa günümüzde ticaret ve alışveriş maalesef farz ibadetler için bile birer engelleyici olabiliyor. İş hayatı merkeze alınıyor ve her şey ona göre şekilleniyor. Babaların eşlere ve çocuklara yönelik sorumlulukları hep iş yüzünden ya askıya alınıyor ya da sürekli erteleniyor.” (2)

Halbuki aslında mü’min olmak; hayatın eksenine Allah’ı ve O’nun rızasını koyan bir tercihin adıdır.

Mü’min olmak; Allah’a kul olmayı ana hedef ve asli görev bilen bir bilinç değişiminin ifadesidir.

Mü’min olmak; her zaman, her yerde ve her hususta hakimiyetin yani insan hayatının modelini belirleyen ilke, ölçü ve sınırları koyma hak ve yetkisinin sadece ve sadece Yüce Allah’a ait olduğunun  “La ilahe illallah” diyerek itiraf ve ilanıdır.  

Mü’min olmak; hayatın ilâhî emir ve yasaklar doğrultusunda şekillendirilerek Kur’an iklimine dönüştürülmesinin zorunluluğunu kabullenmektir. 

Mü’min olmak; konutların ve gönüllerin kapılarını, pencerelerini küfür ve isyan fırtınalarına kapatmayı yaşantının olmazsa olmaz önlemi bilmektir.

Mü’min olmak; “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. …” (3) ilâhî ikazına ve

“Ailene namazı emret, kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz. Aksine biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç takva iledir.” (4)fermanına kayıtsız şartsız uymaktır.. 

Mü’min olmak; Kur’an’daki “...Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini ziyana sokanlardır. Bilesiniz ki bu apaçık hüsrandır.” (5) ilâhî îkazı karşısında titreyebilmek ve gerekeni yapabilmektir. 

Hal böyleyken bugünün dünyasında maalesef “Çoğu zaman eşler ve çocuklar babalardan mahrum bir hayatı yaşamak zorunda kalmaktadır. Özellikle çocuklar sabah erkenden işe giden, akşam geç saatlerde dönebilen, döndüğünde de artık hem zihnen hem bedenen tükenmiş babalardan gerçek bir baba olarak istifade edememektedir. Babaların çocuklar üzerindeki ‘model insan’ olma özelliği her geçen gün azalmaktadır. Çocukların belki de sadece babalardan görerek ve birlikte yaşayarak öğrenebilecekleri erkekliğe ve adamlığa dair özelliklerin aktarılması sağlanamamaktadır. Özellikle günümüzde babaların bizzat üstlenmesi gereken sorumluluklar başkalarına ihale edilmekte, babaların yerine ikame edilmek istenen kişi ve kurumlar ise bu görevleri yerine getirememektedir… 

Babaların sorumlulukları içinde evinin ve ailesinin dünyevi ihtiyaçlarını karşılamak da vardır. Ama insanın ihtiyacı sadece bunlarla sınırlı değildir. Hatta iman gibi, ibadet ve ahlak eğitimi gibi ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılamak; nesillerinin terbiye ve te’diplerini olması gerektiği şekilde üstlenmek babaların daha çok dikkat etmeleri gereken mesuliyet alanıdır. Çünkü bunlar ebedi olan ahiret hayatımızla ilgilidir. Asıl kazanç ahiretimizi kurtarmak, asıl hüsran da (Allah muhafaza) ahiret hayatında karşılaşılacak olan ebedi hüsrandır. 

Akıllı kişi, kazancını iyi hesap edebilmek muhasebesini yaparken sadece dünyevi kazancı değil, uhrevi kurtuluşu da göz önünde bulundurmak durumundadır. Bir de yalnız kendi saadetini düşünmemeli, mesuliyeti altında olan ailesini de ebedi hüsrandan kurtarabilmenin gereklerini yerine getirmelidir.” (6)

Sözlerimizi  Rasulullah (s.a.v.) Efendimizin şu îkazını hatırlayarak noktalayalım:

“Her biriniz bir yöneticisiniz ve her biriniz yönetiminizdekilerden sorumlusunuz: Devlet adamı bir yöneticidir ve halkından sorumludur; erkek, ailesinin yöneticisidir ve onları gözetmekten sorumludur; kadın, kocasının evinin muhafızıdır ve bundan sorumludur; hizmetçi efendisinin malının bekçisidir ve bundan sorumludur. Her biriniz bir yöneticisiniz ve yönetiminizdekilerden sorumlusunuz.” (7)

1- (Nur 24/36-37). 

2- Veli Karataş,

3- Tahrim 66/6

4- Taha 20/132.

5- Zümer 39/15

6- Veli Karataş

7-Buhari ve Müslim

 

  • DURMAK YOK YOLA DEVAMDURMAK YOK YOLA DEVAM26 gün önce
    Allah razı olsun hocam. Allah rızası için yaşamak zorunda olduğumuzu aklımızdan çıkarmadığımız müddetçe dosdoğru yoldan ayrılmayız. Ama dosdoğru yol üzerinde öyle çok şeytani tilkiler çakallar kurtlarvar ki aldanmamak elde değil. Dinini tam bilmeyen vatandaş Müslümanım diyen ağzı laf yapan, giyinişiyle edepli olduğunu düşündüğü başörtülü ve sakallı herkesi samimi Müslüman zannediyor. İyilikten maraz doğmasına yol açılıyor. Dinin değil insanların yanlış yaptığını düşünmeyip din de hata var yanılgısına düşülüyor.Gerçekten Müslümanlar geçimlerini sağlamak için din tüccarlığı yapıyorsa (yarası olanlar gocunsun, istisnalar kaideyi bozmaz) nasıl düzeleceğiz? Kim kime nasıl güvenecek? Helal haramlara nasıl dikkat edilecek? Sevgili Peygamberimiz (sav) buyuruyor: “İŞÇİYE ÜCRETİNİ, ALNININ TERİ KURUMADAN VERİNİZ”. (İbn Mâce, Ruhûn, 4). Biz öldürecek şekilde çalıştırdığımız gibi alınteri kuruduktan sonra hemde eksik vermeyi beceriyoruz. Ağzımızdan da ALLAH RAZI OLSUN hemde hiç düşmez. Pazarcımızda malını güzel gösterip aralara gösterdiğinin dışındakileri kakalama hünerini gösterir. Yani her alanda maalesef hile dolan ile yaşamak kanımıza işlemiş. İstisnalara sözüm yok. Onlardan Allah razı olsun. Hocam gerçekten işimiz zor. Müslümanlığımızın neresinden tutarsak tutalım dökülüyoruz. Bir an önce berraklık sağlayıp dosdoğru yaşamaya geçmek zorundayız. Yoksa yamalı bohça misali yaşarken dini kendimize uydurarak kendimizi bozmaya aldatmaya kandırmaya devam eder durur, nerede hata yaptık ayakları yaparız. Gerçekten Allah korkusunu içimizde hissedersek düzelme sağlanır. Yaptırımı olan din şuramız ile itilaflar kalkar, içtihatler zenginlik olur, kaynaşma birlik ve beraberlik sağlanır. Arapçanın okullarda ingilizce gibi zorunlu okutulması okuduğumuz sürelerin anlamlarını bilmemize yardımcı olur ki daha huzurlu bir inanışı sağlayabiliriz. Yabancı diller yıllarca okutuldu da ne oldu. Sömürüldük durdurduk. Yabancı dil olarak tüm okullarımızda arapçayı öğrenmiş olsaydık, kitabımızı daha iyi anlar ve yanlışa girmekten daha çok korkar, haram helallere daha çok hassasiyet gösterirdik. Dosdoğru eğitim en kestirim yoldur.Eğitim ailede başlar ama aileler yetersiz ise kaynak okuldur. Aileler iyi bir eğitimle okul ile düzeltilebilir. Okullarda ana okulundan itibaren dinimiz dosdoğru verilebilrse din tüccarları azalır. Huzur İslamın yaşanmasındadır. Dosdoğru yaşayanlardan Allah razı olsun. Allah Müslümanlar hidayetinden ayırmasın. Allah yar ve yardımcımız olsun. Cumamız mübarek olsun.