Tepeden yuvarlananbir avuç kar olabilmek!

03 Kasım 2017 Cuma

Yüce Rabbimiz’in “Müminler, müminleri bırakıp kafirleri dost edinmesinler” ayet-i celilesi (Al-i İmran, 28) bizlere net ve kesin bir hükmü sunmaktadır.

Ümmet olarak bu ve diğer benzer ilahi ikazlara rağmen bize düşen birliği ve diriliği niye gerçekleştiremiyor ve gayr-i müslim devletlerin adeta uydusu olmaktan bir türlü kurtulamıyoruz, sorusu sık sık gündeme getirdiğimiz bir konu.

İşte bunun nedenlerini ve aynı zamanda çözümü için atılabilecek ilk adımları içeren bir yazıyı birlikte izleyelim:

İslâm dünyasında yaşayan düşünür ve siyasetçilerin bir kısmı ile merhum Erbakan’ın sıkça dile getirdikleri bir hedef vardı: İslam NATO’su, İslam Ortak Pazarı, İslam Dinarı (altın parası). Avrupa ülkeleri bu hedefleri kendi aralarında gerçekleştirdiler, başka dinden ve medeniyetten olanları da aralarına almamak için direniyorlar. Papalar ikide birde Avrupa Birliği’nin bir “Hristiyan Birliği” olduğunu açıkladılar. İslâm ülkeleri kendi aralarında bu hedefleri niçin gerçekleştirmesinler!? 

İslâm dünyası için hayati önemi olan bu hedeflerin önünde iki engel var: 

Dış engel: İslam dünyasının nimetlerini sahiplerine bırakmak istemeyen iri devletler her türlü Makyavelist yöntemleri kullanarak engel olmaya çalışıyorlar. İslâm ülkelerinde zorunlu olan bu ıslahatı yapma niyet ve kabiliyetinde olan kişileri ve kurumları ya ortadan kaldırıyor veya ellerini kollarını bağlıyorlar. Avrupa, Rusya, ABD ve Çin, İslâm ülkelerinde sahih İslâm’ı temsil edenlerin iktidara gelmesini asla istemiyorlar; bunun yerine Marksist Kürtleri (PKK/PYD), Nusayrî Esed’i, laik demokratları tercih ediyorlar. Suriye’de işlenen insanlık suçuna göz yummaları hatta onu desteklemelerinin de asıl sebebi Batı’nın bu tercihidir. 

İç engel: İslam ülkeleri, tamamı için hayırlı olan dayanışma ve bir şekilde birleşmeyi, bunun için ve buna göre detay olan ihtilafları, parçalara ait çıkarları bir yana bırakmayı öncelemek yerine pire için yorgan yakarcasına büyük davayı, küçük hesaplara feda ediyorlar. 

Suudîler Vehhabiliği, İran Şiiliği yayma ve hakim kılma davalarından ve İhvan’a karşı tutumlarından vazgeçmelidirler. İhvan’ı terörist, kökten dinci, siyasal İslâmcı... olarak damgalayanlar yabancılardır; aynı hurafeyi tekrarlayan bazı İslâm ülkesi siyasetçileri ve din adamları da birliğimizin düşmanlarına destek vermiş oluyorlar. Diğer bazı ülkeler de küçük hesapları bir kenara bırakmalıdırlar. 

Mahallemize bir tehdit ve tehlike söz konusu olduğunda komşular arasındaki ihtilaflar mutlaka bir yana bırakılmalı ve her bir haneye zarar verecek olan tehlikeye karşı birleşilmelidir. 

Bu hayırlı işe başlarken bazı ülkeler ipe un serer, bozucu davranışlarda bulunurlarsa onlarla köprüleri yıkmadan, katılma kapısını daima açık tutarak diğer ülkeler yollarına devam etmelidirler. Unutmayalım ki, başarının ve gücün büyük cazibesi vardır, eğer başarılırsa geride kalanlar da bu cazibeye kapılacaklardır. 

Görünürde ve slogan olarak insan hakları, demokrasi, adalet adına hareket eden, gerçekte ise zulmü, sömürüyü, ulusal -veya belli uluslar birliğine ait- çıkarı hedefleyen güç temerküzleri karşısında Müslümanların tek sığınakları, kendilerine (Müslüman gruplar birliğine) ait güç birliği olabilecektir. Bosna, Çeçenistan, Keşmir, Kıbrıs, Filistin gibi onlarca tecrübe “Ümidin kes zaferden gayrından (başkasından) imdat lazımsa” mısra’ını teyit etmiştir. Müslümanlar için tek çıkar yol ve kurtuluş ümidi, içte ve dışta birlik iken neden yıllardan, hatta asırlardan beri bu amaca ulaşılamadı? Bu sorunun şüphe yok ki, uzun makalelere veya kitaplara sığacak cevabı vardır, ancak burada biz iki sebep üzerinde durmak istiyoruz: 

1. Parçalanmış ümmetin ulus devletler şeklinde oluşmuş bulunan parçalarında sürdürülen çarpık ve çok defa parçalayan güçlerin yönlendirmesinde yürütülen eğitim, Müslümanların kafalarını karıştırmış, Müslümanlar arası birlik şuurunu ve iradesini ortadan kaldırmıştır. 

2. Dünya güç dengelerini kontrol eden ve çıkarlarına uygun dengeleri korumak kendileri için ölüm-kalım meselesi olan dış güçler, bu dengeleri altüst edecek, çıkar çatışmasına yol açacak ve pastaya yeni ortaklar getirecek yeni güç temerküzlerine izin vermemektedirler. Bunun için propaganda, eğitim, ekonomi ve siyaset başta olmak üzere her vasıtayı kullanmaktadırlar. 

İslâm ülkelerinin büyük bir kısmında yöneticiler, ümmeti temsil etme vasfından ve ehliyetinden uzak, yabancıların menfaatlerine hâdim kimselerden oluştuğuna (böyleleri işbaşına getirildiğine ve orada tutulduğuna) göre İslâm birliği başka bahara mı kalmaktadır? Hayır! Her İslâm ülkesinde mevcut çok sayıda Müslümanın, birlik amacıyla oluşturacakları sivil örgütler ve bu sivil örgütler arasında kurulacak bağ, sürdürülecek işbirliği, kısa zamanda oyunları bozabilecek ve uzakları yakınlaştırabilecektir. 

Gannuşi’nin ümit ve çağrısı gibi Kazakistan’ın başkenti Astana’da İİT 1. Bilim ve Teknoloji Zirvesi’nde konuşan Nazarbayev’in şu sözleri de ümit vericidir:

“İslâm dünyasında birlik yok, bu yüzden birtakım kayıplar yaşıyoruz. Harici güçler, bizim aramızdaki birlik noksanlığından faydalanıyor. Bunu da ortadan kaldırmamız gerek… İİT kapsamında modern kalkınma meselelerini ele almak için özel bir konsey ve bilim ve inovasyon için de fon kurulması gereklidir… İİT’nin önde gelen 15 üyesi G20’ye benzer bir platform kurabilir.”

Bir yerden başlayalım, tepeden bir avuç kar yuvarlansın, giderek çığ oluşur, çığ ise bir şekilde “Birleşmiş İslam Ülkeleri”dir. (Hayreddin Karaman, Yeni Şafak, 26.01.10.2017)

Ne mutlu bu bir avuç karın tanesi olabilenlere!

 

  • DURMAK YOK YOLA DEVAMDURMAK YOK YOLA DEVAM18 gün önce
    Hayali bile güzel. Ümitsiz yaşanmaz. GERÇEKLER ACDIR, ACITIR Doğruyu söyleyen çıkta uygulayan yok. LAFLA OLMUYOR icraat olmalı ki inandırıcılık olsun, birlik beraberlik sağlansın. Durmak yok gaza devam, olmayacak duaya âmin demek gibi bir şey. Durmak yok yola devam. Cumamızmübarek olsun.