İslâm’a karşı İslâm savaşı projesi

10 Kasım 2017 Cuma

“Hep birlikte Allah’ın ipi-ne sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın” (Al-i imran 103)

“Allah’a ve Resûlüne itâat edin; birbirinizle çekişmeyin; sonra içinize korku düşer de (size heybet veren) rüzgârınız (kuvvetiniz) gider..” (Enfal,46) ikazlarına rağmen müminler arasına yeni husumetler, ayrılıklar sokan tuzak tartışmaların fitilleri ateşlendirilmektedir. Bunun dış kaynaklı bir proje olduğunu ve kimi Müslümanların da bunda taşeron ve piyon durumunda olduklarına dikkat çeken bir değerlendirmeyi birlikte izleyelim:

İki asırdır İslâm dünyası hem dışardan hem de içerden kuşatılıyor, büyük saldırılara maruz kalıyor.

Bu süreçte İngilizler kilit rol oynuyor...

İki asırdır yaşadığımız büyük ölçekli köklü sorunların gerisinde İngilizlerin belirleyici rolleri var.

Kapitalist sistemin kodlarını İngilizler belirlediler. Modern Batı uygarlığının dünya üzerinde hâkimiyet kurmasının yapı-taşlarını İngilizler döşediler.

İki asır önce art arda gerçekleştirdikleri sanayi devrimleriyle, ekonomi-politik devrimi İngilizler hayata geçirdiler. “Homo economicus” (Ekonomik İnsan) olarak adlandırılan ruhsuz, açgözlü, çıkarcı, hazcı insan tipini İngilizler icat ettiler böylelikle. 

Bu, insanın düşüşüdür: İnsanaltı bir varlığa dönüşmesi, nefsinin, arzularının, hazlarının kölesi hâline gelmesidir.

Çıkarperestliğin tek geçer akçe olması, insanın insanî duyarlıklarını ve duyargalarını yitirmesi, dünyanın sorunlarına karşı kayıtsızlaşmasıdır: Nietzsche’nin bir asır önceden haber verdiği nihilizm felâketinin köksalması, küre ölçeğinde neşvünemâ bulmasıdır.

Bu süreç, kapitalist sistemin, dünyayı, dünyanın kaynaklarını kontrol etmesini kolaylaştırıyor.

Kapitalist sistemin lordlarının insanlık, özgürlük, hak-hukuk-hakkaniyet gibi dertleri, kaygıları yoktur. 

Tam tersine, “insan hakları, özgürlükler, hukukun üstünlüğü” gibi sadece retorikten (içi boş laftan) ibaret söylemlerle küre ölçeğinde işledikleri cinayetleri, gerçekleştirdikleri işgalleri maskelemeye çalışıyor Batılılar.

Küresel sömürü düzenidir bu. 

İnsanın insanî duyarlıklarını yok eden, kitleleri tüketimin, hız, haz ve ayartının kölesi hâline getiren, hayatın çölleştirildiği, nihilizmin, orman kanunlarının zaferini ilan ettiği, güçlü olanın haklı kabul edildiği, güçsüz olanın yaşama hakkının olmadığı kaosların, belirsizliklerin, çatışmaların dünyasıdır: 

Fransız şairin bir asır öncesinden “Cehennemde bir mevsim” olarak tasvir ettiği devâsâ bir çöldür.

Batılıların bu barbarca dünya hegemonyalarının, insana, hakikate, tabiata saldırılarının önünde “takoz gibi” duran İslâm’ın dize getirilmesi stratejisi, İngilizlerin Şark Meselesi olarak geliştirdikleri iki asırlık bir projedir.

İki asırdır İngilizler, İslâm’ın nasıl dize getirilebileceği meselesi üzerinde kafa patlatıyorlar ve bu konuda da büyük mesafeler katettiler maalesef.

İngilizler, önce, ele geçirdikleri vahşî teknolojik güçle ve sahip oldukları stratejik zekâyla önce İslâm dünyasını parçaladılar.

Sonra da İslâm’ı dönüştürme, dize getirme projesini hayata geçirmeye başladılar.

Bunun için hem paralel dinler icat ediyorlar hem de İslâm dünyasını içerden birbirine dönüştürecek oryantalist İslâm yorumlarıyla bir yandan Müslümanların zihinlerini delik deşik edecek öte yandan da fitne-fesat tohumları ekerek Müslümanları birbirine düşürecek stratejileri adım adım hayata geçiriyorlar: Vehhâbîlikten Kadıyâniliğe, İslâm’ı Protestanlaştırma projesine, tam anlamıyla selefsizlik / köksüzlük demek olan neo-selefiliğe ve teröre kadar inanılmaz yöntemlere başvuruyorlar.

Sonuçta, İslâm dünyasını paramparça ettiler... 

Şimdi, İslâm’a karşı İslâm savaşı projesini bütün hızıyla hayata geçiriyor, fitne-fesat tohumları ekiyor, Müslümanları birbirine düşürme mücadelesi veriyorlar...

Müslümanların çok dikkatli, duyarlı, basiretli hareket etmeleri gereken zorlu bir süreçten geçiyoruz.

İslâm’ın ana kaynaklarının tartışmaya açıldığı, Peygamber’siz İslâm projesinin hızlandırıldığı, önüne gelenin kafasına göre din icat etmeye kalkışacağı çok tehlikeli bir süreç bu...

İslâm’ın ana kaynaklarının tartışılmaya açıldığı, Sünnet-i Seniyye’nin, hadislerin, mezheplerin ve tasavvufun oryantalist türedi tiplerce hedef tahtasına yatırıldığı bir süreç,..!” (Yusuf Kaplan, Yeni Şafak, 29 Eki 2017, Pazar)

Al-i İmran suresinin 103. Ayet-i celilesi ile ilgili şu yorum ne kadar manidardır:

Kur’an insanlar arasında düşünce ayrılıklarının bulunmasını, insanın yaratı-lış hikmetine ve özelliklerine bağlar(Hûd 11/118)  İyi niyete dayalı olması ve mâ-kul çizgide kalması halinde bu ayrılıkların insanlar arasında rekabete, dolayısıyla toplumların ilerlemesine ve kalkınmasına yardımcı olacağı da açıktır.

Ancak İslâm düşünce ayrılığının düşmanlığa dönüşmesini, insanları çekişen ve vuruşan kamp-lara ayırmasını müsamaha ile karşılamaz. 

Nitekim bu âyet-i kerîmede Müslüman-ların birliği Allah’ın bir nimeti olarak değerlendirilirken, toplumsal barışı tehdit eden -ve İslâm’dan önce örnekleri çokça görülen- çekişme hallerini her an içerisi-ne düşüp yanabilecekleri ateşten bir çukurun kenarında bulunmaya benzetmiştir. Yüce Allah, insanların böyle bir tehlike ile karşı karşıya kalmamaları için toptan Allah’ın ipine (Kur’an) sarılmalarını, onun gerlel prensiplerinin dışına çıkmamala-rını emretmektedir.

“O’nun (Allah’ın) nimeti sayesinde kardeş oldunuz” ifadesi, İslâm’ın insan-lar arasında birlik ve beraberliği sağlama konusunda ne derece kaynaştırıcı önem-li bir unsur olduğunu, hatta din kardeşliğinin, dolayısıyla inanç ve dava birliğinin soy kardeşliğinden daha kuvvetli olduğunu gösterir. Zira soy, dil ve vatan birliği-nin, aynı ırktan olan Araplar arasında meydana getiremediği barış, kardeşlik ve da-yanışmayı İslâm, bu millet arasında başardığı gibi farklı ırklar ve soylar arasında da başarmıştır. İslâm tarihi bunun örnekleriyle doludur.(Komisyon, Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, Ank. 2006, c.I, S.642)

 

  • Rk Rk 13 gün önce
    Kendiniseytandiyesöyleyenetopraginaltinagirince yiyecekceksinnaneyi kendini ne zannediyorsun