Hukuk ihlali yani yolsuzluk!

09 Şubat 2018 Cuma

M. Akif merhumun  “Hâlik’ın nâ-mütenâhî  adı var, en başı: Hak.

Ne büyük şey kul için Hakk’ın elinden tutmak!” (1) dediği gibi hak kelimesi yüce Rabbimizin isimlerindendir. Hakkı belirleyen, onun ölçülerini koyan, sınırlarını çizen ise, mukaddes kitabımız yüce Kur’an’dır.

Rabbimiz öyle buyurdu: “Biz Kur’an’ı sadece hak olarak indirdik, o da gerçeği söyleyerek geldi; seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.”(2)

Büyük müfessirlerimizden   “Taberî’ye göre Kur’an’ın hak olarak indirilmesinden maksat, onun adalet ve insafı, güzel ahlâkı, iyi ve övgüye değer davranışları emretmesi; zulüm, haksızlık, kötü huy ve çirkin davranışları yasaklamasıdır (XV,177).”(3)

Kendi hür iradeleriyle İslâm’a teslim olup, vasıfların en güzeli ve değerlisi olan müslüman unvanını kazanan müminlere düşen; yaşantılarındaki tüm ilişki ve davranışlarını hak olarak indirilen Kur’an’ın sonsuza değin gerçek ve geçerli olan buyruklarına, hükümlerine, kriterlerine ve öngörülerine göre ayarlayarak hakça yaşamalarıdır.

Bunu gerçekleştirmek yani Kur’an’ın çerçevesinde hep birlikte hakça yaşamak ise cepheleşmeyi değil, kenetlenmeyi; gaddarca davranmayı değil, tüm davranışlarda merhamet sergilemeyi; tecâvüzkâr olmayı değil, her ne pahasına olursa olsun hak ve hukuka teslimiyeti gerektirir. 

“..Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

‘Yemin ederek bir müslümanın hakkını alan kimseye, Allah cehennemi vâcip kılar, cenneti de haram eder.’

Bir adam dedi ki:

-Ya Resûlallah! Şayet o küçük ve değersiz bir şey ise?

Bunun üzerine Peygamberimiz:

‘Misvak ağacından bir dal bile olsa böyledir’ buyurdu.”(4)

“Hadiste ‘müslümanın hakkı’ diye özellikle belirtilmesi, gayr-ı müslimin hakkının helâl sayıldığı gibi bir düşünceyi akla getirebilir. Oysa gayr-ı müslimin hakkı da aynı şekilde haramdır. Müslümanın hakkını almanın hükmü ne ise, gayr-ı müslimin hakkını almanın hükmü de aynıdır. Bu hakkın az veya çok, küçük veya büyük olması da haksızlığın hükmünde bir değişiklik meydana getirmez.”(5)

Kâinatın Efendisi bir hukuk şaheseri olarak nur-şifa-rahmet olan buyruklarında çağların ufkuna şu ölümsüz gerçeği kazıdı:

“Ben sadece bir beşerim. Sizler bana yargılanmak üzere geliyorsunuz. Belki sizin biriniz, delilini getirmekte diğerinizden daha becerikli ve daha üstün anlatımlı olabilir. Ben de dinlediğime göre o kimsenin lehinde hüküm veririm. Kimin lehine kardeşinin hakkını alıp hüküm vermişsem, ona cehennemden bir parça ayırmış olurum.”(6)

Hak, sahibi yönünden 3 kısımdır:

1-Sadece Allah’a ait olan haklar (Allah hakkı- Amme hakkı),

2-Yalnız kişileri ilgilendirenler (Kul hakkı),

3-Hem Allah hem de kullarla ilgili olanlar (Müşterek hak).

1-Allah Hakkı:

a) Namaz, oruç, hac, zekât, cihad, emr-i bilmaruf nehy-i anilmünker, adak, besmele çekmek gibi ibadet ve dinin emirlerini yerine getirmek ile ilgili haklar.

b) Suçtan men etmek, hadleri (Allah’ın belirlediği zina, iftira, hırsızlık, alkollü içki ve yol kesme cezalarını) ve taziri ( çeşitli suçlarla ilgili devletin koyduğu cezaları) uygulamak ve topluma ait yerleri, malları, değerleri korumak gibi umumun menfaatini ilgilendiren haklar.

Hükmü:

*Affetmekle, barışmakla, şikayetten vazgeçmekle ceza düşmez. Mesela, malı çalınan kimsenin hırsızı affetmesiyle veya dava hakime intikal ettikten sonra hırsızla barışmasıyla hırsızlık cezası düşmez.

*Bu hak miras kalmaz. Mesela, mirasçı miras bırakanın suçundan dolayı cezalandırılamaz.

*Tedahül (birden fazla işlenen aynı suça bir tek ceza verilmesi) uygulanır. Mesela, bir çok hırsızlık yapıp ta henüz ceza almamış suçluya yalnız bir ceza verilir. Çünkü cezadan maksat onu suç işlemekten caydırmak olduğundan dolayı bir ceza yeterli görülür.

*Bu cezalar ancak devlet yetkililerince infaz edilir.

2-Kul Hakkı:

a) Sağlığın, malların, çocukların korunması; suçun, tecavüzün önlenmesi; kamu hizmetlerinden faydalanılması gibi umûmî olan haklar,

b) Kişilerin kendilerine ait varlıklar (para, servet v.s…) üzerindeki; hanımın eşi üzerindeki nafaka, ana-babanın çocukları üzerindeki yetiştirme-büyütme-velâyet gibi hususî haklar.

Hükmü:

*Sahibinin rızasıyla ceza düşebilir.

*Miras olarak kalır.

*Her suç için ayrı ceza gerekir.

*Bu hakkı hak sahibi veya velisi alır.

3- Müşterek Hak:

a) Allah ve kul hakkının birlikte bulunup hükmün Allah hakkına göre verildiği; boşanan kadının iddet beklemesi, zina iftirası atanın, iftiraya uğrayanca affedilse bile cezadan kurtulamaması gibi.

b)Yine hem Allah hem de kul hakkının söz konusu olup hükmün kul hakkına göre değerlendirildiği; öldürülen kimsenin velîsinin, kâtili affetmesi veya bir mal karşılığında barışmalarıyla kısas cezasının uygulanmaması gibi haklar.” (7)

Sözlerimizi, hakkın ne derece kutsal olduğunu ve sorumluluk ifade ettiğini gözler önüne seren Peygamberimizin şu  ikazlarıyla noktalayalım:

“Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyamet günü gelmeden önce o kimseyle helalleşsin. Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm miktarınca sevaplarından alınır, (hak sahibine verilir.) Şâyet iyilikleri yoksa, kendisine zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine yükletilir.”(8)  

------------------------------

1- M.Akif Ersoy, Safahat, İst. 1998, s.340.

2- 17/İsrâ Sûresi, Âyet:105.

3- Prof. Dr. Hayreddin Karaman ve Diğerleri, Kur’an Yolu Türkçe Meâl  ve Tefsir, DİBY, c.3, s.455.

4- Prof. Dr. M.Yaşar Kandemir ve Diğerleri, Riyâzü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Erkam Yay., c.2, s.158-159.

5- Ae.

6-A.e., c.2, s.170.

7-  Bk. Prof. Dr. Vehbe Zuhaylî, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, Risale, 1991, c.5, s.15-18

8-Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir ve Diğerleri, Riyâzü’s- Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Erkam Yayınları, c. 2, s.150

 

YORUM YAZ

  • mhmtmhmt11 gün önce
    Allah razı olsun hocam. Nereden nereye gelmişiz. Nereye gidiyoruz. Kavimlerin helak edilme nedenleri hortladı ve artarakta devam ediyor. Bilgi çok, uygulama yok. Sanki kitap yüklü merkep gibiyiz. Durumumuzu şu menkibe çok güzel anlatıyor. Bursa'da Osmanlı zamanında geçen bir menkıbe! BU ÇEŞMEDEN MÜSLÜMANA SU İÇMEK HARAM! Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:“Her kula helâl, Müslüman’a haram!..” Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye… … Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dini İslâm, ahalisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla!... Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama. Adam: - “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin ispat ister, delil şarttır…”dedikçe kadı kızmış: - “Ne delili, ne ispatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzurunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş. Demiş ama, bir yandan da merak edermiş: - “Nedir gerekçen?..” diye sormuş. Adam: - “Bir tek Sultan’a derim…” diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş… Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış: - “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, Müslüman’a haram yazarsın?..” Adam, başı önünde konuşur: - “Delilim vardır, lâkin ispat ister.” - “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..” - “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultânım…” - “Eeee?!..”- “Sultânım, herhangi bir havradan (sinagog) rasgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…” Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Mûsevîler, “ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masumdur, gerekirse kefalet ödeyelim…” Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam: - “Sultanım, artık bırakmak zamanıdır” demiş. Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler - “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım” demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar ayininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar… din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine… Sultan: - “Bitti mi?..” demiş adama. - “Sultânım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş. - “Şimdi nedir isteğin?..” - “Efendim, pâyitahtımız Bursa’nın en sevilen, âlimini alınız minberinden…” Adamın dediğini yapmışlar, Ulucâmi imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler…Ve  bir ALLAH’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış… Geçmiş bir hafta, “Nerde imam” diye gelen-giden yok!.. Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta tutuklanan koca âlim için: - “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…” - “Kim bilir ne suç etti de tevkif edildi!..” - “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…” - “Sorma, sorma…” Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:- “Eee, ne olacak şimdi?.. Adam: - “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.” “Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş: - “Ey büyük Sultânım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?..” Sultan acı acı tebessüm etmiş: - “Hava bile haram, hava bile!..” demiş. SÖZÜN ÖZÜ: ÇOK BİLMİŞLERE HİÇ BİR ŞEY ANLATAMAYIZ. BİZDE HERKES ÇOK BİLİYOR. Herkes bildiğini okuyor. DİN BİZE UYMUYORSA, KENDİMİZE UYDURUYORUZ. Allah yar ve yardımcımız olsun.