Ebedi mutlulukyurdu cennet!

14 Temmuz 2017 Cuma

Kaçınılmaz olan ölüm sonrasında, yok olmayı değil de; sonsuza değin var olmayı arzulayan insan ruhu için öteye, yani ahirete inanmak zorunlu bir gerçekliktir. Şairimizin de veciz bir şekilde vurguladığı gibi:

“Ot-çöp gibi insan, çürüyüp mahvolacaksa;

Taşlar gibi hissiz, bu mezarlar dolacaksa..

-Hâşâ- bir adâlet günü olmazsa ilerde,

İnsan neye katlanmalıdır bir sürü derde?

Rûhun bütün arzûsu heder, öyle mi?-Hâşâ-

Tiksindirir insânı bu çılgınca temâşâ!

Vicdan, bulur âsûde tesellisini dinde,

Mes’ud ebediyyet, bu hayâtın ötesinde!”(1)

 

Evet en hassas ölçülerde, kötülerin, zalimlerin cezalarını görecekleri; iyilerin ve mazlumların da ödüllerini ve haklarını alacakları ahiret hayatı şükür ki vardır ve şüphesiz bir hakikattır. Ve orada sonsuza değin saadet ve huzur içinde yaşamak ise dünyada sadece ve sadece Cenneti hak etmeye bağlıdır. Bu elbette bilinçli olarak hayat sürmeye bağlıdır. Öncelikle âhirete inanmış olmamız sonra da hayata bakış tarzımızı ve değer yargılarımızı bu inancımıza göre şekillendirmiş olmamız icap eder. Bu değişimin nasıl olacağı hususunu kısaca bir hatırlayalım.

Yüce Kitabımız “Kur’an’a göre; ahirete inanmak şu anlama gelir:

İnsan tüm yaptıklarından ve tüm davranışlarından Allah’a karşı sorumludur.

Bu dünya sonsuz değildir, mutlaka sona erecektir.

Ahirette başka bir dünyanın başlayıp, istisnasız bütün insanların yaptıklarının hesabını vermek üzere, herkesin yaptığı amellerin karşılığını göreceği zamanı sadece Allah bilir.

Allah’ın iyi olarak hüküm verdikleri cennete, kötü olarak hüküm verdikleri de cehenneme gidecektir.

Başarı ve başarısızlık, bu dünyadaki gibi zenginlik ve fakirlikle ölçülmeyecektir.”(2)

Öncelikle dünyaya bakışını ve davranışlarını bu ilkeler ışığında şekillendiren mümin; kendisi için Kitabımız Kur’an’da belirtilen özelliklerin sahibi olarak cennete doğru yolunu ve yordamını çizmek zorundadır. Zira “Âmentüde belirtilen imanın şartlarına inanmak, namazı gereğince ikame etmek, Allah’ın kendisine rızık olarak verdiğinden infak etmek, ırzını korumak, ahde vefa ve emanete riayet etmek, Allah uğrunda mücahede etmek, iyiliği teşvik edip kötülükten sakındırmak, mü’minlere karşı mütevazı olmak ve aralarını ıslah etmek, Allah’a ve Resûlü’ne itaat etmek gibi âlî vasıflarla muttasıf olmanın gereğini Yüce Kitab mü’minlerine hep hatırlatır. Bu insânî erdemleri kuşanmanın önemini muhtelif vesilelerle işaret eder.”(3)

Özet halinde ve ana başlıklar altında zikredilen bu sıfatlar Yüce Yaratıcımızın sonsuz saadet yurdu cenneti arzulayanlar için öngördüğü niteliklerdir. Ki cennet, dünyevî niceliklerin sahibi olanlar için değil; Rabbânî niteliklerin kahramanları içindir. Hz. Ali (k.v.), Cenneti isteyip de kendilerinden istenilenler karşısında duyarsız davrananların durumunu ne güzel ifade etmiştir: 

Şaşıyorum ki her şeyin isteklisi, istediği şeyin yolunda bunca çalıştığı halde, Cennet’i isteyenler, Cennet’i elde etmek yolunda hiç çalışmıyor ve hep uyuyorlar. Cehennem’den kaçanlar da, kaçmaları gereken yerde hiç istiflerini bozmadan sırt üstü yatıyorlar.” (4)

O halde geliniz, Hz. Ali’nin (k.v.) irşadına kulak verelim ve cennetin güllerini, zambaklarını yetiştirmeye başlayalım:

“Altı hasleti kendinde toplayan kimse cennet için bir talep, cehennem için de bir kaçış yeri bırakmış, hepsini elde etmiştir.

Allah’ı bilmiş O’na itaat etmiştir.

Şeytanı tanımış ve ona isyan etmiştir.

Allah’ı bilmiş ve O’nu arzulamıştır.

Dünyayı tanımış ve onun meşru olmayan taraflarını terk etmiştir.

Hakk’ı hak bilmiş ve ona ittiba etmiştir.

Bâtılı bâtıl bilmiş ve ondan sakınmıştır.”(5)

Halbu ki haramlar ve isyanlar içinde sırt üstü yatmak ve gaflet içinde uyuklamak şöyle dursun, bu kutlu yolun ve şerefli hedefin rölantide yürümeye bile tahammülü yoktur. Çünkü Cennet için Rabbimizin “Sâriû=Koşunuz!” talimatı vardır. Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:  

  Rabbınızdan gelecek olan mağfirete ve takva sahipleri için hazırlanan, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun. (6)

--------------------------------

1- Ali Ulvi Kurucu,

2- Mevdudi, Tefhim’ul- Kur’an, c.1, s.45.

3- Cafer Durmuş, Altınoluk, Ağustos 2005, s.26.

4- Ali Ünlü, Vecizeler-Öğütler-Parolalar, Şûle, s.78.

5- İmam Askalani, Münebbihat

6- Âli İmrân, 133