Ahiret hayatına hazırlık

21 Temmuz 2017 Cuma

Allah’ın zatına kulluk için yarattığı insanoğlunun hayatı, iki önemli devrede cereyan etmektedir. Bunun ilk devresine  “el- Hayat-üd- Dünya” yani en yakın, içinde bulunulan hayat denmekte olup, bizim Dünya hayatı diye isimlendirdiğimiz dönemdir. Diğeri ise “el- Hayat’ül-Ahire” yani son ve sonraki hayat denilen Ahirettir. (1)

Mümin kişi, hayatı bu iki dönemiyle görüp tanıyan ve buna göre ömür süren bir inancın sahibidir. Bu inanç, dünya yaşantısını bir imtihan; ahireti de bu sınavın sonucunun yansıması olarak değerlendirir. Mümin, hayatının ilk döneminde ne yaparsa hatta bu zerre kadar bile olsa, onun karşılığını hayatının son bölümü olan ahirette kesinlikle göreceğine inanır. Bu bölüm yani ahiret, artık sonu olmayan ya bir cennet hayatıdır, ya da cehennem yaşantısıdır. Müslüman; bu inanç ve şuura teslim olmuş kişidir. İşte bu inanç ve şuurdur ki insanı; hayatının sonuna göre hazırlanmaya, ömrünü ölüm sonrası ölümsüz olan hayata göre düzenlemeye sevk eder. Tabii burada hemen şunu belirtelim ki söz konusu hazırlık, sarılacağımız kefenin, gömüleceğimiz kabrin şimdiden hazırlanması demek değildir.

Eline aldığı bir kazmayla kendine kabir hazırlamaya giden birini gören Hz. Ebûbekir (r.a.), o kişiye ve böyle düşünenlere şu ikazda bulunur:

“Ey Allah’ın kulu! Mezarı kendine değil, kendini mezara hazırla!”der.

Yine bu hazırlık, bir hasep ve nesep meselesi yani şunlardan veya bunlardan olmak tercihi de değildir.  

Hz. Fatıma (r.a.) vefat ettiği zaman, cenazesini dört kişi alıp götürür.

Götürenler; Hz. Ali (r.a.) ve iki oğlu, bir de Ebû Zerr’il Gıfâri (r.a)’dir. Kabre vardıklarında Ebû Zer ayağa kalkıp; 

“Ey kabir! Sen bu getirdiğimizin kim olduğunu biliyor musun? Bu Nebî’nin (a.s.) mübarek kızı Fatıma’dır, Hz. Ali’nin hanımı Fatımet’üz Zehradır, Hasan ve Hüseyin’in anneleridir”dediğinde kabirden bir ses işitilir. Bu ses; 

“Kabirler hasep ve nesep yeri değildir. Ancak amel-i salih yeridir. Ben de ancak hayırı çok olan, kalbi selim ve ameli halis olan necat bulur, kurtulur” demektedir. (2) 

Bu hususta Kâinatın Efendisi de şöyle ikaz etmişlerdir:

“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Sadece sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.” Bu noktada dünyalıkların konumunu şairimiz şöyle dillendirir: 

“‘Ticaretin tüm ziyan!’ diye bir ses rüyada;

Mezarına birlikte girecek şeyi kazan!

Seni gözleyen eşya, bitpazarı dünyada,

Patiska kefen, çürük teneşir, isli kazan.”(3)

Yine aynı şairimiz İstanbul’un tarihi Karacaahmet mezarlığını işaret ederek;  

“Deryada sonsuzluğu fikretmeye ne zahmet!

Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!

Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;

Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?”(4)

diye seslenerek dikkatleri öteye ve ötede elimizde kalacak şeylere çeker.

İşte ahirete hazırlık, bugün burada, orada elde kalacak şeyleri kazanabilmektir. Dünyada elde edilen değerleri öteye taşıyabilmektir. Dünya nimetlerini Cennet meyvelerine dönüştürebilmektir. Dünyada ki çalışıp çabalamalarla, ahiretin Cennetini imar edebilmektir.

Kısaca,  ahirete hazırlık; dünyada cennet ve cehennemin varlığını hissederek hayat sürebilmek ve davranışlarımızı  buna göre yönlendirebilmektir. Şu tablo ne kadar manidardır: Allah Rasülü karşısındaki sahabiye sordu:

“-Nasıl sabahladın Ya Hâris?

-Gerçek mümin olarak sabahladım Ya Resûlallah! [Diye cevap verdi. Efendimiz yine sordu:]

-Ne söylediğinin farkında mısın? Hele iyi bir düşün (Ya Hâris!). Her şeyin (özünü yansıtan) bir hakikati vardır. [Sen] ‘Gerçek mümin olarak sabahladım’ dediğine göre senin imanının hakikati nedir? [Haris:]

-(Ya Resûlallah!) Dünya benim için cazibesini yitirdi. Ona ait hiçbir ihtirasım yok. Gecemi (ibâdetle) uykusuz, gündüzümü (oruçla) susuz geçirdim.

Apaçık bir şekilde Rabbimin arşına bakar gibiyim. Cennet sakinlerini birbirlerini ziyaret ederken görür gibi oluyorum. Cehennemlikleri görür ve Cehennemin içinde (kopardıkları feryadı da işitir) gibiyim.

(Aldığı cevaplardan sonra) Allah Resûlü:

-Ya Hâris! Gerçeği bildin, özü kavradın. Bu halin üzerinde devam et, buyurdu ve bu sözlerini üç defa tekrarladı.”(5)

Ne mutlu, imanının bilincine ulaşarak, dünyalarını cennet tarlası kılabilenlere! 

Ve ne yazık ki, hayat nimetini cehennem çukuruna dönüştürenlere!

-------------------------------

1-Bk. Mehmet Yaşar Soyalan, Elmalılı Tefsirinde Kur’ânî Terimler ve Deyimler, s. 46, 104

2-Bk. Halil Dostlar, Ribat, Haziran, 1992.

3-N.F.Kısakürek, Çile, s.114.

4-A.e. s. 168.

5-  A. Rıza Demircan, Allah’ın Resûlü’nden Hayat Düsturları, s.32.

 

  • coskun coskun 4 ay önce
    Gaflet oyle kor ediyor, ihtiraslar kontrolu kaybettiriyor, makamlar bas döndürüyor,cerbeze olan hakikati hayal gosteriyor.Cok dikkatli olmali. Tekrar sinava girme sansi yok.Rabbim bizlere Rahmetinle muamele eyle. AMIN.
  • AynenAynen4 ay önce
    Daha bu dünyada güzel birşey yapmamışken ahireti düşünmek samimiyetsizliktir....
  • kabirkabir4 ay önce
    Demek kabir cevap verdi.
  • ABDULLAH ASLANABDULLAH ASLAN4 ay önce
    Güzel bir yazı, İnsanı dünyanın hengâmasından uzaklaştıran bu tür yazılara ihtiyacımız vardır. Yüreğinize sağlık.